Amerikalıların terör ile ilgili paranoyaları nicedir zıvanadan çıkmış durumda. bir çok aklı başında gibi görünen düşünce kuruluşu dahi, bırakınız Amerika'yı, dünyanın sonunun bir terör saldırısı sonucunda geleceğine ciddi anlamda inanıyor, bu yönde analizler yayınlıyor.
Elbette terör belasını küçümsemiyorum. Ama sistemlerin çarpıklığının, ruh hastalarının menfaatleriyle kesiştiği bir noktada ikamet eden bu belanın bir tür silaha dönüştürülüp, insanları korkuyla yönetmede kullanıldığına inanıyorum.
Samuel Beckett ünlü oyunu Godot'yu Beklerken'i batılı insanın tükenmek bilmeyen bir sabırla, geleni (gelip gelmeyeceği de belli değil) beklerken yaşadıkları varoluş sorgulamasını anlatır. İnsan adına büyük bir bahtsızlığın durumu vardır oyunda. Esasen bu bekleme kalıbı, klasik Hıristiyan algısına da terstir ama konumuz bu değil.
Sinema, çok sayıda örnekle, bir yerde, bir şeyler bekleyen insanların hikayelerini ele almıştır. Dahası, kapana kısılmışlık ve çıkışsızlık psikolojisi insanı nasıl canavara dönüştürdüğünü işleyen çok şahane filmler vardır.
Popüler sinemanın ışık veren yönetmenleri arasında sayılan Xavier Gens, ki kendisi azımsanmayacak ölçüde başarılı video klip çekmiştir, Hitman'dan sonra enteresan bir hikaye ile çıkıyor karşımıza:
Amerika'da korkulan olmuş ve büyük bir patlama neticesinde insanlar sığınaklara girmiştir. dışarıda neler olup bittiğini bilmeden, kapalı bir mekanda yaşamaya başlarlar. bir taraftan dışarıda olanları çözmeye çalışırken, diğer yandan kendi içlerinde çekişme başlar. Kıstırılmışlık hissi gün geçtikçe insanların içindeki canavarı da dışarı çıkarmaya başlar.
Evet, The Divide - Mahşer Günü isimli filmin konusu kabaca böyle. Eminim bir çok baka filmi hemen hatırlatmıştır size. Bu tür felaket sonrası dönemi anlatan filmlerin ister istemez oturduğu bir felsefi derinlik olur. Ancak Gens, filminde böylesi bir yönü neredeyse hiç umursamıyor. Hele hele 28 Days Later gibi bir başyapıtın yanına bile yaklaşamıyor ne yazık ki.
Mahşer Günü, hemen başında olmasa da, giriş (saldırı) sahnesinden sonra, insan psikolojisi üzerinden yürüyeceğimizi, tacizi, şiddeti zirvede göreceğimizi ve en nihayetinde insanların nasıl hayvanlaşabileceğini hissettiriyor. Öyle de ilerliyor gibi. Ancak...
Evet bir de işin 'ancak' kısmı var. Çünkü Mahşer Günü, çok beylik bir hikayeye neredeyse hiç bir şey katmadan ilerliyor ve ne yazık ki öyle de bitiriyor. Buna ilaveten Sam Peckinpah'ı hatırlatan şiddet sahneleri ve 'Arap, dinci terör' gibi genel Amerikan modern korku klişelerini kullanmayı tercih ediyor.
Aslında bir çok olumlu şeyi ıskalıyor Mahşer Günü. Mesela; baştaki etkileyici patlama sahnesi sonrasında, manzara ile ilgili zihinlerdeki resmi finalde tamamlamayı, aradaki çıkışlarda abuk/sabuk eksik/gedik görüntülerle geçiştirmeyi tercih ederek yapıyor ilk ıskasını. Sonra; sığınağı önceden hazırlayan toplumun alt katmanındaki temsilci ile, burjuvazi arasındaki çatışmayı o kadar bayağılaştırarak veriyor ki, nefis bir sınıf çatışması ıskalanmış oluyor. Bir diğer büyük ıska ise, kısa süre önce ülkemizde de izleme şansı bulduğumuz ve bu köşede değerlendirmeye çalıştığımız Take Shelter-Sığınak isimli güzelim filmin açtığı alana girmemesi. Yani, kıyamet paranoyasının insanoğlunu düşüreceği durumu umursamaması. Ve son ıska; ünlü Rus şair ve denemeci Osip Mandelstam'ın 227'inci şiiri şöyle biter: "Ben kurt değilim, kanım kurt kanı değil. Ancak bir benzerim öldürebilir beni!"Mahşer Günü, nükleer, ekolojik, biyolojik, kozmolojik ya da ne olursa olsun, bir felaketin insanlığa verebileceği zararın, insanın insana vereceğinin yanında pek anlam ifade etmeyeceğinin de altını çizemiyor.
Oyunculukların vasatı aşamadığı, Hollywood klişelerinin dibinin göründüğü filmde, şiddetin yüzeysel sularında kulaç atmamızı istiyor Kanadalı yönetmen. Başardığı en önemli şey, insanın açık toplumdan izolasyonu ile nasıl bir dönüşüme uğrayabileceğinin ip uçları. Maalesef bunu da, en bilinen ve en kolay yöntemle vermeyi tercih ediyor film.
Şüphesiz belli bir düşünce, emek ve çalışmanın ürünü ama bu kadar dikkatsiz ve kaba saba bir dil, böylesi bir senaryoya asla uymuyor.
Son tahlilde; "post-apokaliptik" görünümünde olan, lakin özünde insana dair 'kötülük' merkezli çıkışlar yapmaya çalışan 'olmamış' bir film Mahşer Günü. Çok daha iyilerini izlemiştik.






















