İnsanlık tarihi bir anlamda da peygamberler tarihidir. Her
çağ kendi uyarıcısı ve rehberi ile beraber yerini alır, geçmişin sisli
vadisinde. Bu minvalden bakılacak olduğunda, en benzersiz ve değerli tarih
kitapları da kutsal metinlerdir. Kur’an-ı Kerim tarihi salt bir öyküleme
vesikası olarak nakletmez, aynı zamanda nazil olduğu çağdan kıyamete kadar ders
alınması gereken bir uyarıcı metin olarak da kullanır.
Bu anlamda Kur’an’ın naklettiği her olay hem bir tarihî
belge hem de ibret alınacak kıssadır. Sayıca çok daha fazlası olduğu hâlde
kutsal kitabımız sınırlı sayıda peygamberin öyküsünü bize nakleder. Yaşayışının
ve döneminin üzerinde en çok durduğu peygamberlerden biri de Hz. Musa (AS)’dır.
30’dan fazla sûrede Hz. Musa’dan bahsedilirken, üç büyük sûre (Kasas, A’raf ve
Taha) bu peygamberin hikâyesini son derece tafsilatlı ele alır. Belli bir
kronolojik okuma yapıldığında Musa Peygamber’in çocukluğundan gençliğine,
peygamberlik öncesinden, firavun ile giriştiği mücadeleye kadar tüm hayat
hikâyesini en ince ayrıntısına kadar anlatır. Şüphesiz Müslümanlar için Hz.
Musa’nın hayat hikâyesinde alınacak epey ibretli dersler vardır.
Hollywood zaman zaman Eski ve Yeni Ahit’e dayanarak
peygamberlerin hikâyelerini kimi zaman tek tek, kimi zaman hepsini birden
anlatan filmler çekti. Pek çoğu İsrailiyat arasında kaybolan, ilahî dersi
ıskalanmış filmlerdi. Bunu son olarak Aranofsky’nin Nuh’unda görmüştük. Bir
başka popüler yönetmen olan Ridley Scott, hayatının son deminde (kendisi 77
yaşında) Hz. Musa’nın hayatını çekti. Exodus: Gods and Kings – Exodus: Tanrılar
ve Krallar Hollywood’un gelişmiş sinema diliyle, yaslandığı yarı kutsal
metinlerin ustaca harmanlandığı bir film olarak perdedeki yerini alıyor.
Hikâye hepimizin malumu ama filmde şöyle geçiyor: Musa ve
Ramses, Mısır hükümdarı ailede birlikte yetişirler. Aralarında kan bağı olmasa
da iki kardeş gibidirler. Ramses mutlak gücün yozlaştırıcı etkisinden
kurtulamaz ve sonunda firavuna dönüşüp Musa’yı da en güvendiği danışmanı ve
komutanı yapar. Ancak Musa hakkındaki gerçeği öğrenince kardeşini ölüme terk
eder. Ölümden kurtulan Musa’yı ise kölelikten özgürlüğe uzanan çileli bir yol
beklemektedir.
Filmi iki başlıkta ele almak hem insaflıca hem de mantıklı
olacaktır. Bir epik/aksiyon filmi olarak değerlendirdiğimizde Exodus: Tanrılar
ve Krallar, kendinden bekleneni veren ve yönetmenin daha önce bazı filmlerinde
yaşattığı hayal kırıklıklarını minimum düzeyde yaşatan bir film. Gerek tarihsel
akışın içine yedirilen kalabalık savaş sahneleri, gerekse tabii felaketlerin
teknik ve estetik başarısı takdir edilecek düzeyde. Oyunculuk ve dengeli
müziğiyle de beklentileri karşılayan bir film yapmış Ridley Scottt.
Meseleye dinler tarihi ve kültürler açısından baktığımızda
ise şüphesiz öncelikli ayrımı kaynak farklılığı oluşturuyor. Kur’an-ı Kerim’in
peygamberler tarihine bakışı ve aktarışındaki perspektif mühim. Kitabımız
şüphesiz bu meseleleri “Şüphesiz sizin için onda ibret alınacak örnekler
vardır” diyalektiyle aktarır. Bu anlamda Exodus’un verebileceği yeni değil,
neredeyse hiçbir şey yok maalesef.
‘Yasak Meyve’yi ‘elma’, ‘Kutsal Kâse’yi ‘kadeh’ olarak
algılayıp yorumlayan geleneğin, ‘İlahî Muhavere’yi bu kadar lineer, hatta
laubali olarak yorumlaması filmin metninin dayandığı kültür açısından normal
kabul edilebilir elbette. Ancak,
‘Peygamberlere İman’ı Amentü’den biri sayan bir inanış için kabul
edilebilecek bir durum olmuyor.
Ramses’in iyi ve tarih boyunca övünülerek anılabilecek bir
kral olma fırsatı varken, kanında dolaşan gücün gittikçe kendisini zehirleyip
firavuna dönüştürmesi şüphesiz sadece yaşadığı çağı anlatmıyor, aynı zamanda
kıyamete kadar gelecek olan tüm yöneticiler için bir kötücül rol model sunuyor.
Böylesine önemli bir hikâyede ele alınıp derinleşebilecek o kadar çok alan
varken işin aksiyonunda boğularak yazık etmiş filmine Scott. En azından
Cennetin Krallığı’ndaki kadar bilgelik ve incelik bekleyerek gidenler umduğunu
bulamayacak Exodus: Tanrılar ve Krallar’da…





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder