19 Eylül 2011 Pazartesi

Bir film nasıl çok gişe yapar?



Ünlü Sinema dergisi ''Empire''ın İngiliz edisyonu, ''Gişede Milyon Dolarları Nasıl Kazanırsınız?'' başlığı altında yapımcıya para kazandıran kuralları anlatan bir haber yayınladı geçtiğimiz ay. Toplam 10 başlık altında ele aldığı bir ‘tüyo’lar oldukça enteresandı.

Dergiye göre bir filmin çok kişi tarafından izlenmesinin ilk şartı ‘gerçeklerden uzak’ olmasıydı! Şöyle diyor 10 Altın Kural’ın birincisi: “Fantastik bir film yapın. Gerçek bir olaydan yola çıkılan ve tarihe geçen deniz faciasını anlatan ''Titanic'' bir kenara bırakılacak olursa son yılların en çok izlenen ve gişe hasılatı yapan 30 filmi arasında başka bir ''gerçekçi yapıma'' rastlamak imkansız. Fantastik ve bilim-kurgu filmlerinin sinemaseverlerden büyük ilgi gördüğü fark eden yapımcı, ''Yüzüklerin Efendisi'', ''Avatar'', ''Karayip Korsanları'' gibi fantastik yapımlara yöneldikçe parayı da buldu.”

Gerçekten de tüm zamanların en çok gişe yapmış filmlerine baktığımızda Batman’dan Spiderman’e, karayip korsanları’ndan Shrek’e kadar bir dolu fantastik film görmek mümkün. Kanaatimizce dosyayı hazırlayanların ıskaladığı şey insanoğlunun perdeyi bir tür post-modern masal aracı olarak gördüğü gerçeğiydi. Teknoloji geliştikçe hayal sinema aracılığıyla gerçekmiş gibi sunulmaya başladı. Masallar gerçek değil şüphesiz, ancak yalan olduklarını da kimse iddia edemez. İşte bu nedenledir ki, teknolojiyi akıl almaz bir hızla sinemayla birleştirebilen batı Doğunun masal dünyasını keşfettikçe bulunduğumuz coğrafya ve kültür sinema açısından vazgeçilmez olacak. Ya da tersi; bu tarafın sinemacıları teknolojiyi sinemada kullanabilmeyi öğrenecek…

Dergi, ikinci altın kural olarak yönetmeni işaret ediyor. Ve diyor ki, “Ufku geniş bir yönetmenle çalışın. Farklı bir film yapmak için kolları sıvayan yapımcının sağ kolu olabilecek yönetmeni iyi seçmesi adeta inşaatın temeline konulan harç gibi. James Cameron, Christopher Nolan, Peter Jackson gibi ''ufku geniş'' bir yönetmenle çalışan yapımcı, bu yönetmenlerin kararlı ve filmin önünü açan fikirleri sayesinde adeta para koyup altın buluyor. Bu yönetmenlerin başarılı bir editörden efektçiye kadar iyi bir ekip kurması da filmin başarısında rol oynayan başka bir unsur.” Cümleyi tersten okursak; ufku ve hayal dünyası geniş olan kişilerin yönetmen olma şansı çok daha yüksektir.

3. kural ise biraz önce üzerini çizmeye çalıştığımız şeyi adeta itiraf ediyor ve yapımcıları Hollywood’un klasik kalıpları dışına çıkmayı salık veriyor: “James Cameron'ın ''Avatar'' filmini, Peter Jackson'ın ''Yüzüklerin Efendisi'' serisini çektiği Yeni Zelanda'ya bir plato kurmak yapımcının elini güçlendiren unsurlardan. Hollywood'un dışında farklı bir mekanda çekilen filmler seyirciyi farklı bir atmosfere taşıyarak filmin başarısını artırıyor. ''Batman'' serisini İngiltere'de çeken Christopher Nolan'ın yanı sıra, ABD'de de Hollywood dışı bir mekan aramak başarının anahtarlarından.” Bu maddenin de eksik kısmı, meselenin sadece teknik ve jeolojik olarak değil, içerik olarak da böyle olması gerektiği. Hollywood o kadar çok film çekti ki, artık aynı konular ve tarzlar arasında kısır bir döngü yaşıyor. Doğu dünyası sadece film platosu olarak değil, sinopsis madeni olarak da çok bakir.

Dosyanın yazarları biraz da ironik olarak ‘yıldızlara çok para harcamayın’ derken diğer yandan ‘size oyuncu olarak Johny Depp yeter’ filan diyor ama diğer yandan bütçeyi de önemsiyor: “Para kazanmak için para harcamalısınız. 

Yapımcının milyonlarca dolar kazanmak için büyük bir bütçeyi gözden çıkarması da gerekiyor. Gişe rekortmeni hasılatlara imza atan yapımlar dikkate alındığı zaman bunlar arasında en düşük bütçe 94 milyon dolar ile ''Yüzüklerin Efendisi'' serisinden ''Kralın Dönüşü'' adlı yapıma ait bulunuyor. Bununla birlikte serinin diğer filmleri için rekor bir miktarı gözden çıkaran yapımcı, gişe rekoruna giden kapının altın anahtarını zaten elinde bulunduruyor. 180 ile 200 milyon dolara yakın bir bütçeyi gözden çıkaran yapımcılar bu parayı kazandıkları gibi kara da geçerek gişe yarışından yüz akıyla çıkıyor.”

Hep böyle olmuyor tabii WaterWorld ya da Pearl Harbor gibi büyük hüsranlar da söz konusu. Ya da çok küçük bütçeli olup da, öteki şartlara haiz olduğu için yapımcısını güldüren film sayısı hiç de az değil. Hasılı, para her şey demek değil sinemada.
Waterworld 292 milyon dolarlık devasa bütçesine rağmen 175 milyon dolar hasılat yapabilmişti. 
Diğer maddeler aslında biz sıradan izleyicilerin bile aşina olduğu şeyler: Mutlaka bir aşk ya da insani dram olmalı filmde. Ki en hararetli aksiyon filmlerinde bile artık bunu görüyoruz. Bir diğeri ise, mümkün mertebe devam filmlerinden kaçınmak. Seyirci her ne kadar merak ediyor gibi dursa da, pek memnun kalmıyormuş seri filmlerden.

Şahsen en önemli bulduğum maddeyi ise en sona aldım: Filminiz ne olursa olsun fragmanı müthiş olmalı. Gişesi çok yapan filmlerin tamamının fragmanları aynı derecede muazzam oluyor. Özellikle bizim Türk sinemacılar bu maddeyi çok dikkate almalılar. Bizdeki gibi filmden bölümleri uç uçuca ekleyerek fragman hazırlamıyor ecnebiler. Her tanıtım filminin kendine has bir kurgusu ve akışkanlığı oluyor. En nihayetinde seyircinin merak duygusunu zirveye taşıyarak filmi izlemesi için bir baskı unsuruna dönüşüyor.

Belki bir dahaki müsait bir zamanda da yerli sinemamız için böylesi bir liste hazırlanıp hazırlanamayacağını masaya yatırma imkanı bulabiliriz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder