Bazı hayatlar vardır, ilk bakışta çok mükemmel görünür. Her şey yerli yerinde, yolunda gitmeyen hiçbir şey yok gibi görünür. Renkler gül rengi, duygular yumuşak, görüntü çok olumludur. Ve bir olay gelip dokununca o hayata, hakikatin hiç de öyle olmadığını görür insan. Mükemmel olan hayat değildir aslında, halısıdır; birçok şeyi altına gizleyebilen halısı.
Alexander Payne, yönetmenliği için çok iddialı konuşulamasa da, kalemi ile çok kısa sürede sinemada önemli bir isme dönüşmüş senarist. Payne’in gerçekçi karakterleri, sağlam matematiği ve etkileyici olay örgüleri ile oluşturduğu film dili, altına imza attığı filmleri, kafadan kaliteliler sınıfına sokmaya yetiyor yaptığı işleri.
2004’te çektiği Sideways bu anlamda çok önemli bir filmdir. Bu hikâye ve anlatım ustasının son filmi ‘The Descendants – Senden Bana Kalan’ bu nedenle her şeyden önce öyküsü ve anlatım dili ile ön plana çıkıyor. Zira Payne demek, iyi bir senaryo demek anlamına geliyor sinemada. Film, seyircilerden farklı tepkiler almış olsa da, 5 dalda aday olduğu Oscar film hakkında ipuçları veriyor.
Siz bu satırları okuduğunuz zaman muhtemelen Oscar ödülleri dağıtılmış ve Akademi Jürisi, kendi bakış açılarıyla birtakım filmleri ödüllendirmiş olacak. Her yıl bu dönemler ısrarla belirttiğimiz bir husus var: Bir filmin Oscar alması o filmi kusursuz ya da mükemmel yapmıyor. Sadece Amerikan halkının hassasiyetlerine ve film algısına göre ‘iyi bir film’ olduğunu gösteriyor. Elbette, ödül alan her film Amerika dışında bir anlam ifade etmez, anlamına gelmiyor bu dediğim. Lakin bir filmin ödüllük film olması ayrı, Oscar’lık film olması çok ayrı anlamlar içeriyor.
Alexander Payne’nin son filmi hikâye olarak son derece sade ve insani. Lakin bilindiği üzere, bu iki kriter bir filmi iyi yapmaya yetmez. Senden Bana Kalan’ın en önemli yönü ise Amerikan tarzı aile hayatı hakkında çok önemli ipuçları ve argümanlar içermesi. Böylesi bir hikâye, güzel oyunculuklarla desteklenince başarı kaçınılmaz olmuş.
Hikâye şöyle: King ailesi, ortalamanın üstünde bir standartta, bolluk içinde, güzel bir yörede yaşayan mutlu bir Amerikan ailesidir. Her şey anne King’in geçirdiği bir deniz kazası sonrası (sürat teknesinden düşüp kafasını vuruyor) girdiği koma nedeniyle değişir. Baba Matt, zorunlu olarak anne Elizabeth’in yanında kalmaya başlar. Anne bitkisel hayattadır. Matt, bu esnada iki kızıyla daha yakından ilişki kurmayı dener. Ve hayatlarının aslında ne kadar sorunlu, sorunların ne kadar fazla ve ciddi olduğunu fark etmeye başlar.
Bir taraftan Elizabeth’in hayati tehlikesiyle ilgili kaygılar taşırken, diğer yandan iki kızının hiç de öyle övünülecek şekilde yetişmediğini anlar. Üstelik bu işte en büyük sorumluluk da kendisine aittir. Üstelik esas can yakıcı ‘sır’ daha sonra ortaya çıkar. Evin annesi, babadan gizli bir aşk yaşamıştır. Üstelik komada olduğu için kendini savunacak bir durumu da yoktur.
Senden Bana Kalan, tek kelimeyle özetlenecek olursa: Amerikan ailesini hicveden bir film. Eleştirileri büyük harflerle yapmadığı gibi, mizahı da kahkahalık değil. Esasen film bu özelliğini yazar ve yönetmeninin tarzından alıyor. Payne’in tarzının özeti bu. Bu nedenle, abartısız bir film olan Senden Bana Kalan, bizin gibi Amerikan tarz-ı hayatına uzak insanlar için son derece sıradan ve hatta sıkıcı olabilecekken, o kültüre aşina olanlar için abartısız, sade ama muazzam bir hiciv olabiliyor. Film, kültürel kodları çok farklı bir toplumun hassasiyetler ve öncelikler sıralamasındaki farklılıklarını ortaya koyarken, evrensel bir gerçeğin yanında kalmayı tercih ediyor; insaniliğin.
Zenginliğin ya da varsıllığın görünür duran şeylerle çok ilgili olmadığını anlatırken, çoğu zaman ‘tam’ olarak görünen hayatların hangi konularda ciddi eksiklikler, gedikler içerdiğini anlatıyor Senden Bana Kalan. Bunu yaparken provokatif bir dil kullanmak yerine, anlamaya çabalamaktan yana yapıyor tercihini. Her ne kadar bu tercih, ‘Ölüm’ gibi ciddi ve sarsıcı bir hakikate yaklaşırken, etkisini yitirmesine de neden oluyorsa da, kendi içinde tutarlı gibi duruyor. Oysa bizim gibi ölümün lezzetleri acılaştırıcı yönü hep ön planda olan toplumlarda, bu manzaranın çok anlamlı olmadığını biliyoruz.
Filmin oyunculukları çok sade ve abartısız. Ki bu durum Senden Bana Kalan’ı sahici yapıyor ve başrol oyuncusu George Clooney’i Oscar’a aday yaptı. Siz bu satırları okurken Clooney ödülü kapmış olursa şaşmayın.
Etkileyici müzikleri, sade ama güzel görüntüleri ile durağan gibi duran ama sıkıcı olmayan bir film çıkmış ortaya. Senden Bana Kalan içerdiği abartısız hiciv bir kenara itildiğinde vasat bir çalışma olarak kalıveriyor.
Hikâyenin yaşandığı coğrafyaya (Hawai) dair sükûnet ve güzelliklerin de perdeye yansıdığı film belki sinema tarihi için çok fazla anlam içermiyor. Bir açıdan bakıldığında vasat bir çalışma bile denebilir bu yüzden.
SENDEN BANA KALAN (THE DESCENDANTS)
Yönetmen: Alexander Payne
Oyuncular: George Clooney, Matthew Lillard, Judy Greer, Robert Forster, Shailene Woodley