8 Haziran 2015 Pazartesi

Marnie oradayken: Hiçliğin ortasında


Yosujiru Ozu sadece Japon sineması için değil, sinema tarihi için de önemli bir yönetmen. Başta Tokyo Hikâyesi olmak üzere çektiği filmlerde sinemanın Batı dünyası aracılığıyla insan algısında oluşturduğu temel kabullere âdeta karşı çıkarak biçim ve öz olarak yepyeni bir bakış getirmişti. Ozu’nun sinemasında klasik drama ve tragedya kalıplarının çok dışında bir şeyler vardı hep. Beylik bir ifadeyle, hayatı boyunca çektiği 50’yi aşkın filmle Hollywood’a karşı olmasa da alternatif bir bakış ve anlayışın sinemacısı olmuştu, toprağı bol olsun.

Animasyon türü için de yıllardan beri Cartoon Network, Pixar, Marvel gibi dev Hollywood şirketlerine alternatif duruş sergileyen bir stüdyo var: Ghibli Stüdyoları. Miyazaki gibi bir ustanın bağrından çıkan ya da ustayı bağrından çıkaran bir kültürün son kalesi olarak görülen Ghibli’nin son filmi yine kendine has bir muhteva ve estetikle sinemalarımızda: Omoide no Marnie – Marnie Oradayken…

Yönetmenliğini orta kuşak ustalardan Hiromasa Yonebayashi’nin yaptığı animasyon filmi Marnie Oradayken, TV ekranları ve sinema perdelerini istila eden Hollywood ürünlerine karşı hoş ve naif bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Önce hikâyeye bakalım, sonra ayrıntıya gireriz:
Anna, Japonya’nın 5. büyük kenti Sapporo’da teyzesiyle yaşayan 10 yaşında içine kapanık bir kızdır. Tek dert ortağı kalemiyle bir şeyler çizdiği not defteridir. Üstelik astım hastalığı vardır Anna’nın. Doktorlar küçük kızın kendini daha iyi hissedebilmesi için temiz ve havadar bir taşra kasabasına (Hokkaido) gitmesini tavsiye edince teyzesi (sonradan onu evlatlık alan kadın olduğu anlaşılacaktır) onu eğlenceli akrabaları Oiwa’lara yollar. Anna bu küçük kasabada kendi iç dünyasındaki derinliğin dışa yansımasını bulur âdeta. Üstelik küçücük dünyasına sığmayacak kadar sırlı bir geçmişi de vardır…


Yönetmen Yonebayashi öncelikle senaryo konusunda güzel bir şey yapmış ve İngiliz yazar Joan G. Robinson’un 1967’de yayımlanan romanını şahane bir şekilde Japon kültür ve coğrafyasına Keiko Niwa ile beraber uyarlamış. Filmin atmosfer ve mekân tasarımları bu nedenle bozulmamış bir dünyadan kartpostallar gibi görünüyor. Ve en önemlisi de zaman tercihi. Yönetmen filmin öyküsünü günümüze getirmiş gibi göstermiyor, kahramanların hayatında TV, telefon olmadığı gibi radyo bile yok!

Bunun yerine neredeyse bir foto-gerçeklik tadında tasvir edilmiş doğal hayat var. Uyumsuz ve içe kapanık Anna’yı tam da bu yönüyle yakalayıp içini dışa aktarıyor hikâye. Klasik Amerikan animasyonlarının gürültü ve ritmine alışmış bünyemizde Marnie Oradayken biraz ağır ve sade gelebilir. Ama anlatımdaki tutarlılık ve animasyon olmasına rağmen karakterin dünyasına girme başarısı, filmi bir süre sonra insan ruhunu yakalayan kıvama getiriyor.

İlle de huzur ve sadeliğin tasviri... Ne acı ki bu yönü artık bir sinema filminde görebilmek için ya görsel efekti güçlü filmlere bakabiliyoruz ya da animasyonlara... Çünkü artık bu tür doğal filmleri gerçek mekânlarda çekmek çok zor.


Film, insan karakteri ve ergenliğin kapısındaki bir genç kızın ruh dünyasını sırtını romana yaslayarak ustaca anlatırken, işin içine gizem, fantastik dil ve bir miktar da pedagoji ekliyor. Rüya sahneleri zaten gerçeküstü olan mekânı daha da yükseltirken karakterleri kurmada epey başarılı oluyor. Buna bir de duyguyu tepeye taşıyan uyumlu müziği ekleyince izledikten sonra etkisinden kolay kurtulunmayacak bir sinema örneği çıkıyor.
Marnie Oradayken pek çok açıdan önemli bir film ama her şeyden önce güzel bir film. İnsana ve ruhuna dair çok hassas duygularla sarmalanmış bir sürpriz hediye paketi gibi.


Bu filmi mümkünse çoluk çocuk, hep beraber izleyin ve mümkünse Stüdyo Ghibli kapanmasın. (Miyazaki’nin sinemayı bıraktığını açıklamasından sonra kapanacaklarını duyurmuşlardı zira.) Hollywood animasyonlarına karşı sığınacak küçük bir limanımız olsun en azından. Çok şey mi istiyoruz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder