Pek çok alanda bayrağı kaybeden Hollywood’un elinde kalan
nadir mevzilerden biri bilim-kurgu türü. Amerikan sineması bu türe dair o kadar
büyük ve önemli filmler üretti ki, tatmin çıtası kolay ulaşılır bir yükseklikte
değil. Açıkçası, yeni çıkan her bilim-kurgu örneği bu nedenle çok fazla şansa
sahip olamıyor. Karanlıktan Gelen (Dark Skies) bu türün en cazip temalarından
birine; uzaylı meselesine, gizem ve korkuyu da ekleyerek etkileyici olmaya
çalışan bir film.
Üniversite yıllarımda oturduğumuz semtte bir adam vardı.
Yaşını tam tahmin edemediğimiz bu tuhaf adam, zaman zaman bekar evimize gelir
ve inanılması zor şeylerden bahsederdi. Anlattığına göre, yaklaşık 20 yıl önce
uzaylılar onu evinden alıp, daha önce hiç görmediği yerlere götürmüş, bir
şekilde beyninin kopyasını almış, genetiğine müdahale etmiş ve yine bir gece
yarısı geri getirip evine bırakmışlardı. Merak dolu bakışlarımız eşliğinde
sorduğumuz hemen her soruya kendi mantığı içinde cevaplar veren bu tuhaf adam,
ilk etapta dinleyenleri etkilese de, farklı günlerde sorulan aynı sorulara
farkla cevaplar verdiği için, hemen herkesten ‘deli’ damgası yemişti bile. Ve
sadece bir soruya cevap ver-e-mediğini hatırlıyorum. O da şu: “Peki abi, bu
uzaylılar, bu kadar insan varken neden seni seçtiler?” Önce biraz bozuluyor ve
sonra sorunun hakkını teslim ediyordu: “İşte onu ben de bilmiyorum ama bir gün
ortaya çıkar sebebi!”
Scott Stewart, kariyer olarak görsel efekt sahasında
uzmanlaşmış bir isim. Çok büyük projelerde görev almış. Iron Man, Red Cliff,
ünlü bilim-kurgu klasiği Blade Runner’in revizyonu gibi önemli işlerde onun
ismi de var.
Üstelik eli kalem tutan biri Steward. Daha önce Kıyamet
Melekleri (Legion) ve Kutsal Savaşçı (Priest) isimli iki özgün ama vasatı
aşamayan filmi hem yazımına katkıda bulunmuş, hem de yönetmenliğini yapmıştı. Her
iki filmin de hem tür açısından, hem de muhteva olarak bir takım ortak
paydaları vardı. Steward, sadece bilim-kurgu tarzını kullanmıyor, buna birkaç
farklı tür ve küçümsenmeyecek derecede inanç referansları ekleştirerek
yapıyordu filmlerini. Karanlıktan Gelen, yönetmenin bu türdeki yolculuğunda
üçüncü durağı. Açıkçası yönetmen, daha önce çektiği iki filmin bazı yönlerini,
ya izleyiciyi çok tatmin etmediği için tırpanlamış ya da artık o alanda
söyleyecek başka şeyi kalmamış. Bu nedenle Karanlıktan Gelen, ‘Uzaylılar’
klişesine fazlasıyla sahip ve neredeyse yeni bir şey söylemeyen bir yapım.
Hikaye şöyle: Şehrin kenar ama fakir olmayan mahallesinde
yaşayan genç bir aile rutin hayatlarını mutlu-mesut şekilde devam ettirirken,
bir anda evlerinde garip şeyler olmaya başlar. İlk başlarda hırsızdan
şüphelenirler ama öyle olsa bile çok muzip biri olmalıdır hırsız. Zira pek bir
şey çalmadığı gibi, evdeki eşyalar ile tuhaf şekiller çizer, ortalığı birbirine
katar. Klasik güvenlik önlemleri almaya çabalarken, küçük çocuklarının da
tuhaflaştığını görürler. Ve en inanılmaz olan olur, eve gelenler hem çok
gizemli, hem de ısrarcıdırlar. Aile bir anda uzaylıların ürkütücü tehdidi
altında kalır.
Film, Steward’ın önceki yapımlarından ziyade mebzul miktarda
Paranormal Activity ve Ruhlar Bölgesi filmlerine benziyor. Yapımcının aynı
olması bu nedenle tesadüf değil. Birinde cin vs, diğerinde ruhlara atfedilen
gizem, Karanlıktan Gelen’de uzaylılara yükleniyor. Bu nedenle bu iki filmi hatırlatan epey sahne
var. Scott Steward’in biraz önce bahsini ettiğimiz iki filminin, son filminden
farklı olmasının nedenlerinden biri de, yapımcının bu işe fazla bütçe
ayırmaması olabilir. Bir önceki filmini 60 milyon dolara çeken yönetmen, bu
filmi için sadece 3.5 milyon dalar harcamış. Dolayısıyla Karanlıktan Gelen,
yüksek sahne pek içermediği gibi, genellikle Paranormal Activity gibi evin
içerisinde geçiyor.
Filmin sıkı sıkıya sarıldığı ilk kavram, ailenin korunma
güdüsü. Çaresiz durumda kalan kalan modern insanın, aradığı çıkış yöntemlerini
sırayla uygulayan sıkışık aile, kendi kavramlarına sıkı sıkıya sarılarak belayı
defedebilmeye uğraşıyor Karanlıktan Gelen’de. Bununla beraber, film salt bir
uzaylı tehdidi ile sınırlı kalmıyor, Amerikan hayatının günceline ait pek çok
meseleyi de yan mesele olarak işliyor. Ekonomik sıkıntı, işsizlik, bozulan
dengeler vs.
Film, neredeyse tüm süresi boyunca hiçbir sürprize sahip
olmadan, sadece seyirciyi tedirgin etme güzergahında ilerlerken, kendini
kaptıranlara iyi vakit geçirtiyor ve esas vurucu darbeyi finalde yapıyor. Scott
en iyi bildiği şeyi, görsel ve işitsel efektleri başarıyla uygulayarak filmin
gerilim dozunu hep yukarıda tutuyor. Karanlıktan Gelen’in başarılı olan
özelliklerinden biri de, filmin ana korku öğesi olan uzaylıları çala-kamera bir
iki planda gösterip, gerilimi buna rağmen sağlayabilmesi.
Son tahlilde şunu söyleyebiliriz; her ne kadar düşük bütçeli
bir prodüksiyon gibi görülse de, musallat olan belayı (ruh ya da cin yerine
uzaylılar) değiştirerek kontrollü bir film olmuş Karanlıktan Gelen. Ait olduğu
kültür gereği, çok fazla hakim olamadığı post-apokaliptik mevzular yerine
(Priest ve Legion örneğinde olduğu gibi) daha güncel ve bilim-kurgu
perspektifiyle klişe hikayesiyle kısmî bir başarıya da ulaşıyor. Neticede bu
türe uzaktan muhabbet gösterenleri sıkmayacak, türün aşinalarını tatmin edecek
bir yapım çıkıyor ortaya.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder