Onur, Japon kültürünün en bariz unsurudur. Şeref ve
haysiyeti yaşayan bir topluluğun elbette ki tüm anlatılarının temel argümanı bu
kavramlar olacaktır. Mevzu bahis şeref olduğu zaman, ölüm bile basitleşir Japon
kültüründe. Sıklıkla Harakiri ile karıştırılan Sappuki bu nedenle geleneksel
Japon kültüründe çok önemli bir eylemdir. Ve tabii bu bahis açıldığında
aklımıza ilk olarak Japonların unutulmaz yazarı Yukio Mishima gelir. Mishima,
yaklaşık 50 yıl önce Japon toplumunun yozlaşmaya başladığını söyledi, bu
anlatan kitaplar yazdı. Yetmedi bizzat harekete geçti. Felsefesini çok daha
eski geleneksel samuray kültüründen aldığı bu yol onu intihara kadar götürdü.
Samurayın el kitabı mahiyetindeki Hagakure adlı eserinde
Josho Yamamato, “Zaferin nasıl kazanılacağı anlatılarak öğrenilmez.” der. Belki
de bu nedenle Japon sanatı kendi efsanelerine mesafeli duruyor. Özgün
sinemasını Güney Kore’ye kaptırdığından beridir eli yüzü düzgün pek film
çıkmadı Japon sinemasından. Hollywood boş durmadı ve en meşhur tarihsel
vakıasını alıp önümüze servis yaptı: 47 Ronin…
Yaklaşık 300 yıl öncesinde yaşamış olan Oishi Kuranosuke ve
onun roninleri bir efsane olmuştur. Japon medyasının bitmek tükenmek bilmeyen
bir malzemesidir 47 Ronin hikayesi. Filmlere konu oldu, haklarında kitaplar
yazıldı, oyunlar sahnelendi. Günümüz Japonya’sında idealize edilmiş Samuraya özlemin diğer adıdır
47 Ronin. Mezarları ziyaret edilir, hala ağıtlar yakılır, tütsülerin dumanı
tüter.
Film tipik Amerikan mantığıyla meseleyi ele alıp şöyle
hikaye etmiş: Tehlikeli bir savaş lordu ustalarını öldürüp kendilerini sürgün
edince, artık liderleri olmayan 47 samuray intikamlarını almak ve kaybettikleri
onurlarını yeniden kurtarmak için yemin ederler. Evlerinden sürgün edilmiş ve
ülkenin dört bir yanına dağılmış Roninler, düşsel ve mitik güçlerle şekil
değiştirebilen büyücülerle savaşırlar. Bu mücadeledeki en büyük güçleri ve
gizli liderleri, çocukken tekinsiz bir ormanda bulunup, savaşçı olarak
yetiştirilen bir melez olan Kai’dir. (Keanu Reeves)
Hollywood’u anlamak gerçekten zor. Parasını sokağa atmaktan
hazzetmeyen bu endüstri, 220 milyon dolardan daha fazla bütçesi olan bir filmi,
üstelik epey zamandır ortalıkta görünmeyen Keanu Reeves karizmasını da
ekleyerek bugüne kadar üç kısa filmden başka bir şey yapmayan Carl Rinsch’e
teslim etmiş. Senaryodaki profesyonel seyreltilmeyi ve klişe unsurların
eklenmesini riski minimize etme mantığına bağlamak lazım. Bu durum bize 47
Ronin filminin senaryosu hakkında fikir veriyor zaten.
Japonların uluslararası bir değer ve ilgi odağı olan
‘samuray’ meselesini alıp Amerikan film soslarına bulayarak, epik sinemanın ana
hattından asla ayrılmadan yol alması, aslında Son Samuray ile elde edilen 500
milyon dolarlık denenmiş bir gişenin açtığı iştahtan başka bir şey değil.
Risksiz ama algı ve estetiği düşük senaryoyu acemi bir
yönetmene emanet edince, filmdeki teknik kusurlar da, masada çözümlenmeye
çalışılmış. 47 Ronin karanlık film. Muhteva olarak değil teknik olarak
karanlık… Bu koyuluğu üç boyut teknolojisi bile mazur gösterecek düzeyde değil.
Oyuncu yönetimine pek ihtiyaç duyulmayan filmde, Reeves gibi
ustalara, Japon deneyimli oyuncular eşlik etiğinden bu alan pek sorunlu değil.
Temel sıkıntı ise, epik sinema için şahane bir kumaş olan hikâyenin çarçur
edilmiş olması. Bakmayın 13 yaş sınırlandırmasına, büyücü, falcı unsurları
olmasa dört dörtlük bir çocuk filmi 47 Ronin. Film diliyle, anlatımı ve
estetiğiyle…
Hollywood’dan sakınmak lazım. En naif, yüzyıllar boyu
süregelen anlatıyı alır, kendi damak zevkine göre darmadağın eder ve tuhaf
soslar ile sofraya getirir. En basit ifadeyle yozlaştırır, bayağılaştırır ve
tüm derinliklerini yok eder. 47 Ronin’in başına gelen de maalesef bu.
Filmin en beğendiğim yönü ise, o kadar insanın ölmesine
rağmen neredeyse tek damla kan göstermemesi. Bu başarı genç yönetmenin
‘olmuş’lar hanesinin başına yazılmalı.
Şöyle der bir Japon atasözü: Ayakta ölmek, dizüstü
yaşamaktan iyidir!



.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder