12 Eylül 2012 Çarşamba

Dilan, vicdan, yalan, dolan, falan, filan…


Bir babaya, hiç bir kanıt olmadan, öz kızına tecavüz edebileceği iddiasında bulunmak bize has bir zalimlik!

Ne olduysa yine Twitter’de oldu ve birileri, bir anda #DilanaNeOldu hashtagıyla (heşteg diye okunuyor sanırım) esip gürlenmeye başlandı. Açıkçası bu başlığa yazı yazanların yüzde 99.9’u değil, tamamı, -evet tamamı- eminim bu konuda hiçbir şey bilmeden yazıyorlardı. Ve her zaman olduğu gibi sosyal medyada bir anda tsunamiye dönüştü ‘Dilan’a Ne oldu?’ sorusu.

Neler denmiyordu ki?

Kimilerine göre üç yaşında bir çocuk üç gündür kayıptı ve bir arazide ölü olarak bulunmuş, tecavüze uğradığı anlaşılmıştı.

Başka birilerine göre, 3 yaşındaki Dilan’a babası taciz ve tecavüzde bulunmuştu.

Buna göre nispeten insaflı öteki ise, Dilan’ı bir akrabası tecavüz edip, öldürmüş ve arka bahçeye attığını yazıyordu pervasızca.

Modern çağın ideolojisi böyle bir şeydi; mesele ne olursa olsun, furyaya dönüşüyor ve bir şekilde siz de bu derin dalgalanmada yer almanız için zorlanıyordunuz. Parmağı klavyeye uzanan pek çok kişi, işin aslını faslını bilmeden, öğrenmeden (öyle bir şeye ihtiyaç da yok zira!) döşedikçe döşüyordu mesajı. Tivitler, facebook mesajları milyonları buluyordu. Olayı protesto etmemek ayıp sayıldığı için, herkes rahatlıkla istediğini döşüyor, ağız dolusu hakaretler, suçlamalar gırla gidiyordu. Üstelik duruma bakılırsa, Dilan hariç bu olayda masum da yoktu.

Aile zaten tecavüzü gizleyen sapıklardı(!)

Akrabalar potansiyel tacizci ve ört/bas ediciydi(!)

Doktor, gerçekleri gizleyen namussuz(!)

Bölge, zaten olağan şüpheliydi (!)

Ünlülerimiz görüş bildirir de medya haber yapmaz mı? Aşkolsun!

Ah bu maydanoz meşhurlar!

Ünlülerimiz de –maalesef sıfır bilinç ile bu linç kampanyasına ön ayak oldular. (bkz)

Tabii bu manzaradan ideolojik hasat elde etmek isteyenler de elbette boş durmuyor. İşi AKP iktidarına bağlayanlardan, ‘dindar nesil’e kadar sündürenler çıkıyordu. Bazıları daha da sertti bu konuda; terörden, doğu insanının hep böyle olduğundan filan sektirerek giriyordu topa.

Olayı, bizzat şahitlerin tanıklığıyla ele almadan, hadise sosyal aleme nasıl düştü ona bakalım.

Sanliurfa.com'un haberi

www.sanliurfa.com Urfa’nın en çok takip edilen sitelerinden biri. Bu sitede ‘Küçük Dilan’ın Sır Ölümü’ başlıklı bir haber yayınlandı.  Site yetkilileri başları ağrımasın diye, şimdi yorumları yayından kaldırmış ama bu habere yapılan ilk yorum ilginçti. Yorumu yapan şahıs, işin aslının haberdeki gibi olmadığını, bunu herkesin bildiğini filan söyleyip, bir takım imalarda bulunuyordu.
Eh, ateş olmayan yerden madem duman çıkmazdı…

İşte bütün hikaye burada başladı. Bu yorum bir anda gerçek olarak kabul edildi ve büyüdükçe büyüdü. Ateşi, sanal alemin sentetik vicdanlı kitlesinin harlamasıyla bir linç operasyonuna dönüşüverdi.

O kadar ki, ertesi gün yayınlanan ulusal gazetelerin bazılarında, bu konu hakkında geniş haber yer aldı. Tabii yine eksik, yanlı ve izaha muhtaç kısımlarıyla.

Radikal'in haber görseli takdire şayan!

Bunlardan biri Radikal’de yayınlanan ‘Dilan Bebek’e gerçekte ne oldu?’ başlıklı film tadında verilen kurgusal haberdi. Çıplak bir oyuncak bebek resmiyle süslenen haberde, genelde sosyal alemdeki mesnetsiz iddialar sıralanıyor ve haberin sonuna doğru, ‘Bu işin peşine düştük’ cakasıyla otopsi raporu ‘özet olarak’ (en çarpıcı bölümleri cımbızlanarak) yayınlanıyordu. Enteresan olan bizzat otopsi raporunda tecavüz ibaresi filan yoktu.

Bu kadarı yeterli gelmemiş olacak ki, inanılmaz bir şey daha oldu. İşe siyasiler el attı ve neredeyse ‘sıfır bilgi ve belge’ ile bu olay gerçekmiş gibi balıklama daldı bir siyasi partimiz. CHP Milletvekili Umut Oran, Dilan’ın tecavüze uğradığının ‘anlaşıldığını’ söyleyerek bu olayı kapatmak isteyenlerin kimler olduğunu sordu ilgili bakana. (bkz)

Mesleğim ah mesleğim!

Bu nasıl bir cinnet mustatiliydi anlayabilmek mümkün değildi ama hiç kimse de işin aslını merak etmiyor, sormuyor, öğrenme ihtiyacı hissetmiyordu. ‘Dilan’a ne oldu?’ başlığıyla veryansın ediyor, yargıya varıyordu.

En acı kısmı ise Urfa’nın yerel medyasıyla ilgili olanıydı. Şanlıurfa yerel medyasının neredeyse tamamı, hemen yanlarında olan bu olayı araştırıp, haber yapmak yerine ‘Dilan twitteri salladı’ gibisinden derleme haberler yayınlıyordu.

Edessa TV’den dostlarımla yaptığım görüşmede, sayıca az da olsa, gazetecilik mesleğinin namusunu kurtarabilecek insanların varlığı beni sevindirdi. Ve meslektaşım Didem Açar arabaya atlayıp Siverek’e gitti.



İlçe neredeyse kendi kabuğuna çekilmişti. Hiçbir resmi makam muhatap kabul etmiyor, kimse açıklama yapmıyordu. Olayın yaşandığı Gürakar Beldesi ise bambaşkaydı. Öfke ve kızgınlık hakimdi. 3 yaşındaki minicik bir bebeğin ölümüne üzülemiyorlardı bile, zira belde olarak ‘tecavüzcü’ yaftası yemişlerdi.
Bizzat tanıkların şahitliği, Dilan’ın annesinin anlattıkları, Dilan’ı hastaneye götüren kişinin söyledikleri meseleyi netleştiriyordu ama sosyal alem için artık işin heyecanı kaçmış, bir kıymeti kalmamıştı olayın. Dilan etiketi TT’den düşmüştü bile.

Peki Dilan’a ne oldu?

Bizzat Dilan’ın annesi Keziban Hanım anlatıyordu: ‘Ellerimde can verdi’ diyordu ağlayarak.

Dilan ve iki kardeşi o sabah bahçede oynarken, Dilan’ın elinde bir tespih, onunla oynuyor (Buradan da ekmek çıkabilir bizim bir kısım medyaya) ve minik kız dişleriyle tespih tanelerini ısırmaya filan çalışırken ipi kopuyor tespihin. Boncuklar yere saçılırken bir tanesi nefes borusuna kaçıyor çocuğun. Ve kısa süre içinde nefessiz kalıp, çırpınmaya başlıyor. Kardeşlerin anneye haber vermesiyle, bahçeye iniyor telaşlı anne. Minik yavrusu can çekişirken, o çaresiz ne yapacağını şaşırıyor.

Sırtına vuruyor olmuyor.

Kız hem soluksuz kalıyor, hem kıpkızıl olup, sonra morarmaya başlıyor.

(İlginç olan bir ayrıntı: Ben bunları twitterde paylaşırken, bir tane beyaz Türk arkadaşımız şöyle yazdı bana: ‘Batılı ülkelerde birinin boğazına bir şey kaçtığında ona uzman olmayan birinin müdahalesi suçtur!’ Tabii, sen gel bunu Siverek’in bir köyünde yaşanan bu telaş içindeki anneye anlat bakalım!)

Çaresiz anne, her şeyi deniyor ve son çare; parmağını kızının ağzından gırtlağına kadar sokuyor. O kadar panik ki, çocuğun damağına, gırtlağına zarar vermeyi bile umursamıyor. Ancak boncuk soluk borusunda saplanıp kaldığı için hiçbir şey fayda etmiyor.

Kan içinde kalıyor Dilan’ın ağzı ama.

Bir süre sonra, bedeni cansız kalıyor annesinin ellerinde.

Koşup gelen akraba ve komşular hemen 112 Acil Servis’i arıyor. Ambulans geliyor kısa süre sonra. Dilan’ı cansız şekilde (ölüp ölmediği tıbben kesin değil) ambulansa bindirip Siverek’e götürüyorlar. Ambulansa bir de akraba biniyor. Doktor ilk muayeneyi yaparken durumu fark ediyor. Dilan’a su içirmeye çalışmışlar; üstü başı ıslak, boncuğu elle çıkarmaya çalıştıkları için ağız ve çevresi kan içinde. Morluklar ve tahriş var. Doktor bundan tedirgin oluyor ve sesli olarak ‘taciz filan olmasın’ diye söylüyor. Ambulanstaki akraba bunu ‘Tecavüz’ olarak algılıyor.

Hastanede 45 dakika Dilan’ı tekrar hayata döndürmeye uğraşıyorlar ama maalesef muvaffak olamıyorlar. Sonra, 2012/3009 hazırlık numarasıyla bir ön rapor hazırlayıp, cenazeyi Diyarbakır Adli Tıp’a sevk ediyor. Otopsi yapılırsa tüm gerçekler ortaya çıkacak zira…

Rapor şöyle: “Ağzın sol tarafında hafif kan görüldü. Vajinal bölgenin normal görülmediği tespit edildi. Vajinada kan izine rastlanmadı. Ölüm nedenin tespit edilmesi için müteveffa Diyarbakır Adli Tıp Kurumu ’na gönderildi. Müteveffa üzerinde kan, tükürük, salgı gibi DNA örneklerinin tespit edilerek ölüm nedeninin belirlenmesi ve rapor halinde gönderilmesine karar verildi.”

Burada ‘vajinal bölgenin normal görülmediği’nden kastın ne olduğu tavzihe muhtaç. Zira olay sonrası köye dönen akraba, doktorun Dilan’ın tecavüze uğradığını söylediğini ifade ediyor. Aile buna çıldırıyor. Zira gözlerinin önünde ölen yavruları var. Hemen doktoru aramaya koyuluyorlar, gerilimli bir süreç başlıyor ve hastane tedbir amacıyla doktoru ilçe dışına gönderiyor. Bence çok da iyi ediyor…



Bu arada sosyal medyanın en büyük ve zalim yalanlarından biri daha ortaya çıkıyor. Zira Dilan’ın babası yıllardır çalışmak için gurbete giden bir baba. Son 6 aydır da Kırıkkale’de hayvancılıkla uğraşıyor. Üstelik kalp hastası… Akrabalar telefon açıyor ve çağırıyorlar. Kızının öldüğünü telefonda söylemiyorlar. Baba, olaydan iki gün sonra köye geliyor. Yani babanın, tecavüz etmesi, öldürmesi mümkün değil. Bir babaya böylesi bir bühtanı atmanın zalimliğini ise düşünmek bile felaket!

Bir süre sosyal alemdeki densiz ve zalimce hareket ve tepkinin çoğalmasından sonra, devlet de bu işe hız kazandırıyor. Ve nihai adli tıp raporu Çarşamba akşam saatlerinde çıkıyor. Rapordaki ifadeler şöyle: “Dilan B’nin aynı gün yapılan otopsisinden elde edilen bulgulara göre, kişinin ölümünün yabancı cisim aspirasyonuna bağlı mekanik asfiksi sonucu meydana geldiği, çocuğa herhangi bir cinsel istismarda bulunulmadığı ve tecavüz edildiğine dair hiçbir bulguya rastlanmadığı görülmüştür…”

Dilan'ın otopsi raporu. 

Aile, canlarının yandığın ifadesi olarak öfke ve kızgınlıkla bu işin sorumluları hakkında dava açacaklarını söylüyor ama kimi kime, nasıl şikayet edecekler, dertlerini kime anlatacaklar kimse bilmiyor.

Benim bildiğim şu:

İnfaz ve vicdansızlık yönünden sabıkası hayli kabarık olan sosyal medyanın son kurbanıdır Dilan ve ailesi.

Bir yanlış anlamanın nasıl yalana, yalanın furyaya, furyanın infaza döndüğünün çok çarpıcı bir örneği. Ve biz, sözde vicdanı olan insafsız sosyal medya kullanıcılarının nasıl zalimleşebildiğimizin de tartışmasız ispatı.

Bana acı veren şey ise şu oldu. Hayır; vicdanı bir rahatsızlık ve mesleki bir refleks ile peşine düştüğüm gerçeğin ortaya çıkmasından sonra şahsıma yapılan saldırı ve hakaretleri zerre kadar umursamıyorum. Ama hakikat böyleyken, hala hiçbir somut bilgi, belge, tanık olmadan olayı kendi inandıkları gibi kabul edenlerin varlığı ve ısrarcılığı.

Açıkçası ürküttü beni bu durum.

Böyle işte…

Unutulsa sevdalar!

Mebzul miktarda hüzün eşliğinde...



Bu da rahmetli Esin Engin'den tadımlık

Yorgan


Sanki bana söylenecek kelime bırakmış gibi

Sus, diyor eylül

Bütün cümleler çözüldü

Tüm mısralar sizlere ömür

Hepsi

Bir yağmurla yere indi

Şimdi ıslak kaldırımlarında gecenin

Hasretin yüklemleri gezinmekte

Utanıyor, mahcup kelimelerim

Bak

Düşen yaprakları üzerine örtmekte!



Zula



Sessizce bekle, dedi gece;

Upuzun mühlet var sana içinden yağmur geçen.
                    
Allah’tan tedarikliydim.
                                     
Yoksa şiir yazacaktım

Kendimi tutamayıp. 



Bekleyiş


Severiz Eylül’ü, gidişler olsa da…

Beklenen sevilmez mi?

Ve darılmayıp kışın en koyu renklisine.

Bekleriz bin yıl geçse de…

Karadır kış,

beyaza inat,

üşütür hasretler…

kar;

yakar...

Buhardan iç çekişler…

Sevilen beklenmez mi?



11 Eylül 2012 Salı

Üzerimizdeki gölgeler



11 Eylül Saldırısı dolayısıyla çekilen 11 dakikalık 11 filmden, en sarsıcı olanı.

10 Eylül 2012 Pazartesi

Teselli


Yağmur yağacak pencerenin pervazına,

Buhardan tüller örüp hayalinle arama,

Çay yudumlayacağım beklerken seni.




Kış geliyor

Bu, son derece içli Bregoviç şarkısını nice zamandır dinlerim ama tüm aramalara rağmen sözlerinin anlamını bulamadım. Sanırım bugün artık çok kısıtlı kullanılan bir çingene lehçesinde bir şarkı. Sadece bir tek kaynakta sadece isminin anlamını buldum: Kış Geliyor!


Konser kaydı

8 Eylül 2012 Cumartesi

Kara Panter'i takdimimdir



Šaban Bajramović, (d. 16 Nisan 1936 Niş-Yugoslavya, ö. 8 Haziran 2008 Niş-Sırbistan). Balkanların Roman müziğinin kralı olarak anılır.

Hayatı hakkında yazılı kayıtlar ve bilinenler çok kısıtlıdır. Kısa bir süre ilkokulda eğitim görmüş, 19 yaşında askere alınmış fakat bir kız yüzünden askerden kaçmıştır. Yakalandığında Goli Otok hapishanesine konulmuş ve önce 3 yıl, ardından 5,5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Mahkûmiyet yıllarında Kara Panter lakabıyla kalecilik yapmıştır. Hapishanede müzik kariyerinde ona temel hazırlayacak olan müzik çalışmalarına başlamış ayrıca pek çok sayıda kitap okumuştur. Kendi deyimiyle Goli Otok onun hayat üniversitesi olmuştur.

Hapishaneden çıktığında profesyonel müzik kariyerine başladı. Kariyerinin başından bugüne 20'den fazla plak ve 50'den fazla single çıkarmıştır. Bunun yanında 650 bestesi olduğu bilinmektedir. Kurduğu Black Mamba gurubu ile dünyanın yarısını dolaşmış, yaptığı Roman müziği sayesinde Nehru ve Indira Gandi tarafından ülkelerine davet edilmiş, Yugoslavya devlet başkanı Tito tarafındanda pek çok kez şereflendirlmiştir.

Šaban Bajramović ayrıca G. Paskaljevic ve Emir Kusturica'nın filmlerinde de rol almıştır. Son zamanlarında en ses getiren çalışmalarını Goran Bregovic ve Mostar Sevdah Reunion ile gerçekleştirmiştir.



Dexter okumaları 3: Karanlık dönüyor


Dexter'ın ne olup/olmadığını anlamaya çalıştığımız iki uzun ( 1 - 2 ) okuma yaptık. Epeyce sabırlı bir bekleyişten sonra, kanal yeni sezonun orta karar bir teaserını yayınladı. Gurur duyulacak bir önsezi değil ama sanırım haklı çıkıyoruz ve yeni sezonda ilk olarak stajyer Greene üzerine gidiyor hikaye. Ancak bu yeni kötümüz, rol çalmış olacak ki, uzun sürmeyecek gibi ömrü!

Her ne kadar bugüne kadar 'ilginin şehvetli cazibesi'ne düşmeseler de, 7 sezon bu tür derinlikli diziler için epey riskli bir sayıdır ve homojen/istikrarlı bir kalite tutturmak epey güçleşir. Dexter'ı (anlayabildiğimiz kadarıyla) bu tehlike bekliyor. Yani, kötülüğü daha kötüyle tatmin etme ve ilgiyi sayısal olarak değil marjinalite olarak yüksekte tutma.

Tahminim; yeni sezondaki 'kötünün de kötüsü', bir ihtimal Greene olacaktı ve hikaye bu anlamda biraz daha minimalleşecekti. Elbette dizinin klasik yapısallığı gereği cinayetler, çözümlemeler, felsefi göndermeler yapılacaktır. Zira verilen ara az değildi ve senaristlerin kendini toparlayıp, yeni ve farklı buluşlar için vakitleri vardı. Kişisel beklentim, özellikle ilk altı bölüm, yeni kötü karakterimizi altan alta besleyip, sezon ortasından sonra usulca gün yüzüne çıkaracaklar-dı. Ancak karakterin giderek güçlenmesi bir tür 'iki büyük karakter çatışması'na dönüştürecekti diziyi. Ki böyle bir denk zıtlaşma, bu tür dizilerde büyük risktir. Bundan dolayı, bir dolu katil ve kötülük ile beraber bu sezonun Louis Green'in sezonu olma ihtimali giderek zayıflıyor. Belki ilk bir kaç bölümde ipini çekme ihtimalleri yüksek.

Film bu, tüm bunların hepsi bir bölümde çürütülüp, kişisel beklenti olarak da kalabilir elbette!

Basına dağıtılan fotolar da yaklaşan tehlikenin habercisi!

Esas tehlikeli olan ise, -galiba- bir tür yarı/ensest ilişkiyi de deneyecekler ve Dexter ile üvey kardeşi arasında duygusal/cinsel bir yakınlık da geliştirecekler gibi görünüyor. Klişe televizyoncu ifadesiyle , 'halk buna hazır mı?' bilemiyorum ama hangi toplumda olursa olsun, karakter konumlamalarından dolayı böylesi bir tercih pek tutmaz.

Ki bu ihtimal bile Dexter fanatiklerini ilişkilendirip, tepkiye neden olmuş durumda. Biraz önce okuduğum bir forumda bir fanatik, 'bu ihtimal bile yeterince tiksindiricidir' diyordu. İzleyenler hatırlayacaktır, bu gelişmeye 6. sezonda bir ön hazırlık yapılmış ve rüya sahnesi ile izleyicinin reaksiyonu ölçülmeye çalışılmıştı.

Sadece ahlaki bir endişeden bahsetmiyorum. Debra Morgan her ne kadar sütten çıkmış ak kaşık gibi gösterilmese de, dizinin en düşük 'marazi profil'i. Ve tüm ağzı bozukluklarına, dengesizliklerine rağmen ahlaki bir duruşu var. Bu tür bir ilişkiyle karakter dokusunda bozulmalar yaşanır ve daha sonra istenilse bile zor toparlanır gibi geliyor bana.


Şahsen, tüm bunların bir tür 'yazar zalimliği' olduğunu da düşünüyorum. yani izleyici üzerinde sinsi bir beklenti ve tahmin oluşturup, tuhaf bir haz ile onunla oynamak, sonra 'ne alaka yok öyle şey, sizin içiniz fesat' dercesine, işin içinden çıkıvermek.

Taktik aynı, derin kaygı, nefret ve...

Filmin oluşturduğu kendi mantık gelişimi açısından da böylesi bir ihtimalin, ancak ve ancak final sezonu için geçerli olabileceğini söyleyebiliriz. Zira çok iyi biliyoruz ki, Dexter'a dokunan hiç bir kadın uzun ömürlü olmuyor. Debra'dan vazgeçmek ise diziyi bitirmek demekle eşdeğer. Öte yandan benzeri bir durum Debra için de söz konusu. Onunla yakınlaşan erkeklerin de iflah olduğu söylenemez.

Bir de şöyle bir şey var: Dizinin yapımcılarından biri olan Sara Colleton, Tv Guide’a yaptığı açıklamada; “gelecek yıl Dexter bitiyor.” dedi. Sara Colleton diziyi aslında 7. Sezonda bitirmek istediklerini fakat yayıncı kanalın onları bir sene daha uzatmaya ikna ettiğini bu yüzden konuyu 8. Sezonda bitecek şekilde ayarladıklarını, dizinin sonunun artık kesin olarak belirlendiğini konunun nereye gideceğini bildiklerini söylüyor. İhtimal ki, yazarlar böylesi bir yakınlaşmayı öngörerek final vuruşu yapacaklardı. Belki Dexter'in sonu kardeşinin elinden olacaktı, bilemiyorum.

Masuka'yı harcarlar diye düşünenler yanılacak sanırım. Ve Greene'nin ömrü beklenenden kısa tutulacak!

Fragmandaki (iç)dış ses de çok ilginç. Şöyle diyor Dex'in iç sesi: “İşte buradayız, hakikat anında… Hayatımdaki her şey, beni bu noktaya getirdi. Bu, ben neysem o, bu olduğum her şey. Ben bunu kabul edebilirim… Ama ya o?”

Elbette bizim söylediklerimizin tamamı faraziye ve tahminlerden ibaret. Bilinen şey şu, Dexter tüm kanlı ve karanlık haliyle 30 Eylül'de geri dönüyor.

Bir kaç yeni haber de ekleyelim. Yeni sezonda Yvonne Strahovski de kadroya dahil oldu. Strahovski’nin 7.sezonda, Hannah McKay adlı güçlü, bağımsız, geçmişiyle mücadele eden bir kadın olarak karşımıza çıkacak. Ben hiç izlemedim ama diziseverler Yvonne Strahovski’yi en bilinen rolüyle Chuck‘ta Ajan Sarah Walker olarak hatırlayacaklardır.

Bir diğer sürpriz isim, karizmatik oyuncu Ray Stevenson. Oyuncunun, “Isaac” adlı bir karakteri oynayacak ve arkadaşlarını kimin öldürdüğünü öğrenmek isteyen bir Rus organize suç şebekesinin başını canlandıracak. Üstelik 5 bölümlük uzun bir rolü var Stevenson'un.  Keza Mike Foy da öyle. Foy, Amerikan halkına dizilerdeki kısa rolleriyle kendini gösterip duran bir oyuncu. 7. sezonun 10. bölümünde Joseph Jansen isimli bir karakterle karşımızda olacak.

Yapılan tercihlerin ve hikayeye verilecek seyrin ne olacağını merakla bekliyoruz. Ciddi ve derin kaygılarımız olsa da!




Bir de kamera arkası ve röportajlar yayınlandı