Kabul etmek gerekiyor ki, sinema bütün sanat dallarından çok
daha fazla ‘kahraman’a ihtiyaç duyan ve seyircisine istediğini üretebilen bir tür.
Tarihi ve günceli kendi standart donanımına göre malzeme olarak kullanıp
üretilen kahramanlara ilave olarak –ekserisi çizgi romanlara dayanan- hayali
kahraman tüketimi ile insanlığın süper kahraman ihtiyacı arasındaki ilişkiyi bilimin
incelemesi gerekiyor. 7. Sanatın vaad ettiği hikaye ve damıttığı netice ile kimi
zaman epikleştirerek ele aldığı kahraman öykülerinde artık sadece gişe düşünceli
ticari bir beklentiyi hedeflemiyor. Endüstriyel sinemanın çoklu beklentileriyle
üretilen bu filmler, artık çok katmanlı yapılarıyla sadece popüler bir
eğlencelik olarak vazife de yerine getirmiyor. Hikaye inşasının matematiğine
dikkatle riayet edilen bu ürünlerde daha derinlikli yapılara da denk
gelebiliyoruz.
İster beğenelim ister ‘Amerikan propagandası hıh’ diye burun
kıvıralım, süper kahramanlı filmler sanatın ve zekanın işbirliği ile kolay
küçümsenmeyecek eserler ile kolay reddedilemeyecek öyküler anlatıyorlar. Marvel
gibi şirketler Hollywood’un bu alanda ne denli ciddi ve sürekli filmler
ürettiğinin göstergesi. Ellerinde bulundurdukları ‘ürün gamı’ ve seri üretimi
meseleyi küçümseme boyutundan çıkarıp, salt ticari başarı öyküsü değil, iyi
birer sanat ürününe de dönüştürebildiklerini gösteriyor.
Şurasını unutmayalım elbette; süper kahraman filmleri son
tahlilde ailecek Wallmart’ta giden ortalama bir Amerikan bireyinin, elini
oyuncak rafına uzattığında hemen sahip olabileceği bir macera sunar.
Toplumların kahraman ihtiyacını karşılarken hem bir sektörü ekonomik olarak
besler hem de, içine yedirilen pek çok erdemli kavram ile pedagojik bir katma
değer elde ettirirler. Marvel; Avengers, Örümcek Adam, Hulk, X Men, Iron Man,
Fantastik Dörtlü gibi serilerle adeta bu alanda kendi başına bir mecra
oluşturuyor. Üstelik sadece sinema salonunda yankılanan bir yürüyüş değil bu.
Çok ciddi anlamda işin bir de ‘beyazcam’ boyutu var. İş bu kanalın son yapımı ‘Captain America: The
Winter Soldier- Kaptan Amerika: Kış Askeri’ artık rutine bağlanan süper
kahramanlı film üretiminde gelinen noktayı göstermesi açısından mühim bir film.
Sadece anlattığı hikaye ve sinematografik yapısıyla değil, bu türün menzili ve
güzergahı ile ilgili de son derece önemli ipuçları içeriyor.
Filmde, Steve Rogers’ı, nam-ı diğer Kaptan Amerika’yı,
Yenilmezler ile birlikte New York’ta yaşanan dehşet verici olayların ardından
Washington D. C.’de huzur içinde yaşarken ve modern dünyaya uyum sağlamaya
çalışırken buluyoruz. Hayat acımasız tabii (!) insan süper kahraman olunca
rahat bırakmıyorlar ve S. H. I. E. L. D. üyesi bir arkadaşı saldırıya uğrayınca
Steve, çaktırmadan dünyayı tehlikeye atan bir entrika ağının içine çekiliyor.
Bir bilgisayar oyunundan bile epik film çıkarmayı başarabilen endüstriyel
sinema, öyle bir noktaya geldi ki, seyircinin beklentilerini ve tepkilerini
artık ezbere bildiği için, hangi kadim hissiyatları ve kavramları
gıdıklayacağını ezberlemiş durumda. Dolayısıyla, süper kahramanlı filmlerin
inandırıcılık dozunu bir yandan yukarı çekerken, diğer yandan masallara has bir
erdemli dil oluşturmaya çabalıyor. Kaptan Amerika: Kış Askeri bu formülü son
derece başarıyla uygularken, izleyicinin gerçek dünya ile kurabileceği tüm
ilintileri erdemli kavramlar çerçevesinde yapmayı başarmakla kalmıyor, modern
toplumun gündelik şahit olduğu, ihanet, sadakat, kötülük ve korku gibi sair
kavramları da hikayesine başarıyla yediriyor. Elbette işin geri kalanı çocuk oyuncağı;
bu tür filmlerin gizli öznesi olan ‘tutuculuk’ damarından korkuları
depreştirmek: ya insanlığın iyiliği ve güveni için üretilen şeyler fenaların
eline geçerse? İşte bu noktada kahramanlar bile kurbana –geçici- olarak
dönüşüyor ve iyilerle kötüler tüm şeytani tuzaklar eşliğinde film boyunca
çatışıyor. KA: Kış Askeri anlattığı hikaye ve bu tarzın içermesi gereken
ögeleri sömürmeden, tabiri caizse, dengeyle uygulamayı başaran filmlerden.
Her ne kadar filmin kötüleri derinlemesine işlenemiş olmasa
da, senaryoya yedirilen bahsini ettiğimiz unsurlar bu eksiği görmemizi
engelliyor ya da tolere etmemizi sağlıyor. Geriye ise bizi rahatsız etmeyen bol
klişeli iki saat süren bir seyirlik kalıyor.
Bakalım bir sonraki durağımız “Guardians Of The Galaxy” bize
neler anlatacak!



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder