Merhum Cemil Meriç güzeller güzeli kitabı Bu Ülke’de Circe’den bahseder. Homeros’dan alıntıdır aslında. Circe mitolojik bir afettir ve adada yaşar. Adaya çıkanları sarayına çeker ve dokunduğu an hayvana dönüştürür. Kimi domuz olur, kimi kurt, kimi eşek. Ulis avucuna sakladığı moli otu sayesinde kurtulur bu efsundan ve kılıcını çekip bu dilberi esir alır. Arkadaşlarının serbest bırakılmasını ister. Ama Circe, ‘bakalım onlar istiyorlar mı?’ diye karşı çıkar. Ahıra gidilir ve hiçbir hayvan insan olmak istemediğini söyler. Misal; kurt ‘ne münasebet’ der, ‘İnsanlar benden daha vahşi ve acımasız’ vs…
Stanford Üniversitesi’nin öğretim üyelerinden Philip G. Zimbardo, 70’li yılların ortalarına doğru bir deney yaptı. Kendi soy ismini verdiği deneyde, bir grup üniversite öğrencisini mahkumlar ve gardiyanlar olarak ikiye bölüp, izole edilmiş bir ortama koydu. Tipik bir hapishane simülasyonuydu bu. Deneyin amacı, öğrencilerin rollerine kendilerini ne kadar kaptıracaklarıydı. Deney toplam iki haftalık bir sürci kapsıyordu. Ancak daha üçüncü gün olaylar çıkmaya başladı. Gardiyanlar kendilerini oynadıkları role kaptırmış, mahkumlar da şiddet eğilimi göstermeye başlamıştı! İşin tuhafı, hepsi yüksek okul öğrencisi olan bu gençler bir oyun oynadıklarının bilincindeydiler. Derken olaylar çığırından çıktı ve daha bir hafta bile olmadan deney iptal edildi. Ancak buna rağmen son derece ilginç veriler elde edilmiş oldu.
Bu enteresan konu 2001 yılında Alman yönetmen Oliver Hirschbiegel tarafından başarılı bir şekilde filme alındı. Filmin senaristi Mario Giordano (Aynı isimli kitabı da var) işin içine ustaca bir gazeteci ve Nazi de sokmuştu filmde. 2002 yılında İstanbul Film Festivali’nde de en iyi film seçilen Deney- Das Experiment, bir düzineden fazla ödül sahibi oldu.
Çok defa belirttim, yineleyeyim: Amerikalılar altyazılı film izlemeyi sevmedikleri için, beğendikleri filmleri alıp tekrar çekiyorlar. Deney filmini de öyle yaptılar. Ancak çok önemli iki unsuru değiştirerek uyarladılar deneyi. Orjinalindeki Nazi gardiyanın yerini zenci gardiyan almış. Mahkum kılığında giren gazeteci ise, savaş karşıtı bir aktivist olmuş.
The Experiment ismiyle çekilen filmin yönetmeni Paul Scheuring, Prison Break gibi popüler bir hapishane dizisinin yönetmeni. Tekrar ele alınan öykü ise şöyle: Daha önce herhangi bir sabıkaları bulunmayan, işsiz güçsüz takımından olan 26 kişi, gizemli bir şirket için yapılacak olan bir deneye 14 bin dolar karşılığı katılmayı kabul ederler. Deneklerden bir kısmı gardiyon, diğerleri ise mahkum rolü oynayacaktır. En başta kurallar katıdır: Asla şiddet olmayacak ve kimseye zarar gelmeyecektir. Böyle bir durumda deney sona erecek ve kimse beş kuruş para alamayacaktır. Ancak bir yerde kapalı kalma hissi, deneklerin oynadığı rollere kendilerini kaptırmaya fena halde katkı sağlar ve başgardiyanın da gittikçe psikopatlaşmasıyla olaylar çığırından çıkar.
Marazi bir aktivisti oynayan Adrian Bordy ve kötü ruhlu gardiyanı canlandıran Forest Whitaker’in rolleriyle adeta döktürdüğü film, her ne kadar orijinali olan Das Experiment kadar olmasa da, yine de belli bir düzeyi yakalıyor. Evet, şüphesiz psikolojik ve sosyal olarak ilki kadar etkili değil belki ama filmin girişinde deneklere izlettirilen film parçacıkları ile başlayan gerilim, giderek tırmanıyor ve finalde durum kurtarılmaya çalışılıyor.
Başlarda sevdiği kadının parmaklarına bakıp, “Sen kimseye vuramazsın, bu eklemler çok temizler’ denilen bir adamın nasıl bir canavara dönüştüğünü izlemek enteresan oluyor. Ve filmin birkaç yerinde vurgu yapılan evrimin tarihsel yanılgısı da cabası. Kahramanımız bir yerde; “Evrimsel açıdan maymunlardan birazcık daha üstün olduğumuzu düşünmeyi seviyorum.” dese de ortada, “Ne kadar evrimleştiğimizi düşünmen önemli değil. İstediğin hayvanı seçip bir yere kilitle, eninde sonunda güçlü olan zayıf olanı yer”e, finale doğru ise, “Evrimsel açıdan maymunlardan üstün olduğumuzu düşünüyor musun hâlâ?’ya gelmesi, bizim kültür kodlarımız açısından çok bir kıymet-i harbiye taşımıyor. Taşımıyor, zira biz insanoğlunun iyi/kötü aralığının “alay-ı illiyin ile esfel-i safilin” kadar derin olduğunu çok iyi biliyoruz. Deneklerin ir süre sonra oynadıkları rolü içselleştirmeleri, her ne kadar Circe’nin domuz ahırındaki kahramanlarınki gibi olsa da, ‘sınayanın da sınandığı’ gerçeğini bilince resmin şeklinin değişeceğini bilmek çok farklı bir şey.
Film, biraz eklektik dursa da, doğu kültürünü bir tür –sapkın da olsa- arınma limanı olarak kullanmış. Gelin görün ki, Guantanamo’da, Ebu Gureyb’de yaşananlara bakıldıktan sonra, bir değil, bin Ganj’ da yıkanılsa da arınamaz modernite!
Son tahlilde ‘Güç yozlaştırır’ mesajı veren Deney, sadece oyunculukları için bile izlenmeyi hak ediyor.






