Her sanat eserinin bir kaderi olduğuna fena halde inanırım. İçeriği ne olursa olsun hem de. ister çok kaliteli bir kitap, isterse acele yazılmış. yalapşap. Kaderi ne ise o vuku buluyor. Bu anlamda Ben Sonra Ağlarım biraz bahtsız bir kitap diyebilirim. Baskıdan çıkalı iki aya yakın bir süre olmasına rağmen, bir türlü dağıtıma giremedi. Aslında yazarıyla çok ilgili olmayan bu sıkıntılı durum, kaderiyle ilgiliydi.
Buna rağmen bir heyecan var tabi...
Blog okurlarına hem gecikmeden özür babında, hem de kitabı yazarken ki hislerim bilinsin diye kitabın önsözünden bir kolaj aktarıyorum. en altta da kitabın satışının yapıldığı bazı linkler bulacaksınız.
Mecburi hikayeler!
Eğer Türk sinemasının olmayan endüstrisi, hiç bir zaman ayağa kalkamayan sanat anlayışı, yetişmeyen sanatçısı, kırık dökük teknik altyapısı değişebilseydi...
Bu hikayeleri bir arada okuma imkanı bulamayacaktınız; Kalem ve düşünce erbaplarının cesaret verici görüşleri ve şevk veren destekleri olmasaydı.
Elinizde tuttuğunuz kitabın içindeki hikayelerin çoğu film (en azından kısa film) olmak üzere tasarlandı, kaleme alındı. Hatta bir çoğu sinopsis aşamasından bile geçip tredman, story-boardı çıkarılmış film malzemesi oldu.
...
Henüz 5 yaşında komşu evin avlusunda kurulan projeksiyon makinesini kurcalayan bir sinema meraklısı olarak, karşılaştığım her olayı, tanık olduğum her vakıayı film düzleminde hafızama kodlar hale geldim. Hafızamı film şeridi, gözlerimi kamera vizörü gibi -çoğu zaman bilinç dışı olarak- kullandım.
...
Edebiyat ile sinema arasında çok önemli iki fark var bence:
İlki yazar ile yönetmen arasındaki fark...
Biri yaratıcının bahşettiği yeteneği son derece lineer bir araç kullanarak muhatabına aktarıyor. Birikim ile yeteneği mezcederek kalemle şekil verip okuruna havale ediyor gerisini. Okur, kendi muhayyilesi nispetinde zevk alıyor, anlam üretiyor. Diğeri, yani yönetmen ise, yetenek ve birikimi ne olursa olsun bir çok bağlayıcı sebep ile kuşatılmış durumda.
...
Okumaya başladığınız bu kitap kesinlikle iddialı bir çalışma değil. Hele hele
yazarının ‘hikayeci’ titri almak gibi bir düşüncesi hiç yok. Belki bir paylaşma arzusu var denilebilir. Sıra dışı olayları, anlaşılmaz derinleşmeleri, içe doğru konkavlaşmayı paylaşım.
Kitabı bulabileceğiniz bazı linkler:
http://www.karakutuyayinlari.com/kitap-ben-sonra-aglarim.htm
http://www.idefix.com/kitap/ben-sonra-aglarim-m-nedim-hazar/tanim.asp?sid=XOS8VRE0MS6AP2NHRPVY
http://www.okuoku.com/tr/ben-sonra-aglarim-butun-hikayeler-m-nedim-hazar-pid168822.html
http://www.limonkitap.com/kitap/ben-sonra-aglarim-butun-hikayeler-p518156.html
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=595312

Hayırlı olsun demek istiyorum cânı gönülden..
YanıtlaSilHaydi hayırlısı :)
YanıtlaSilinşallah kaderi güzel olur kitabın. yalnız ben karar verdim ben kesinlikle bir mahrumiyet bölgesinde yaşıyorum, kitapların dağıtımı bu kadar geç olmamalı oysa. NT bunu bir özeleştiri olarak kabul etsin, biraz zayıfız galiba bu konuda. Çok tebrik ediyorum, bence bu kadar mütevazı olmayın, üslubunuz ve farkınız kendini her şekilde belli ederken, iddialı olunmalı bence. Hayırlı, uğurlu olsun, kaleminiz hiç susmasın dileklerimle...
YanıtlaSil"Ve ayak ölçülerim kalıyor o yaşlı çizme ustasında."/ Dünya Nimeti (Ben Sonra Ağlarım)
YanıtlaSil"Her başak öğütülmeye giderken, iyi sofralara, iyi insanlara, iyi midelere girmek ister.İster ki cennette haşrolsun. İster ki iyi insana gıda olsun..." / "Buğday tarlasındaki başaklar. Sebebi onlar." /Mektup (Ben Sonra Ağlarım)
"Ve bilir misiniz ki kanatlarıyla şarkı söyler kelebekler."/ Sonbahar Kelebeği Teşup ve İsfendiyar (Ben Sonra Ağlarım)
Kitabı henüz bitirdim:) Her bir öyküden ayrı ayrı keyif almak bir yana şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Kitabın adı her ne kadar Ben Sonra Ağlarım olsa da ben daha bismillah ilk üç öyküde ağladım... Yani sonraya bırakmadım gözyaşlarını. Sayın Yazarımızın şunu bilmesini isterim, sıradan bir okuyucu olaraktır bu görüşüm; yazmak, üslup apayrı birşey. Ünlü şu şahıs, yok bu düşünür demiş ki, okudum okudum yazdım filan denir hep. Amenna; fakat ben şu görüşteyim, ne kadar okursanız okuyun hayatla özdeş bir birikiminiz yoksa, ve gözlemleriniz ruhunuzun ilmeğinden geçmeyi başaramıyorsa, gözleriniz kuru ve yavan bakıyorsa her şeye , isterseniz dünyanın kitabını okuyun ve en şaşalı kelimelerle yazın yazacaklarınızı bir ruh veremezsiniz yapıtınıza. Sayın Yazarımızın bu anlamda artıları oldukça fazla. Engin bilgi birikiminden hiç şüphemiz yok fakat kaleminde yoğun bir hissiyat var, çok dolu bir hayatın izlerini taşıyan. Ki dikkatli bir okuyucusu olarak diyebilirim ki ben bunu en sert köşe yazılarında bile farketmekteyim. Benim bu hikayelerde gördüğüm, daha çok hayata ve hayatın içindekilere dair birikimlerdi ve sımsıcak öykülerdi. Keyifle okudum, sonraya bırakmadan gözyaşlarımı... / Naçizane bir öneri, bu birikimler sinemamıza senaryo anlamında muhakkak aktarılmalı diye düşünüyorum. Favori öyküm de bu anlamda Mektup'tur. Çok çok iyi bir film olur düşüncesindeyim. Teşup'un öyküsünü ise animasyon olarak canlandırdım ben kafamda. Tebrik ediyorum ve elbette devamını diliyorum.
YanıtlaSil