Filmi izleyince gerçeğin etrafında dolanıp bir türlü esas meseleye giremeyen bahtsızların türbülansını görüyor, çarmıha gerildiği söylenen peygamberin dediğini diyorsunuz: Affet onları tanrım, bilmiyorlar!
Sanırım 1980’li yılların ortalarıydı. Bir münazara ustası olan Ahmet Deedat, Amerika’da Jimmy Swagart isimli bir misyoner yetkili ile ‘İncil Allah kelamı mı?’ başlıklı tartışma yapıyordu. Yanlış aktarmış olmayayım, ya Louisiana Üniversitesi ya da Madison Square Garden’da yapılan tartışmanın başında basın mensuplarından biri Deedat’a şunu sordu: “Bahsini ettiğiniz konularda uzman değilim. Ancak rakibinizin önünde onlarca İncil dururken sizin kafanızdaki takkeden başka bir şeyiniz yok. Neden kendi kaynaklarınızı getirmediniz?” Merhum Deedat şu sarsıcı cevabı vermişti: “Muhatabımın kaç tane farklı İncil ile tartışmaya katılacağını ben bilemem, sadece bu durum bile bir tahrifatın göstergesidir aslında. Benim kutsal kitabım ise şurada (Eliyle kafasını gösteriyor), hafızım ben ve bu bana yeterli…”
Sinemanın kardeş yönetmenleri Albert ve Allen Hughes, From Hell - Cehennemden Gelen’den sonra yine enteresan bir film ile karşımızda: The Book Of Eli - Tanrının Kitabı… Enteresandır Hughes Brothers bir önceki filmlerinde de, Karındeşen Jack mitinden yola çıkarak masonik birtakım aklamalar, temize çıkarmalar girişiminde bulunmuşlardı. Tanrının Kitabı filminde tüm macera Hıristiyan dünyasının en tartışmalı İncil versiyonu olan King James Edisyonu etrafında dolanıyor. Yine enteresandır bir süre önce Evangelistler bu edisyonun dışındaki tüm İncillerin yakılması gerektiğini (Üstelik Cadılar Bayramı’nda) açıklamışlardı.
Meseleyi çok fazla dallandırıp budaklandırmadan filmin konusuna bakmak gerekirse Tanrının Kitabı Amerikan sinemasının son dönemde pek bir haz ettiği “anti-ütopik sıfırlama” döneminde geçen bir macera-mistik film. Daha önce Waterworld, Mad Max (özellikle serinin ikinci örneği) ve I am Legend filmlerine benzer bir atmosferde geçiyor. Beklenen büyük felaketlerden biri yaşanmış ve tüm dünya neredeyse sıfırlanmıştır. Medeniyetler yerin altına girmiş, geride kalanlar büyük bir yokluk yaşamakta ve yeryüzünün her yanında bir kanunsuzluk ve kuralsızlık hâkim olmaktadır. Kahramanımız Eli (D. Washington) gizemli bir seyyahtır. Her ne kadar acımasız bir savaşçı gibi görünse de, yakından bakıldığında çok önemli bir kutsal emanet taşıyan bir ermiştir. Kendine vazife olarak taşıdığı kitabı batıya götürmeyi seçmiştir. Bu uğurda yoluna çıkan eşkıyalar, meraklılar ve küçük tiranlar ile mücadele etmektedir. Yolunun düştüğü bir kasabada karşısına çıkan acımasız Carnegie (G. Oldman) ne pahasına olursa olsun kitabı ele geçirmek ister. Kitabın kötü niyetli insanların eline geçmemesi için mücadele eden Eli, görünürde mücadeleyi kaybeder gibi olsa da, hayatı pahasına da olsa amacına ulaşır.
İslam tasavvufuna ve Risale-i Nur’a aşina olanlar için bambaşka anlamlar ifade edecek bir çalışma olmuş Tanrının Kitabı. Yalnızlık, emr-i bil ma’ruf, erdem, hikmet gibi kavramların etrafında dolanan Batılı bir hikâye olan film, özellikle Küçük Sözler’de tasvir edilen atmosfere inanılmaz derecede yaklaşmış.
Ancak Doğu-Batı kültürel kodlar arasında fark o kadar bariz ve üzücü ki, insan bu tür temaların çok minik müdahalelerle nasıl zaman/mekân aşabilen eserlere dönüşebileceğini düşündükçe içi acıyor.
Dekorundan kostümüne, oyunculuğundan sinematografisine kadar neredeyse kusursuz olan film içerdiği temanın yer yer tosladığı sığlık duvarından dolayı iki seksen uzanıyor. Film yeryüzünde iyiliğin kaynağı olarak konumlandırdığı bir kitabın etrafında dönen bunca maceraya dikkat çekerken, yaşanmış olan kıyamette de aynı kitabın zaten var olduğu gerçeğini ıskalıyor. Öyle ya, madem insanlara mutluluk verecek bir medeniyeti tesis için böylesi bir kitap olmazsa olmaz şarttır o hâlde bunca felaket niye olmuştur? Gerçi kurnaz yönetmenlerimiz finalde Kral James versiyonunun raftaki yerini gösterirken yanına Kur’an-ı Kerim ve Aht-i Atik’i de koyuyor ama şüphesiz yeterli değil bu altın vuruş çabası. İnsan başka bir kültürden olup böylesi filmleri izlediğinde kendi ermişleri ile perdedeki başka kültürün ermişlerini karşılaştırıyor ister istemez. Ve akla hemen bu nedenle Ahmet Deedat geliyor şüphesiz. Heybesinde bir yük olarak taşıdığı kitabın maddi varlığı için verilen kavgadan yola çıkarak çekilen filmde işin içine ‘hafızlık’ kavramı girmiş olsa bambaşka bir öykü çıkardı şüphesiz. İlahi kudretin yolladığı metinleri her anlamda içselleştiren bedenleri yok ederek bile o metinleri yok etmek mümkün olmayacaktır. Buyrun buradan da Ashab-ı Suffa’ya bir yol gidiyor işte!
Öte yandan yapımcılarımız tıpkı bir önceki filmlerinde olduğu gibi, Hıristiyanlar için tek kutsal referans olarak dayattıkları Kral James edisyonu için de iyi niyet görmek mümkün değil. En önemlisi kahramanımız, kitabı elinden gittikten sonra aklında kalanları kaleme aldırırken yönetmenler aslında bugünkü İncillerin temel kaynağını da meşrulaştırma gayretine girişmiş oluyorlar. İncil dediğimiz kitap nihayetinde havarilerin anlatılarından oluşan metinler değil mi yani? Ha Matta, Luka, Yuhanna; ha Aziz Eli! The Book Of Eli gibi filmleri izledikçe İslam dünyasının sanat konusundaki geri kalmışlığına bir kez daha yanıyor insan. Böylesine çarpıcı bir konu dramatik aksiyonu da yerli yerine oturtularak Doğu kültürüne yaslanılarak anlatılabilse tüm dünyada ilgi çekecek birer başyapıt çıkarmak işten bile olmayabilir!
Yoksa gerçeğin etrafında dolanıp bir türlü esas meseleye giremeyen bahtsızların türbülansını görüyor ve çarmıha gerildiği söylenen peygamberin dediği gibi diyorsunuz:
Affet onları tanrım, bilmiyorlar!
The Book Of Eli (Tanrının Kitabı)
Yönetmen: Allen Hughes, Albert Hughes
Oyuncular: Denzel Washington, Gary Oldman, Mila Kunis, Michael Gambon, Ray Stevenson
Tür: Bilim Kurgu, Gizem, Aksiyon, Dram, Gerilim, Macera
Süre: 118 dakika
2010, ABD


















