14 Ekim 2013 Pazartesi

Yerçekimi: Boşluğa sıkışmak


Sinema bilim kurgu türünde pek çok saçmalığa imza atmasına rağmen, özellikle uzay temalı filmlerinde şahane örnekler de vermiştir. 2001 a Space Odyssey, Solaris ve son olarak Moon (elbette çoğaltılabilir örnekler) … Hepsi birbirinden etkileyici, varoluşa dair önemli sorgulamalar içeren filmlerdi.

Açıkçası Uzay içerikli filmler mebzul miktarda felsefe ve mistizm içerdiği için sinemaya çok uygun konseptler ihtiva ediyor. Children Of Men – Son umut adlı bilim kurgu filmiyle dikkat çekip, büyük sükse yapan yönetmen Alfonso Cuaron, uzay içerikli bir bilim kurgu çekeceğini ilan ettiğinde epey heyecan dalgası oluşturmuştu. George Cloney neyse de, başrolde Sandra Bullock’un oynayacağının kesinleşmesi umutları bir nebze söndürse de, özellikle görüntü yönetmeni ile beraber Cuaron’un sıra dışı bir imza atacağından herkes emindi.

Ve nihayet Gravity-Yerçekimi vizyona girdi.   Uzay boşluğunda mahsur kalan astronotların hikayesini anlatan bir tür astro-felaket filmi olan Yerçekimi, son derece iyi şekilde başardıkları ile ıskaladıkları arasına sıkışan bir film olmuş. Önce hikayesinin ayrıntıları:

Üç astronot bir uzay mekiğinin tamirat ve tadilatı için dünyanın hemen dışında uzay boşluğunda çalışmaktadır. Biz neşeli olan astronot Sharma’yı pek görmeyiz. Ama esas kahramanlarımız Matt Kowalsky (G. Clooney) ve Ryan Stone (erkek ismi olmasına bakmayın Sandra Bullock) iki farklı karakterdir. Aslında tıp alanında bir bilim insanı olan Ryan uzay konusunda sadece teorik deneyime sahiptir. Matt ise mesleğinin son uçuşunu yapan bir emektardır. Her şey düzgün giderken, başka bir uzay mekiğinin parçalanmasıyla oluşan molozlar kahramanlarımızın bulunduğu mekiğe doğru hızla gelir ve iki astronot uzayın bitimsiz boşluğunda bir anda yapayalnız kalırlar. Üstelik Ryan’ın oksijeni bitmek üzeredir. Bu iki yalnız insan, bir yandan kurtuluş için çareler ararken, diğer yandan birbirini yakından tanıma imkanı bulurlar. Ancak, boşluğun onlara sürprizi hiç bitmeyecek ve onlar çabaladıkça durum daha da kötüleşecektir.


Yerçekimi yönetmen Alfonso Cuaron’ın kendisinden bekleneni ziyadesiyle verdiği bir film olarak karşımızda. Bir kere muazzam ustalıkta bir görüntü yönetimi ve görsellik var filmde. Londra’daki Shepperton Stüdyolarında çekilen ve Venedik Film Festivali’nin açılış filmi olarak gösterildiğinde büyük beğeni kazanan Yerçekimi’nin  Steven Price’ın imzalı müzikleri de usta işi. Ed Harris’in sadece sesiyle katkıda bulunduğu film tahmin edileceği üzere bir ordu kalabalığında görsel efektçiye sahip. Fakat tüm yapaylığına rağmen muazzam inandırıcı ve zengin bir görselliği var filmin.

Bullock’un şaşırtıcı performansı

Sandra Bullock, daha önce birkaç kez ‘Ahududu’ ödülüne layık görülmüş ve bu ödül törenine katılarak bizzat alabilecek medeni cesareti göstermiş bir oyuncu. Bullock, Yerçekimi’nde son derece şaşırtıcı bir performans gösteriyor ve –belki biraz abartılı olacak ama- neredeyse Oscarlık oyun sergiliyor. Bu tür filmlerde oyuncunun hem fizik hem de rol gücü çok önemlidir. Bullock, ihtimal ki sıkı bir beden terbiyesiyle desteklediği oyun gücünü ustalığıyla birleştirerek iyi iş çıkarıyor.  Bullock bu rolüyle ödül alamayacaksa bunun sebebi kendisi değil, yetersiz senaryodur, diye düşünmekteyim.
George Clooney kendisinden istenileni veren bir oyun çıkarıyor Yerçekimi’nde. Zaten başka oyuncusu da yok diyebiliriz. Neredeyse yüzünü görmediğimiz bir başka astronot ve sesiyle filme katkıda bulunan Ed Harris var. Harris ile Apollo 13’e gönderme yapıyor film.


Senaryo filmi aşağı çekiyor

Yerçekimi’nin temel sıkıntısı senaryosu. Aslında bir başyapıt olabilecek unsurları taşıyan bir film var karşımızda ama popülerliğin cazibesi galip geliyor sanırım ve yönetmen tercihini popüler izleyiciden yana kullanıp filmi aksiyonun –sığ- sularına doğru yönlendiriyor.

Film, belki izleyiciye tam olarak geçiremiyor ama ciddi anlamda bir hayat özeti konseptine sahip. Esas kahramanın doğumunu, büyümesini ve nihayet yaşlılığına kadar taşıyor bizi. Aslında teorik olarak güzel görünen bu buluşu, yeterli alt metin ve katmanlarla destekleyemediği için nispeten havada kalıyor bu çaba.

Oysa boşlukta sıkışıp kaldıktan sonra, üstelik yapayalnız bir başına iken, hayata dair esaslı sorgulamalar ile derinleşme imkanı var böylesi bir hikayede. Baba-oğul Cuaron’lar son derece basit kalem darbeleriyle adeta geçiştiriyorlar bu fasılları. İnsanoğlunun kendini aciz, küçük ve yetersiz gördüğü anlarda kafasının içini görüp, dinleyebilme şansını veriyor bize sinema. Bu şansı kullanmak istemiyor Alfonso Cuaron.

Zira, hikaye bir noktaya ulaştıktan sonra yolu çatallaştırıyor ve tercihini aksiyondan yana kullanıyor. Durum böyle olunca, film boyunca yapılan o şahane ekimler ve ekinler hasat edilmeden boşlukta bırakılıyor. Belli bir noktadan sonra tamamen ‘hayatta kalma’ mücadelesine dönen Yerçekimi, sadece muhteşem görselliği ile değil, muazzam bir varoluş sorgulamasını ıskalayan film olarak da tarihteki yerini alıyor.


Uzayda anlatılan hikayeler ile tabiri caizse vakit dolduran film, evladını kaybeden travmalı annenin kendi içine doğru yaptığı yolculuğu ‘es’ geçiyor, çok sıkı ve sağlam bir varoluş sorgulamasının etrafından gezinip uzaklaşıyor.

Esas etkileyicilik görsellikte

Filmin görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki’ye ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Rus kökenli Meksikalı fotoğraf sanatçısı Lubezki, yine Cuaron ile beraber çalıştığı Son Umut’ta izleyen herkesi kendine hayran bırakmıştı. Gerçi filmografisinde Burn After Reading ve –özellikle- Ali gibi başarısız örnekler de bulunan Lubezki’nin hassaten Cuaron ile tekrar çalışması epey heyecan oluşturmuştu. Emmanuel Lubezki, Yerçekimi’nde öylesine muazzam bir iş çıkarıyor ki, film görselliği ile çağdaşlarından epey arayı açıyor. Yerçekimi her şeyden çok fazla olarak görselliği ile büyüleyici bir film.

Bu tür yapay fon önünde çekilen filmlerde kameranın çok fazla hareket özgürlüğü yoktur. Filmin hazırlık aşamasında yapılan dekupajlar ustaca olmamışsa, çekim süreci felakete bile dönüşebilir. Yerçekimi, bütün bu handikapları zerre kadar hissettirmemekle beraber, çok daha ilerisine giderek, uzayın sonsuz boşluğundaki kahramanların etrafında o kadar ustaca dönüyor ki, -işin içine bir de 3 boyut girince- gerçeklik hissi seyirciye son derece etkileyici biçimde geçiyor.


Bu kadar da değil, dahası var. Genelde Terence Malick filmlerinde gördüğümüz, kadrajın hissin yerine geçme metaforlarını Cuaron yönetiminde Lubezki çerçevelerinde de görüyoruz. Kadraj o kadar ustaca ve hassas şekilde hareket edip doğru yerlerde duruyor ki şaşmamak mümkün değil. Zengin bir fona rağmen son derece kısır ve zengin olmayan set-uplar var aslında. Bir uzay mekiğinin çevresinde tur atarak yaşanan maceradaki gerilim ve dramı ancak böyle usta işi bir görüntü yönetimi bu kadar diri tutabilirdi. Gerek öznel açılar, gerekse kameranın özgür hareketleri kahramanların yaşadığı tüm heyecanı bütün ağırlığıyla seyircinin önüne döküyor. Yer yer stabil duran çerçeve, dozunda ağır çekimler ve yakın planlar görselliği benzersiz kılıyor. Finalde ekrana sıçrayan çamurda bile bu hissi tatmin amacı var. 

Filmin hikayesi de çok ilginç aslında. Yerçekimi’ni çekebilmek kolay olmamış. Cuaron, kendisi gibi senarist olan oğluyla (Oğul Jonas da çok ilginç bir kişilik. Sadece kaleme hakim değil, oyuncu, fotoğraf sanatçısı ve aynı zamanda çok iyi bir görüntü yönetmeni.) yaklaşık 4 yıl boğuşmuşlar senaryo ile. Senaryo bittikten sonra ise esas sıkıntıyı fark etmişler. Teksti okuyan görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki, hali hazırdaki teknik imkanların böylesi bir filmin çekimi için yeterli olmadığını söylemiş. Ve yine yıllar sürecek araştırmalar ve deneyler ile şu andaki kullandıkları sistemi keşfetmiş ikili. Kullanılan sistemin farkı şu: Filmde kazazedeler oradan oraya savruluyorlar ama gerçekte, onlar bir kafes içinde sabit dururken fon hareket ediyor.


Tüm eksiklik ve yetersizliklerine rağmen Yerçekimi kesinlikle izlenmeyi hak eden bir film. Her şey bir yana sadece sahip olduğu görsellik muazzam bir deneyim yaşatıyor izleyiciye. Son bir not; filmi mutlaka ama mutlaka 3 boyutlu, hatta mümkünse IMAX versiyonundan izleyin. Pişman olmazsınız.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder