2009 yılında İran’da seçimler yapıldı. Ahmedinejad ciddi bir
farkla rakibi Musavi’yi geçti ama seçimlerin şaibeli olduğuna dair ciddi
veriler vardı. Ülkemizdeki son seçimlere benzer iddialar ortaya atıldı ve sokak
gösterilerinde yine ülkemizde olduğu gibi polis aşırı şiddet kullanarak kan
döktü. İran asıllı gazeteci Maziar Bahani BBC’de çalışıyordu ve bu seçimleri
takip etmek için bir haftalığına İran’a gitti. Ancak memleketine yaptığı bu
yolculuk tahmininden çok daha uzun sürecekti. Bahari, mesleğini yaparken
tutuklandı ve her totaliter rejimde olduğu gibi ajanlıkla suçlandı. Onun özgürlüğü
için uluslararası çevreler ciddi kamuoyu oluşturup İran’a baskı yapınca netice
alındı ve 100 günlük esareti sona erdi. Bahari yaşadıklarını “Then They Came
For Me: A Family Story of Love, Captivity and Survival - Sonra Benim İçin
Geldiler” ismiyle kitaplaştırınca popülaritesi daha da arttı.
Jon Stewart Amerika’nın en usta televizyoncularından. Siyasi
anlamda da sisteme karşı en can yakıcı eleştirileri yapabilen biri. Bir süre
önce bir kez ona Oscar sunuculuğu yaptırma gafletinde bulundu sanat camiası ve
bin pişman oldular. Zira Stewart’ın dilinin kemiği yoktu. İş bu adam Bahari’nin
kitabını filme çekmiş ve naif de bir isim vermiş: Gül Suyu…
Çok orijinal bir şekilde açılıyor film. Ahmet Şamlu’nun
kalplere işleyen mısraları eşliğinden koparılıyor güller; “Seni seviyorum,
demiş olmayasın diye. / Kalbini koklarlar. / Ah sevdiğim; bunlar tuhaf
zamanlar./ Gece yarısında kapıyı çalan kişi / Işığı öldürmeye geldi. / Ki
dolapta saklamamız lazım onu…” Senaryoyu da kendisi yazmış ama filmin klasik
oryantalist zaafları kadar estetik sıkıntıları da mevcut. Lakin durmuş saat
misali doğru gösterdiği noktalar da epey.
Bir kere totaliter rejimlerin coğrafyası ve kültürü ne
olursa olsun aynı olduğunun altını bir kez daha çiziyor Gül Suyu. Filmin
girişindeki polis baskını ile ülkemizde yaşanan polis baskınları arasında milim
fark yok. Keza Bahari’ye sorulan akıl-mantık dışı, komik sorular ile Ekrem
Dumanlı, Hidayet Karaca’ya sorulan sorular arasında da. Çehov’dan Teorama’ya,
hatta Soprano’ya kadar her şey suç delili olarak toplanıyor. Senaryo yüzünden
içeri atılan televizyoncuların olduğu ülkede yaşayan bizler anlamayacağız da
kim anlayacak bu absürtlüğü? Filmin yaşanmış bir hikayeden alınması, özellikle
bu tür sekansları inandırıcı ve ikna edici kılıyor. Ancak…
Propaganda sinemasının biraz devri geçmiş tarzıyla çekilmiş
olsa da; yine de ülkemizdeki muadillerine bakıldığında ciddi ciddi bir ‘film’
Gül Suyu. Vesayeti elinde tutanların yerinde olsam bu filmi bu işleri
yaptırdıkları personele izlettirip, hiç olmazsa bu kadarını talep ederdim!
Şurası eğlenceli değil mi sizce: Filmde casusluk suçlanan gazeteci, ‘kimin
adına casusluk yapıyorum?’ diye soruyor, sorgucunun cevabı şu; ‘CIA, MOSSAD,
MIG, Newsweek birini seç…’
Özellikle hücre sahneleri için gerçeküstü anlatıma geçilmesi
güzel bir buluş. Kahramanın babasının hayaliyle direnç kazanması ve çocukluğuna
yaptığı geri dönüşler de öyle. Stewart bu dili filmin başında yerleştirerek
seyircinin yadırgamasını engelliyor. Dolayısıyla Bahari’nin hücrede babasıyla
(H. Bilginer canlandırıyor) yaptığı uzun diyaloglara kapıyı baştan aralamış
oluyor.
Ancak başaramadığı önemli bir nokta var. Kurban ile kendini
sorgulayan arasındaki gerilimi ve etkileşimi seyirciye geçirmekte zorlanıyor
yönetmen. Oysa muazzam bir alan var bu ikili arasında derinleşme ve dönüşümü
ortaya çıkarmak mümkünken (televizyon dilinin etkisiyle) olabildiğince
üstünkörü fırçalarla geçiştiriliyor bu kısım. Oysa filme ismini veren Gül Suyu
ve başta aktarılan şiirin de açılımlanması burada mümkün.
Propaganda sinemasının tarihi, sinemanın kendi tarihi kadar
geriye dayanır. Özellikle ideolojilerin ve baskıcı rejimlerin eline geçen sanat
çoğu zaman büyük yeteneklerin de harcanmasına sebep olur. Rusya sinema tarihine
baktığımız zaman pek çok büyük yeteneğin ideolojinin sığ ve kaba çıkarı uğruna
tüketildiğini görürüz.
Ancak –kabul etmek lazım ki- özellikle Hollywood bu konuda
epey mesafe almış durumda. Bu işi o kadar ustalıkla yapıyorlar ki, kendi
kendilerini eleştirirken bile sistemlerini, hayatlarını bir şekilde
yüceltebiliyorlar. Bunu hayranlık olarak değil, realite olarak belirtiyorum.
Rose Water bu anlamda iki arada-bir derede kalan filmlerden biri. Ne doğru
düzgün propaganda filmi olabiliyor ne de yaşanmış bir öyküyü olanca
gerçekliğiyle izleyiciye geçirmeyi başarıyor. Alt metinleri ve klasik
trükleriyle tipik –hatta bazen modası geçmiş- propaganda dili kullanabilirken,
kimi zaman şaşırtıcı şekilde hakikati anlatmaya soyunuyor. Ancak
Amerikalıların, doğudan bir hikaye anlattığı hemen her filminde olduğu gibi “siz
gerisiniz, bir ileri ve biz özgürüz” alt mesajı hemen her karesinde sırıtıyor.
Bu anlamda dengeleyici unsurlar kullanmaktan çok uzak durmuş Jon Stewart.
Bu tür filmleri net olarak okuyabilmek çok kolay değil. Dolayısıyla
yergiyi de övgüyü de dikkatli yapmak lazım çünkü her ikisini de hak ettiği
kısımlar var Gül Suyu’nun. Hele hele Türkiye’de yaşayanların filmi izlerken
sıklıkla kendi toplumlarını düşünmeleri doğal ve belki filmin amacını aşan bir
tevafuk oluyor.
Film sanılanın aksine İran’da değil Ürdün’de çekilmiş. Çok başarılı
bir mekan kullanımı ve atmosfer oluşturulması var. Oyuncuların hemen hepsi çok
iyi. Müzik kullanımı bir o kadar kötü ve dahası filmin dili ciddi problem.
Herkes aksansız İngilizce konuşuyor İran’da. Buna rağmen yazı dili Farsça. Bu
handikap filmin inandırıcılığından çok şey alıp götürüyor.
Jon Stewart yönetmenlik işinde şovmenlik kadar başarılı değil
maalesef. Bir kere filmin en önemli noktası olan sorgucu-zanlı ilişkisinin
derinliklerine giremiyor. Dolayısıyla kötü kahramandaki değişimi de vermekten
uzak kalıyor film. Bununla beraber müzik tercihleri kötü, kamera kullanımı ile
filmin bulunmak istediği dil düzeyi tutarsız. Bütün bunlara bir de Batının
klişe “gözünüz insanlık ve özgürlük görsün” alt mesajı eklenince çiğ bir film
ortaya çıkmış.
Ne ki tüm zayıf, eksik, hatta kötü yönlerine rağmen
izlenmesi ve ders alınması gereken bir film Gül Suyu. Sadece rejimi korumak
adına çatıda uydu anteni pataklayan devlet görevlilerini izlemek için bile
gidilir bu filme!


.jpg)


















-large-picture.jpg)