Marnie Oradayken filmi dolayısıyla
yazdığımız yazıda, Uzakdoğu animasyon stüdyosu Ghibli’yi yüceltirken Pixar’a
biraz haksızlık ettiğimize dair haklı serzenişler işittik. Oyuncak Hikâyesi,
Arabalar, Kayıp Balık Nemo, Bir Böceğin Yaşamı, Cesur gibi çizgi üstü animasyonlar
ile çizgi sinemasında kendine has bir tarz oturtmayı başaran Pixar’ı küçümsemek
yahut aşağılamak değildi niyet elbette. Hele hele Oyuncak Hikâyesi gibi
senaryosuyla kendi türünün dışındaki rakiplerin bile önünde sayılan örneği yok
saymak büyük haksızlıktır.
Mesleğe Toy Story gibi şahane filmin hikâyesini yazarak
başlayan Pete Docter, Yukarı Bak (Up) ile tam anlamıyla zirveyi yakalamış ve
2’si Oscar olmak üzere yüzlerce ödülle taltif edilmişti. Docter, yine elini
taşın altına koyuyor ve bu sefer hem büyükler, hem de küçükler için (bu hiç
kolay değildir emin olun) dokunaklı bir hikâye olan Ters Yüz (Inside Out)
karşımıza çıkıyor. Elbette Ghibli’nin son şaheseri Marnie Oradayken için
dediklerimiz baki ancak her ne kadar tarzı ve atmosferi ile farklı olsa da Ters
Yüz en az Oyuncak Hikayesi kadar etkileyici bir başyapıt.
Yönetmen daha önceki filmlerinde eşyaların da bir ruhu ve
kişiliği olabileceği varsayımından yola çıkarak, şaşırtıcı öyküler kurabilmeyi
başarmıştı. Ters Yüz hakikate simetri ile bakınca nelerin olabileceğine dair
zekice kurgulanmış bir senaryoya sahip. Bu kez hislere karakter gömleğini
giydirerek yine sıra dışı bir pencere açıyor Docter. Hikâyesine göz atacak
olursak: Özellikle çocukluktan gençliğe geçiş dönemlerinde muhit değiştirmek
büyüyen kişinin karakterini etkiler, derler. Riley de bundan müstesna değildir.
Babasının işi dolayısıyla taşınmaları alıştığı hayattan kopmasına sebep olur.
Riley yeni çevresine alışmaya çalışırken bizzat duygularının kendisini
yönetmesine imkan tanır. Her insanın içinde taşıdığı neşe, korku, öfke,
iğrenme, üzüntü ile birebir iletişime geçen bu afacan yeni hayatına alışırken
içinde yaşadığı muazzam şenlikli çatışmaya izleyiciyi de ortak eder.
Filmin bir portrenin temeline inip, onu şekillendiren
unsurlara kişilik vermesi şahane bir buluş. Kişinin karakteri bir yandan
gelişirken, diğer yandan görünür yüzeydeki gelişmeler filmin esas hedef kitlesi
olan çocukları da sıkmayacak şekilde yedirilmiş Ters Yüz’de. Öte yandan
büyüklerin ve büyüyüp filmi hatırladıklarında küçüklerin keşfedebilmesi için
epey zengin bir metaforik katmanı var filmin. Özellikle beş temel hissin adeta ana arterini açarak bizi içine almayı başaran yönetmen, sıkı sıkıya dokunmuş ve
incelikli olay/his örgüsüyle bir tür sinema dersi de veriyor.
Çocuk pedagojisine inip, bizi çepeçevre sarmalayan evrenin
bir kişiliği olduğunu daha önceki çalışmalarında son derece başarıyla gösteren
Docter ve ekibi, bu kez sahip olduğumuz hisleri iyi/kötü diye kategorize
etmeden, ‘normal, çünkü insanız’ alt metniyle hikayesine yediriyor.
Doğrusu, bu kadar ağır bir meselenin hem de bir animasyon
filminde adeta tereyağından kıl çeker gibi ustalıkla ele alınması hayranlık
verici bir yetenek. Meselenin tıkanma noktasında kolaylaştırıcı temel refleks
ve kabullere başvurarak işi çözmek, filmin kâğıt üzerinde taşıdığı çok büyük
bir ‘anlaşılabilir olma’ riskini de tamamen ortadan kaldırmış.
Aslında ekstra bir çatışma kurgusuna bile ihtiyaç duymayan
buluşu (hisler zaten tabii çatışma durumundalar) meselenin yüzeyindeki olayları
ihmal etmesine sebep vermemiş. Bu yönüyle Ters Yüz, bir animasyondan
beklenmeyecek derinliğe sahip.
Film, bir ruhun ve bedenin olgunlaşma yolunda yaşadığı iç
çatışmayı görünür hâle getirebilen son derece başarılı bir animasyon.
Karnelerin mürekkebinin bile henüz kurumadığı şu günlerde çocuğunuzla beraber
gidip hem iyi vakit geçirebileceğiniz, hem de sonrasında epey sohbet
edebileceğiniz klasik olmaya aday bu filmi en az çocuklar kadar dikkatli
izleyin ki, sonrasında gelecek sorulara karşı bir şeyler söyleyebilesiniz.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder