“Masal söyleyip uykuya dalmak ne güzel… Masal bulutların resmi, ruhun haritası” diyor Cemil Meriç. Masal tuhaftır, anlatıldıkça halkın malı olur, bireysellikten çıkar. Ve yalan da değildirler. Gerçek olmayan bir şeyin yalan olması şart değildir çünkü. Çünkü hayal ürünü olduğu halde inandırabilir masal kendine. Hangi filmdi şimdi hatırlamıyorum ama "İki tür hikâye vardır," diyordu filmin kahramanı: "Gerçek hikâyeler ve gerçek olması gereken hikâyeler. Bu izlediğiniz ikinci tür hikâyelerdendi."
Formel anlamda tragedyalardan çok farklıdır masal. Biri tanrısallık gibi bir kaynağa yaslar sırtını, diğeri halka. Biri kahraman üzerinden ilerler, diğeri anti-kahraman. Biri batıya aittir, diğeri doğuya. Ve en önemlisi; biri kötü biter genelde, diğeri iyi. Her masal ‘Onlar ermiş muradına’ ile biter zira…
Sinemanın kurguya keşfetmesi, akabinde drama ile birleşmesiyle bu iki edebi form, perdeye de aktarıldı yıllar boyu. Teknolojinin gelişmesiyle en ‘olmaz’ denilen sahneler bile artık filme çekilebiliyor. Kral Oidipus, Truvalı Kadınlar gibi örnekler ile beraber, Kül Kedisi’nden Pamuk Prenses’e kadar yüzlerce masal ve tragedya filme aktarıldı bugüne kadar.
Temelde çocuklar için kaleme alınan, ancak yayınlanmasından sonra büyüklerin daha fazla ilgisini çeken bir başka edebi tür de var esasen. Bilirsiniz, Yüzüklerin Efendisi, Hary Potter gibi eserler. Elbette sinema bu önemli kitaplara kayıtsız kalmadı ve filme aldı. İrlandalı koyu bir Protestan ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen C. S. Lewis’in kaleme aldığı Narnia Günlükleri de bu tür eserlerden biriydi. Dünya çapında 40’tan fazla dile çevrilen ve toplamda 100 milyon adetten fazla satan kitabın, beyaz perdeye uyarlanması da çok uzun sürmedi.
Türün diğer örneklerinin aksine, içeriğinde bol miktarda Hıristiyanlık öğesi ve sembolü bulunan Narnia Günlükleri pek çok kez radyo, televizyon, tiyatro ve sinema gibi farklı alanlara uyarlandı. 7 kitaplık serinin tamamı okunduğunda, karakter tasarımlarının ve buluşların (olay örgüsü) Yunan Mitolojisi ve Roma Mitolojisi'nden ve bir o kadar da klasik İngiliz ve İrlanda peri masallarından esinlendiği rahatlıkla görülebilir.
Yazarın tercihi olarak, içerik sırasına göre yayınlanmayan Narnia Günlükleri sinemaya da, aynı düzensizlikle uyarlanıyor. Sanırım film yapımcıları en ilginç olan kitapları tercih ediyorlar. Serinin ilk filmi: “Aslan, cadı ve dolap” sıkı bir macera ve masal filmiydi. Kurgusu, tekniği, efektleri ve müziği ile izleyicinin epey takdirini kazandı. “Prens Caspian” ilk film kadar olmasa da, yine de belli bir ilgi ve beğeniyi kazandı.
Şimdi usta yönetmen Michael Apted imzalı üçüncü film karşımızda: “Şafak Yıldızı’nın yolculuğu”. Tam ve orijinal ismini yazalım isterseniz: The Chronicles of Narnia: The Voyage of the Dawn Treader.
Türkçe dublaj, altyazı ve (3D) 3 boyut seçenekleri vizyona giren filmin hikayesi ise şöyle: Pevensie kardeşler gizem ve büyü dolu dünyalarına dönüyor; heyecan dolu engeller ve tehlikeli maceralarla dolu bir dünyaya. Fakat bu sefer Narnia’nın içinde değil, denizlerde, eşi benzeri olmayan adalarda bir maceraya çıkıyorlar.
Hikaye, Susan ve Peter Pevensie yerine, onların genç yaştaki kardeşleri Lucy (Georgie Henley) ve Edmund (Skandar Keynes)’ın hayatlarının macerasını omuzlarına almaları üzerine yoğunlaşıyor. Cambridge-İngiltere’de İkinci Dünya Savaşı sırasında Pevensie kardeşler, dayanılmaz ve sinir bozucu kuzenleri Eustace Clarence Scrubb’ın evinde kalmalarıyla başlıyor. Bir gün çocukların üçü de açık denizde duran bir geminin resmedildiği tablonun içine çekiliyorlar. Kendilerini okyanusun altında bulan çocuklar gözleri önündeki görkemli Şafak Yıldızı’nı görmek için su yüzüne çıkarlar. Kral olan arkadaşları Caspian (Ben Barnes) ve cesur savaşçı fare arkadaşları Reepicheep (Az daha Recep diye okuyacaktım) ile beraber oldukları için çok heyecanlıdırlar. Caspian’ın görevi, kötü amcası tarafından sürgün edilen yedi soylu Telmarlı Narnia Lordu’nun akıbetini keşfetmektir ve Pevensie kardeşler, Eustace ve Reepicheep de ona yardım ederler. Büyüleyici bu macerada sihirli Dufflepudlarla, kötü niyetli köle tüccarları, ejderhalar ve büyülü Mer halkıyla baş etmek zorundadırlar. Hasılı; Narnia’nın geleceği tehlikededir.
Narnia Günlükleri, biçim ve içerik itibarıyla ne Yüzüklerin Efendisi gibi karanlık ve karamsar, ne de Hary Potter gibi aşırı büyüye, sihre dayanıyor. Elbette masal formunun kendine has fantastikliğini içeriyor ancak, öykünün içine dalındığı anda, belli bir film dili ve mantığı izleyicinin inandırıcılık direncini kırıyor. Öte yandan, diğer türdeşlerinde olmadığı kadar mistik ve dini göndermeler içeriyor film. Nitekim Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu’nda bu göndermeler ve ince vurguların dozu hayli yüksek.
Keza, yine iki türdeşine göre çok daha seyreltik bir hikayesi ve olay örgüsü var Narnia Günlükleri’nin. Bir masalın olması gerektiği düzeyde algı çıtası var. Gelin görün ki, bu kolaylık zaman zaman filmin aleyhine işliyor. Hele ki, son maceranın geçtiği mekanların sıradanlığı ve sadeliği filmin epik yönünü epey aşındırıyor.
Şüphesiz bu türün hayranları için çok da önemli olmayan ayrıntılar bunlar, ancak; şahsen önceki iki filmden belirli bir lezzet alan benim gibi sıradan izleyiciler için filmin notunu epey düşürüyor. Gerisi sizin zevkinize kalıyor tabi…











