30 Ocak 2014 Perşembe

Özgür adam ardına bakmaz!


Endüstriyel sinemanın mensuplarına sağladığı en önemli avantajlardan biri, tutmuş formülleri kolayca kullanabilmeleridir. Belli bir türe ait örnek için her daim el altında tutulan ve gişesi garanti olan formüller vardır. Keza, popüler festival ve yarışmalar için de benzer formülleri mevcuttur sanayileşmiş sinema sektörünün. Şüphesiz bu sektörün başında Hollywood gelir. Gerek kurumsal bazda, gerekse bireysel tercihlerde Hollywood mensupları sıklıkla bu formüllere müracaat eder ve kahir ekseriyetle tuttururlar. Mesele rekabet ve konjonktürel zamanlama meselesidir. Eğer iyi denk getirilmezse, sağlam bir batış da söz konusu olabilir zira.

İngiliz yönetmen Steve McQueen (hayır, tahmin ettiğiniz meşhur ve merhum oyuncu değil) hiç de fena olmayan filmografisini (6 yıl önce Açlık ile aklımızı çelmişti) bir kölelik filmi ile taçlandırmayı planlayınca bahsini ettiğimiz hazır formüle müracaat etmeyi doğru bulmuş. Kendisi de siyahi bir sanatçı olan McQueen, ilk iş bu mevzuda çok satan popüler bir kitaba müracaat etmiş. Yaklaşık 160 yıl önce bizzat Solomon Northup tarafından kaleme alındıktan sonra klasikleşen 12 Yıllık Esaret – 12 Years a Slave hem konjonktürel hem de sinematografik açıdan kötü bir tercih değil aslında. Ancak… Detaylandırmadan hikayesine bir göz atalım.


19. Yüzyılın başları Amerika… İç Savaş patlamak üzeredir. Kendi çapında küçük bir burjuva dünyası kuran siyah renkli çiftçi Solomon Northup, katakulliye getirilince kendini bir anda köle pazarında bulur. Özgürlüğün tadını bilmeyeni köle yapmak kolaydır derler, katlanılmaz olan özgür insanın köleleştirilmesidir. Northup da bu yeni durumu asla içine sindiremez ve 12 yıl boyunca her türlü eza ve cefanın yanı sıra köleleşmenin ruhunda açtığı yaralarla boğuşur. Sahibi olan beyaz, sadece bedenine değil ruhuna da eziyet edebilecek kadar fena biridir. Vakta ki, karşısına iyi yürekli kölelik karşıtı bir Kanadalı çıkar: Samuel Bass. Büyük uğraşlar sonucu tekrar özgür kalabilmeyi düşünen Northup yaşadığı 12 yıllık deneyimin ruhunda açtığı yaraları hesaplamamıştır.

Geçtiğimiz yıl Lincoln ve Django ile benzer meselelere çok farklı perspektiften bakmayı deneyen ve tür olarak de epey farklı olan iki filmin hemen ardından 12 Yıllık Esaret’i izlemek hem iyi, hem de kötü oldu. İyi oldu; zira bu tür dönem filmlerinin oluşturduğu tarih atmosferi bir şekilde devam ediyor ve olay/kahraman tasviri ekstradan bir inandırıcılık kazanıyor. Kötü oldu, çünkü yönetmenin ödül ve gişe için kullandığı formül neredeyse filmin her karesinden dışarı taşıyor.


Özellikle Tarantino’nun kölelik meselesine acımasızca katkıda bulunduğu sertlik üzerine çıkabilmek adına epey çaba harcayan yönetmen McQueen, bunu Tarantino alaycılık/kara mizahıyla vermediği için seyri hayli zor bir film çıkıyor ortaya. Belki de Lincoln ve Django’dan bu şekilde ayrışmak istiyor 12 Yıllık Esaret. Ne politik bir duruş ne de yer yer spagetti western tadı barındırıyor film. Özellikle Michael Fassbender’in canlandırdığı sadist sahip Edwin, psiko-analitik olarak izaha muhtaç bir karakter olarak filmde gezinip duruyor. Filmin batı dünyasında sarsıcı etkiye sahip olacağını tahmin etmek güç değil, ancak Suriye’den gün aşırı gelen vahşet görüntülerine aşina bir dünya için aynı şey söz konusu olabilir mi emin değilim.

Yönetmen, kahramanın çektiği acı ve ızdırabı izleyiciye geçirmek için tüm yeteneğini ve imkanlarını sonuna kadar zorlarken, filmografisinin önceki örneklerinde kullandığı dile nispeten sadık kalmayı başarması, filmin güçlü yanlarından. Ancak tam bu esnada, formüle sadık kalma adına dümen kırıyor film ve işin içine naiflik ve sevda meselesi giriyor. Tökezleme tam da burada başlıyor. 12 Yıllık Esaret, izleyiciyi etkilediği yerde bundan vazgeçip bir dolu ‘kıtır’ ile gişe ve ödül alma tuzağı kuruyor seyirciye.



Ve dozunda da bırakmıyor açıkçası… Neredeyse melodram sınırlarına kadar varıp, gözyaşından medet ummayı deniyor. Senaryonun mantık kevgirine döndüğü bu anlarda, soru sormaktan ziyade izleyip etkilenmemizi istiyor yönetmen. İhtimal ki, bol ışıklı salonlarda sarılacağı ödül heykelciklerini düşlüyor bu sahnelerde.


El hasıl; özellikle şiddet ve işkence sahnelerinde inandırıcılık dozu yüksek, seyri ve hazmı zor etkileyici bir film olmakla beraber, ticari sinemanın seyircinin algısına oynadığı bir film olarak perdedeki yerini alıyor 12 Yıllık Esaret…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder