10 Eylül 2011 Cumartesi

Son Durak 5: Perdedeki perdeler!



Gönülde asıl perde;
Onu hangi göz deler?
N.F. Kısakürek

Yıllar önce ‘Ölümü atlatma’ fikri üzerine kurulu bir senaryo geliştirildi ve “Final Destination – Son Durak" ismiyle çekilip, gösterime girdi. Teknik açıdan kuvvetli, senaryo açısından enteresan olan bu yapım, o kadar çok ilgi gördü ki birbiri peşi sıra devamı çekildi ve nihayet bu hafta serinin 5. Filmi de vizyona girdi.


Esasen konuyu, sinemaya epey mesafeli kişiler de biliyor: Bir insan yakazaten ölüm anını görse, sonra ona göre tedbir alıp o anda ölmese, daha sonra ne olur?

Aslında son derece cazip bir kurgu ve fikir, değil mi?

Nitekim bu beşinci filmde de benzer olaylar var. Kahramanımız ve arkadaşları, bir köprüde otobüs üzerinde tıkalı trafikte beklerken, rüyaya benzer bir şey görüyor ve otobüsten inip oradan uzaklaşıyorlar. Birkaç kişi ölümden –o anlık- kurtuluyor. Tabi daha sonra başlarına gelen daha fena olaylara doğru koştukların bilmiyorlar…

Batı dünyası, kültürel formlarından dolayı bazı kavramlara da bilinç ve hatta insani hisler yüklüyor. Son durak serisinde de ölümü adeta duyguları olan, insan ile çatışabilen bir mistik varlık olarak işleniyor. Ve onu atlatabilmek için insanlığın nasıl aciz durumlara düştükleri çok feci sonlar birebir gösterilerek bize yansıtılıyor.
Enteresan olan şey şu; 5 film boyunca da, kahramanlar ölüm gerçeğinden kaçmak üzere kurguluyorlar geleceklerini, ölümü kabullenerek değil. Durum böyle olunca, ‘kötü’ olan ölüm bir güzel eriyor muradına!

İçerik açısından bakacak olursak meselenin iki önemli yönü var.

Birincisi kader ile ilgili yönü. Yani ‘ecel birdir tagayyür etmez(değişmez)’  düsturu, ikincisi ise ölüme çekilen perde.

İlki hakkında eminim çok metinler okumuş, çok nasihatler dinlemişsinizdir. O nedenle ikincisine biraz yakından bakmak isterim.


İnsanoğlu her ne kadar ölümsüzlüğe ram olsa da, en mütemerrid kişiler dahi bilirler ki ölüm haktır ve gelecektir. Son Durak da genel anlamda bunu işliyor zaten. Sorun ise, ölümü yollayanı bilmezden gelip perdeyle uğraşması. Bu manada bakacak olursak, perdede gösterilen şey perdenin bizzat kendisine takılıyor.

Açayım: Rislale-i Nur’un bir çok yerinde anlatılan şu meseleye müracaat etmeliyiz:  “Azrâil Aleyhisselâm Cenâb-ı Hakk’a münâcât edip demiş; “Kabz-ı ervah vazifesinde senin ibâdın benden küsecekler, şekvâ edecekler.” Ona cevaben denilmiş: “Senin vazifene hastalıkları ve musîbetleri perde yapacağım; tâ ibâdımın şekvaları onlara gitsin, sana gelmesin.” Aynen bu perdeler gibi Azrâil Aleyhisselâm’ın vazifesi de bir perdedir. Tâ haksız şekvalar Cenâb-ı Hakk’a gitmesin. Çünkü; ölümdeki hikmet ve rahmet ve güzellik ve maslahat cihetini herkes göremez. Zâhire bakıp itiraz eder, şekvaya başlar. İşte bu haksız şekvalar Rahîm-i Mutlak’a gitmemek hikmetiyle Azrâil Aleyhisselâm perde olmuş. Aynen bunun gibi bütün meleklerin, belki bütün esbâb-ı zâhiriyenin vazifeleri, izzet-i rubûbiyetin perdeleridir. Tâ güzellikleri görünmeyen ve hikmetleri bilinmeyen şeylerde kudret-i İlâhîyenin izzeti ve kudsiyeti ve rahmetinin ihâtası muhafaza edilsin, itiraza hedef olmasın ve hasis ve ehemmiyetsiz ve merhametsiz şeyler ile kudretin mübâşereti -nazar-ı zâhirîde- görünmesin.” (22. Söz /2. Makam)

Yani; film boyunca tüm olup bitenlerin ilahi bir kurgunun neticesi değil de, Azrail ya da ölümün gündelik şansızlıklar, kazaları gibi görürsek yanılmış oluruz. Kazalar, hastalıklar gibi, Azrail de bir perdedir… Şöyle bir idrak zincirine ihtiyacımız var: Ölüm; kazalar, hastalıklar; Azrail; Cenab-ı Hak…

Dip koçana ulaşınca, filmin ana sorusunun da cevabı ortaya çıkar tabi, insan kimi atlatmak istediğinin farkına varınca meselesinin rengi değişecektir emin olun.

Bitirmeden önce, madem girdik bu konulara biraz da manevi ‘flash forward’dan bahsedelim. Malum serinin tüm filmlerinde kahramanlarımız ileriye dönük bir takım görüntüler görüyorlar ve ona göre ölümden kaçmaya çalışıyorlar. Yine Risale-i Nur’a müracaat edecek olursak: “…Ben şimdiden görüyorum ki: Yakın bir zamanda ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. İşte kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyî'ciler beni bırakıp gittiler. Senin afv ü Rahmetini intizar ediyorum…” (17. Lema / 12. Nota)

Umarım anlatabiliyorumdur…

Sevgili okurlarıma naçizane bir uyarıda bulunayım. Bu tür filmlerin genellikle fragmanları filmden kat be kat iyi olur. Bu nedenle çok çok büyük bir beklenti içinde gitmesinler salona. Bir de… Ne yazık ki tüm seride olduğu gibi şiddet ve kan tüm çıplaklığıyla yer alıyor Son Durak 5 filminde. Sağlam ama sapasağlam bir mide lazım.

Hasılı; Son Durak bir çok açıdan vasat bir gerilim/macera ama işin künhüne varmak için iyi bir çıkış noktası olabilecek bir film…



1 yorum:

  1. hz süleyman ile azrail (as) arasındaki kıssa aklıma geliyor bu filmde. aslında görülen o rüyalar azrailin kıssada adama hayretle bakması,filmdeki cocuklarında bu hayretten işgillenmesi,kaçmaya çalışması ama sonucta beklenen olması gereken sonlarıyla karşılaşmaları. bu tabi biz doğuluların bakışı yazında da belirtiğin gibi,batılıların bakışı da aynen senelerdir sinemaya romanlara yansıyan şekliyle ki yazında da apaçık ortadaa abi

    YanıtlaSil