Şangaylı Kar-wai Wong, alanındaki yenilikçi ve çarpıcı
tarzıyla Hong Kong sinemasının mihenk taşlarından biri kabul edilir. Grafik
tasarımcılığı formasyonu almış olan usta yönetmen, pek çok televizyon yapımında
ve filmde metin yazarlığı yaptıktan sonra ilk yönetmenlik deneyimi olan ''As
Tears Go By'' (1988) ile kendine has görsel dili ve çarpıcı anlatım biçimiyle
1989 Cannes Uluslararası Film Festivali Eleştirmenler Haftası'nda dikkatleri
üzerine çekti. Wong'un bir sonraki filmi olan '' Days of Being Wild'', Hong
Kong Film Festivali'nde, aralarında en iyi film ve en iyi yönetmenin de
bulunduğu toplam beş ödüle layık görüldü ama esas önemlisi, sinema sektörü yeni
bir ustanın farkına varmıştı. Hong Kong sinemasının en önemli yıldızları ve
görüntü yönetmeni Christopher Doyle’la beraber sinema tarihinin en önemli
ikililerinden birini oluşturdular.
Sinema dehasının bir göstergesi olarak görülen ve büyük
başarı yakalayan bir sonraki filmi ''Ashes of Time'' (1994)’ın çekimlerine ara
verildiğinde, sonradan kült filmler arasında yer alacak olan, Tony Leung ve
Faye Wong'un oyunculuklarıyla efsaneleşen ''Chungking Express''i çekti. Quentin
Tarantino, bu filmi yılın en iyi filmi olarak değerlendirmişti. ''Fallen
Angels''la 1995 Toronto Film Festivali'nde, Hong Kong'tan Arjantin'e uzanan
tutkulu ve çalkantılı bir aşk hikâyesini anlattığı ''Happy Together''la da
Cannes Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülünü alarak başarı grafiğini
yükseltti. Ancak Wang sineması için esas zirve 2000 yılında çektiği Aşk
Zamanı’dır. Cannes’da büyük yankı uyandıran ve Tony Leung'a en iyi aktör
ödülünü kazandıran filmin devamı niteliğindeki ''2046'', yönetmenin ilk bilim
kurgu deneyimi oldu.
Sinemanın bu çekik gözlü ustasının başarısının sırrı
şüphesiz perdeye getirdiği yenilikçi dildi. Klasik anlamda yazılı bir metne
bağlı kalmadan, öyküsünü doğaçlama yönlendiren ve oyunculara rahat bir rol
alanı açan Kar-Wai Wong’un sineması bu ikili özgürlük alanıydı. Ve şüphesiz bir
tasarımcı titizliğiyle kurguladığı resimler. Bu büyük usta uzun metraj
suskunluğunu epik bir döğüş sanatları filmiyle bozuyor. The Grandmaster-Büyük
Usta, Kung-funun usta isimlerinden birinin biyografisi olmakla beraber, klasik
Hong Kong aksiyon sınıflamasına girebilecek kadar türün kurallarına riayet
ediyor.
Daha önce de değişik dönemlerde perdeye uyarlanan ve
özellikle 2008 yapımı, Hong Kong sinemasının yaşayan en önemli yıldızı Donnie
Yen’in başrolünü oynadığı İp Man ile başarılı bir örnek veren aynı konu, Kar-Wai
Wong’un elinde bambaşka bir dil ve anlatım ile farklı tatlar içeriyor.
Hikaye şöyle: Dövüş sanatlarının giderek popülerleşmeye
başladığı 1930'larda bir çok insan; Güney Çin'deki Guangdong ilinin
merkezindeki Foshan'da bulunan ustalardan eğitim almaya can atmaktadır. Her
biri birer marka olan tecrübeli ustalar ise kendi aralarında yaptıkları
müsabakalarda sevgi-saygı çerçevesinde klasman belirlemektedirler. Müsabaka
boyunca dövüş alanının izole edilmesi, kapışmanın kendine has kuralları ile
geleneğe de bağlı kalınmaktadır.
Bu ustaların içinde en sessiz ve belki de en zengini olan
Ip-Man ise son derece sakin bir yaşam sürmekte ve tabiri caizse etliye sütlüye
karışmamaktadır. Ancak, beladan uzak durmak, konforunun bozulmasına engel
olmayacak ve yeteneğini sergilemek zorunda kalacaktır. Üstelik işin içine bir
de, evli olmasına rağmen bir gönül meselesi karışır ve başka bir usta olan
Kung’un güzel kızı (aynı zamanda o da dövüş ustasıdır) Yii’ye platonik bir aşk
duymaya başlar. İşin içine bir de Japon işgali girince İp-Man bir anda
fakirleşir ve ailesini geçindirmek için başka işler yapmak zorunda kalır.
Fakirlik değil, ülkesinin içine düştüğü acı onu yaralar.
İstila sonrası Foshan’da dengeler değişmiş, ayaklar baş,
başlar hain olmuştur. Ve tüm etik kuralların ayaklar altına alındığı zalim bir
hesaplaşma süreci başlar.
Epik bir uzak doğu aksiyon klasiği olan Büyük Usta,
geçtiğimiz sene Berlin Film Festivali’nin açılış filmi olarak görücüye çıkmış,
ancak ülkemizde !f İstanbul dışında vizyon şansı bulamamıştı. Nasıl bulsun,
filmin dağıtım şirketi Özen Film bile, tek cümlelik tanıtım bülteniyle filmi
görücüye çıkardı. Yapısı itibarıyla Wong’un diğer eserlerinden ayrılan Büyük
Usta (hassaten Hollywood için çektiği pespaye Benim Aşk Pastam’dan epey uzakta)
muazzam bir şiirsel film deneyimi.
Film, gücünü biraz da sağlam diyaloglarından alıyor.
Neredeyse adım başı aforizma sayılabilecek ağır lafların edildiği yapımda,
cümleler filmin ruhuna uygun yerlere monte edilmiş. Örneğin, kahramanı
anlatırken “Eğer hayat dört mevsimden oluşsaydı, 40 yaşımdan önceki her şey
ilkbahar olurdu.” deniyor. Ve işe
nasihatle başlarken “Sessiz olan konuşanı yener!” gibi evrensel bir kaide
dillendiriliyor. Neredeyse tüm repliklerinde, sanata ve hayata dair ‘öğreti’
düzeyinde dersler içeriyor Büyük Usta. Elbette bu yönüyle, içinde bulunduğu
türden ayrılan bir yapıt.
Yapısı itibarıyla Crouching Tiger Hidden Dragon ve Hero’nun
açtığı kulvarda kendine bir yol bulan Büyük Usta, estetize edilmiş ve her
karesinde ince işçiliğin bulunduğu sekanslar ile dikkat çekiyor. Elbette bunda
yönetmen kadar kamerayı kullanan Phillippe Le Sound (Kısa film DeJa Vu’da
beraber çalışmışlardı) ve müziğin ciddi katkısı var.
Büyük Usta, sadece yönetmenin kendi sinemasına has
anlatımıyla değil, yakın plan tekniğini ustaca klasik Kung-fu filmleriyle
mezcetmesi açısından da son derece başarılı. Hareketli sahnelerdeki dekupajlar
ve seyir zevkini zirveye taşıyan ağır çekim planlar ile türün ruhunu
zedelemeden kendi tarzını başarıyla uyguluyor Kar Wai Wong.
Başarılı ‘close up’ planları titiz hazırlanmış atmosfer ve
aynı incelikteki kostüm ve aksesuarlarla büyük bir işçilik de barındıran film,
epeyce uzun bir zaman dilimini kısa sürede aktarırken, zaman sıçramalarının
rahatsız ediciliğinden uzak duruyor. Bir de tren raylarının yanında sinema
tarihine geçecek bir kareografik aksiyon sahnesi var ki, hassaten dikkat etmek
lazım.
Büyük Usta, sinema çevrelerinden belki hak ettiği ilgiyi
görmedi ama epik filmler rafında nadide bir yer edindiği kesin.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder