26 Nisan 2011 Salı
Press: Bomba ile tekzip!
Bağcılar medyasının büyük bir âlay-ı vâlâ ile getirttiği sarışın liderimiz Tansu Çiller’in meşhur bir sözü vardı: “Devlet için kurşun atan da, kurşun yiyen de şereflidir.” Sayın Çiller’in bu cümlesinin öznesindeki muradının ne olduğunu hemen herkes biliyor sanırım. Konuşma diliniz bu olduğu vakit, beylik ifade ile ‘elinizdeki tek malzeme çekiç olduğu vakit, her sorun size çivi olarak görünür’dü… Nitekim öyle de oldu. En masum istek, en basit haberleşme özgürlüğü bile ‘terör’ eylemi sayıldı ve sayın başbakanın ‘şeref’ ile taltif ettiği makama ulaşmak için kurşunlandı, bombalandı. Bir gazete düşünün ki sadece 2 yılda 27 personeli öldürüldü. İster teröre yardım, yataklık yapsın, ister başka şey. Eğer kanun ve hukuk devleti iseniz, cezayı siz kesemezsiniz. Yani hukuk devletinde, demokrasilerde devlet adına şereflenmek gibi bir paye yoktur.
İsterseniz size bir öykü aktarayım.
Özgür Gündem gazetesi, 30 Mayıs 1992’de “Egemenlik kayıtsız şartsız DGM’nindir” manşetiyle yayınına başladı. Yayın yönetmeni Ragıp Duran’dı. Gazete başlarda çok önemsenmese de tirajı 30 bini bulduğu anda enteresan şeyler olmaya başladı. Henüz çiçeği burnunda, 1 haftalık bir yayın geçmişi olan gazetenin Diyarbakır bürosu muhabirlerinden Hafız Akdemir, 8 Haziran 1992’de büroya gitmek için evinden çıktıktan sonra silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Akdemir, doğu illerindeki Hizbullah ya da Hizbulkontra olarak anılan JİTEM ile işbirliği yapan kişilerin bizzat askerî yerlerde askerlerce eğitildiğine ilişkin haberler yapıyordu. Olaylar bununla kalmadı elbette. Gazetenin Gercüş muhabiri Yahya Orhan, 31 Temmuz 1992 günü evine giderken ilçe merkezinde öldürüldü. Orhan da öldürülmeden önce bizzat dönemin Gercüş Kaymakamı tarafından yaptığı haberler nedeniyle tehdit edilmişti. Orhan’ın vurulduğu yer, Gercüş hükümet konağı ile bitişiğindeki Gercüş Jandarma Karakolu’na yaklaşık 150 metre mesafedeydi. Olay günü, ilçenin belediye hoparlöründen, ‘Akşam saat 20.00’den itibaren tatbikat yapılacak’ anonsu yapılmış, vatandaşların dikkatli olmaları istenmişti. Duyurudan da anlaşılacağı gibi, Yahya Orhan’ın vurulduğu saatte ilçenin her yanında asker, polis ve özel tim elemanları dolaşıyordu. Fakat katiller bir türlü yakalanamadı. Çok geçmedi ve gazete bizzat kendi personeline yapılan saldırılara dikkat çekmek için ‘Durdurun bu cinayetleri’ manşetini attı. Ama ortada bir ‘şeref’ meselesi vardı ve şereflenmek için birileri yarışa girmişti. 5 Ağustos 1992 günü sabah gazetenin genç muhabirlerinden Burhan Karadeniz de uğradığı silahlı saldırı sonucu felç oldu. İşte tam da bu zamanda, yeryüzünün hiçbir yerinde olmayan bir şey yaşandı. Özgür Gündem, Diyarbakır büroda nöbet uygulaması kararı aldı. Yönetim, bir grup muhabir ve yazarı, nöbet için İstanbul ve İzmir’den Diyarbakır’a gönderdi.
Nöbet uygulamasına katılmak için 8 Ağustos 1992’de evinden çıkan gazetenin yazarı ve muhabiri Hüseyin Deniz, uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralandı ve 28 saat sonra yaşamını kaybetti. Gazetecilerin art arda katledilmesi üzerine Uluslararası Af Örgütü başta olmak üzere Gazetecileri Koruma Komitesi, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti gibi örgüt ve kurumlar saldırılara tepki göstermeye başladı. Ancak gazetenin dağıtımcılarına ve muhabirlerine yönelik saldırı ve baskılar bitmedi. Olağanüstü Hal Bölge (OHAL) Valiliği, gazetenin OHAL Bölgesi’nde satışını yasakladı.
Gazetenin Urfa temsilcisi ve İnsan Hakları Derneği Urfa Şubesi yönetim kurulu üyesi Kemal Kılıç ise 18 Şubat 1993 günü akşam saatlerinde evine giderken uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.
Bu gelişmeler sonrasında gazete bir süre yayına ara verdi, zaten dağıtımı da yasaklanmıştı! Bir süre sonra, 26 Nisan 1993 tarihinde Gurbetelli Ersöz’ün genel yayın yönetmenliğinde yeniden yayına başladı. Ve doğal olarak (!) yayına tekrar başlanması saldırıları da kaldığı yerden devam ettirdi. Gazetenin Bitlis muhabiri Ferhat Tepe gözaltına alındıktan sonra 4 Ağustos 1993’te Elazığ’a bağlı Sivrice’de ölü bulundu. Gazetenin en genç muhabirlerinden 17 yaşındaki Nazım Babaoğlu ise 12 Mart 1994 günü bir haber için gittiği Urfa’nın Siverek ilçesinde kayboldu ve yaklaşık 18 yıldır haber alınamıyor.
2 yıl gibi kısa bir sürede 8 muhabir ve yazarı ile 19 dağıtımcısı öldürülen Özgür Gündem gazetesinin İstanbul Kadırga’daki merkez bürosu, çok enteresan bir tarihte; Dünya İnsan Hakları günü olan 10 Aralık 1993’te yüzlerce polis tarafından basıldı. Gazetenin merkezinde çalışan herkes gözaltına alındı ve gazete Nisan 1994 tarihinde mahkeme kararıyla kapatıldı. Gazetenin yayımlanan toplam 580 sayısının 486’sı hakkında dava açılırken, gazeteci ve editörleri de toplam 147 yıl hapis ve 21 milyar lira para cezasına çarptırıldı. Gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü Işık Yurtçu ise 8 ay görev yaptığı gazetedeki yazılar nedeniyle toplam 20 yıl hapis cezası aldı. Gazetenin kullandığı barışçıl dili nedeniyle tüm ülkede sevilen ve sayılan bilge yazarlarından Musa Anter ise 20 Eylül 1992 günü Diyarbakır’da pusuya düşürülerek öldürüldü. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel, gazetecilerin art arda öldürülmeleriyle ilgili gazeteci yazar Hasan Cemal’in kendisine sorduğu bir soruyu o günlerde şöyle cevapladı: “Onlar gazeteci kılığına girmiş militanlar, birbirlerini öldürüyorlar.”
İçeriğine katılırsınız ya da katılmazsınız, beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz, haberciliği doğrudur ya da yanlıştır… Bunlar apayrı konular. Gerçek olan şuydu: 20. yüzyılın sonlarına doğru, demokrat olduğu iddia edilen bir ülkede, bir basın kuruluşu haberlerine karşılık mermi ve bomba ile tekzip ediliyordu.
İşte vizyondaki Press isimli film, bu hikâyeyi film diliyle perdeye yansıtıyor. Elbette tıpkı gazete gibi filmin de dilinde birtakım sıkıntılar olsa da, özellikle günümüz ulusalcı tayfasının bugünlerde pek kullandığı ‘özgürlük’ taleplerine karşı tarihin mutlak bir tekzibi gibi duruyor Press filmi.
Press
Yönetmen: Sedat Yılmaz Oyuncular: Aram Dilbar, Engin Emer Değer, Kadim Yaşar, Sezgin Cengiz, Asiye Dinçsoy, Bilal Bulut
Tür: Dram, Politik
Süre: 100 dakika
2010, Türkiye
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder