23 Haziran 2015 Salı

Ters Yüz: Çünkü İnsanız...


Marnie Oradayken filmi dolayısıyla yazdığımız yazıda, Uzakdoğu animasyon stüdyosu Ghibli’yi yüceltirken Pixar’a biraz haksızlık ettiğimize dair haklı serzenişler işittik. Oyuncak Hikâyesi, Arabalar, Kayıp Balık Nemo, Bir Böceğin Yaşamı, Cesur gibi çizgi üstü animasyonlar ile çizgi sinemasında kendine has bir tarz oturtmayı başaran Pixar’ı küçümsemek yahut aşağılamak değildi niyet elbette. Hele hele Oyuncak Hikâyesi gibi senaryosuyla kendi türünün dışındaki rakiplerin bile önünde sayılan örneği yok saymak büyük haksızlıktır.

Mesleğe Toy Story gibi şahane filmin hikâyesini yazarak başlayan Pete Docter, Yukarı Bak (Up) ile tam anlamıyla zirveyi yakalamış ve 2’si Oscar olmak üzere yüzlerce ödülle taltif edilmişti. Docter, yine elini taşın altına koyuyor ve bu sefer hem büyükler, hem de küçükler için (bu hiç kolay değildir emin olun) dokunaklı bir hikâye olan Ters Yüz (Inside Out) karşımıza çıkıyor. Elbette Ghibli’nin son şaheseri Marnie Oradayken için dediklerimiz baki ancak her ne kadar tarzı ve atmosferi ile farklı olsa da Ters Yüz en az Oyuncak Hikayesi kadar etkileyici bir başyapıt.

Yönetmen daha önceki filmlerinde eşyaların da bir ruhu ve kişiliği olabileceği varsayımından yola çıkarak, şaşırtıcı öyküler kurabilmeyi başarmıştı. Ters Yüz hakikate simetri ile bakınca nelerin olabileceğine dair zekice kurgulanmış bir senaryoya sahip. Bu kez hislere karakter gömleğini giydirerek yine sıra dışı bir pencere açıyor Docter. Hikâyesine göz atacak olursak: Özellikle çocukluktan gençliğe geçiş dönemlerinde muhit değiştirmek büyüyen kişinin karakterini etkiler, derler. Riley de bundan müstesna değildir. Babasının işi dolayısıyla taşınmaları alıştığı hayattan kopmasına sebep olur. Riley yeni çevresine alışmaya çalışırken bizzat duygularının kendisini yönetmesine imkan tanır. Her insanın içinde taşıdığı neşe, korku, öfke, iğrenme, üzüntü ile birebir iletişime geçen bu afacan yeni hayatına alışırken içinde yaşadığı muazzam şenlikli çatışmaya izleyiciyi de ortak eder.


Filmin bir portrenin temeline inip, onu şekillendiren unsurlara kişilik vermesi şahane bir buluş. Kişinin karakteri bir yandan gelişirken, diğer yandan görünür yüzeydeki gelişmeler filmin esas hedef kitlesi olan çocukları da sıkmayacak şekilde yedirilmiş Ters Yüz’de. Öte yandan büyüklerin ve büyüyüp filmi hatırladıklarında küçüklerin keşfedebilmesi için epey zengin bir metaforik katmanı var filmin. Özellikle beş temel hissin adeta ana arterini açarak bizi içine almayı başaran yönetmen, sıkı sıkıya dokunmuş ve incelikli olay/his örgüsüyle bir tür sinema dersi de veriyor.

Çocuk pedagojisine inip, bizi çepeçevre sarmalayan evrenin bir kişiliği olduğunu daha önceki çalışmalarında son derece başarıyla gösteren Docter ve ekibi, bu kez sahip olduğumuz hisleri iyi/kötü diye kategorize etmeden, ‘normal, çünkü insanız’ alt metniyle hikayesine yediriyor.

Doğrusu, bu kadar ağır bir meselenin hem de bir animasyon filminde adeta tereyağından kıl çeker gibi ustalıkla ele alınması hayranlık verici bir yetenek. Meselenin tıkanma noktasında kolaylaştırıcı temel refleks ve kabullere başvurarak işi çözmek, filmin kâğıt üzerinde taşıdığı çok büyük bir ‘anlaşılabilir olma’ riskini de tamamen ortadan kaldırmış.


Aslında ekstra bir çatışma kurgusuna bile ihtiyaç duymayan buluşu (hisler zaten tabii çatışma durumundalar) meselenin yüzeyindeki olayları ihmal etmesine sebep vermemiş. Bu yönüyle Ters Yüz, bir animasyondan beklenmeyecek derinliğe sahip.


Film, bir ruhun ve bedenin olgunlaşma yolunda yaşadığı iç çatışmayı görünür hâle getirebilen son derece başarılı bir animasyon. Karnelerin mürekkebinin bile henüz kurumadığı şu günlerde çocuğunuzla beraber gidip hem iyi vakit geçirebileceğiniz, hem de sonrasında epey sohbet edebileceğiniz klasik olmaya aday bu filmi en az çocuklar kadar dikkatli izleyin ki, sonrasında gelecek sorulara karşı bir şeyler söyleyebilesiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder