![]() |
| Pht: Oddmund Ihle |
Öyle olur hep.
Biz fanilerin sabırsızlık ve nankörlüğündendir ekseriyetle ama nedense öyle gelmez bize. Sıcaktır hava, güneş bonkörlüğünün en cömert günlerini yaşar. Panik ve bıkkınlıkla serinliği özler, arar ve çarelere bakarız. 'Ah' deriz hep, 'ah şu sonbahar bir geleydi!'
Dünyayı kirleten, bozan, yıkan, dağıtan bizizdir. Haşarılık da yine biz şuur sahibi ölümlülere aittir. Hem dağıtır, toplamaz; hem yıkar, yapmaz; hem kirletir, yıkamayız.
Bazen ilimin, bilimin, fennin açıklayıcılığıyla gelir ikazlar. 'Küresel ısınma' deriz misal olarak, 'bu cehennemi sıcakların sebebi küresel ısınma.' Kuraklık, susuzluk, sıcaklık bunaltır bizi. Klimalı odalarda dünyanın dengesinin bozulduğundan dem vururuz. Dengesini yitiren insanlığı konuşmaz pek kimse. Oysa herkes bilir ki, bir denge vardır kâinatta ve onu bozup duran tek canlı insandır.
Bizzat kendisi söylüyor kutsal kitabında: 'Göğü Allah yükseltti ve dengeyi o koydu.' Ve hemen akabinde ekliyor: "Sakın ola ki dengeyi bozmayınız..." (Rahman 6/7)
Her zaman illa sebep gerekmez, gerekmemiştir de. Kimi zaman, anlamını çözemediğimiz bir hikmet ile gelmez beklenilen. Öyle böyle değil, epey beklettiği zamanlar olmuştur hem de. Sıcaktan şikâyet eder, soğukları özleriz... Bekleriz, bin bir serzeniş ile.
Yağmurları bekleriz olmadık kılıklara bürünerek. Ağıtlar yakar, özlem dolu yakarışlarda bulunuruz yağmura dair. Sabırsızlık insanoğlunun kadim yarası. "O, insanlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır." (Şûra 28)
Zannederiz ki, yağarsa yağmur, tüm sıkıntılar hafifleyecek, tüm dertler bitecek, hayat bambaşka olacaktır.
Yanılırız elbette. Değişmez bir şey zira.
Yağmursuzluktan şikâyet ettiğimizden çok daha fazla şikâyet etmeye başlarız yağmurlardan.
Sıcaktan şikâyet ettiğimiz kadar soğuktan da dert yanarız.
Susuzluk kadar sudan da...
Ve nihayet kar...
Nicedir kar yağmadı diye İstanbul'a ne çok dokunmuştu içimize. Bekleyen olduk hep. Şöyle lapa lapa yağsa da, yüreğimizi soğutsa diye bir bekleyişle hem de.
Kar yağınca her şeyin yerli yerine oturacağına inanırız belki de. 'Gelmez' dediğimiz, 'gelmiyor' dediğimiz, ümidimizi kestiğimiz gelecek ve değişecek her şey, zehabına kapılırız anlamsız şekilde. Hayatın hep o eksik olan parçası, yitik olan azası, kaybedilen hulasasını indirecektir sanki kar taneleri.
Biz; zalim olanlar merhamete gark olacak, vicdanlarımızın üzerindeki paslar dökülecek, tozlar uçuşacaktır sanki.
Ve yağacaktır kar...
Dünya kuruldu kurulalı nasıl yağdıysa öyle; rüzgârlar bulutları hareket ettirecek, bulutlar soğuk rahmete gebe kalacak ve Rabbanî rahimden rahmet sökün edecektir.
Biz sevinecek, mutlu olacak ve memnuniyet ifade edeceğiz tabii!
Hayır!
Yeni gelen de bir şeyi değiştirmeyecek. Memnuniyetsizlik sadece makas değiştirecek, şikâyetler, dırdırlar başka formda devam edecektir.
Kar yağdı işte İstanbul'a.
Ve biz sevindik çocuklar gibi. Eksik bir yanımız tamamlanmış gibi mutlu olduk.
Sanki bir eksiğimiz vardı ve kar yağınca tamamlayacaktı onu. Yapamadıklarımızı yapacak, yitirdiklerimizi bulacak, yırtıklarımızı dikecek, kırdıklarımızı onaracaktık sanki.
Gelmişti beklenen ama biz bekleyen gibi beklemiyorduk sanırım onu. Yitirdiğimiz aynaların eksikliğiyle yine şikâyet ediyor, yine memnun olmuyorduk. Ya, 'az yağdı' diyecektik, ya da 'Bu nasıl bir kar, son bilmem kaç yıldır böyle yağmamış' diye mızmızlanacaktık.
Mevsimlerin normali var, bulup adını koymuşuz bir şekilde de, insanın normaline dair kimse bir standart belirlememiş ne yazık ki...
Kâinat bir şekilde fabrika ayarlarına dönebilirdi belki ama ya biz; insanlar?
Bu kadar dengesizliğimize bu kar çok bile!









