12 Ağustos 2012 Pazar

Hepiniz uykudasınız!



Bilim-Kurgu filmlerinin (hatta sadece tür değil edebiyatının da) bir özelliği vardır; seyircinin ileri görüsünü tapularlar, bir tür bilinçaltı yönlendirme oluşur. Misal, vaktiyle Uzay 1999 diye bir dizi vardı ve biz bu diziyi 1980’lı yıllarda izliyorduk. Yani hepi topu 20 yıl sonrasının dünyasını öyle bir kurgulayıp, tasvir etmişlerdi ki akıllara ziyan! Havada uçan araçlar, sensorlu normal konut kapıları, tüm vatandaşların tek-tip giysileri (Taytlar, dar tişörtler vs). Bahsedilen tarihin üzerinden 15 yıla yakın bir zaman geçti ama o dizideki neredeyse hiçbir şey gerçek olmadı, belki hiçbir zaman olmayacak. Lakin sinema, hayatın pek çok alanından rol çaldığı gibi, bilim ve teknolojiden de çalıyor ve bizleri öyle bir geleceğe inandırmayı başarıyor. Belki de bu yüzden sinema sanattan çok daha fazla ‘şey’ demek!

Yazar Philip K. Dick’in ‘We Can Remember It For You Wholesale - Sizin İçin Topyekün Hatırlayabiliriz’ adlı hikayesi yazılmış en zeki bilim-kurgu metinlerinden biridir. Nitekim bu metinden yola çıkarak Paul Verhoeven 1990 yılında bir klasiğe dönüşecek olan Total Recall- Gerçeğe Çağrı’yı çekti. Film Arnold Schwarzenegger ve Sharon Stone gibi ünlü isimleri kadrosunda barındırmakla beraber, kurguladığı gelecek ve güçlü mesajları ile türün kült eserlerinden biri oldu.

Hollywood tarihi bir tür fasit (kısır döngü) daire tarihi. Bir süre sonra kendi döngüsünü tamamlıyor ve müflis tüccar hesabı eski defterleri karıştırıyor yapımcılar. Prison Break, I Am Legend gibi dikkat çekici filmlerin yapımcısı Neal Horitz de, Verhoeven’in ünlü filmini tekrar çekmeyi aklediyor. Bu tür tekrar çevrimlerde üç nokta çok mühimdir. İlki; çok iyi ve meşhur oyuncular oynatacaksın. İki; özellikle görsel efekt konusunda ilkinden çok daha ileride olduğunu göstereceksin. (Ki bu durum fuzuli bir görsel şova sahne olur genelde) Ve sonuncusu; mutlaka ilk örneğinden farklı bir şey katacaksın. (Hele de seyirciyi şaşırtan bir şey olursa süper olur!)

Total Recall’ın yeni çevriminin oyuncu kadrosu hiç fena değil. Genç izleyicinin iki sevdiği isim: Colin Farrell ve Kate Beckinsale… Yönetmen olarak da yine bir külte dönüşmeyi başarmış Underground serisinin her şeyi Len Wiseman düşünülmüş. Bakmayın siz, henüz kırkında bile olmayan bu yönetmenin geçmişinde her ne kadar sadece tek film ve devamı gibi görünse de, birçok önemli ve klasikleşmiş filmin kadrosunda bulunmuş, önemli isimlerle çalışmış bir yönetmendir Wiseman.

Gerçeğe Çağrı’nın en önemli eksiği kalmış; senaryodaki farklılaşma. Pardon, farklılaşmayı ‘kötüleştirme’ olarak algılamış yapımcılar. Ve bu anlamda öylesine bir hata etmişler ki, diğer tüm kusurları gölgede bırakıp, 100 milyon dolardan fazlasına mal olan filmlerini büyük ihtimalle batıracaklar!

Kötü bir 'kötü': Kate Beckinsale. 


Farkında mısınız bilmem ama her bu tür filmde olduğu gibi, bir yandan Totall Recall’ın 2012 versiyonunu analiz ederken, diğer yandan neredeyse paralel okuma ile 22 yıl öncesine gidip, Verhoeven’in filmini de tekrar ele alıyoruz. Yani yazı bundan sonra bir tür ‘paralel okuma’ olarak akacak, şimdiden uyarayım.

Total Recall’ın ana öyküsünün yaslandığı iki gerçek vardır: Özgürlük ve hakikat! Aslında hiç de küçümsenmeyecek ve her ne kadar 22 yıl önceki zihniyetiyle Paul Verhoeven’in biraz sulandırarak verilmiş olsa bile, ciddi iki meseledir bu. Zira bilirsiniz, doğu ve batı kutsal metinlerinin neredeyse tamamında dünya hayatının geçiciliğinden ve yaşamın bir tür rüya oluşundan bahsedilir. Ki bunu en sarih ve ısrarlı vurgulayan din İslam’dır. Peygamber Efendimiz;  “Hepiniz uykudasınız, öldüğünüz zaman uyanacaksınız.” Buyuruyor. Tabii, uyku nedir, uyanmak nasıldır gibi başlıklar çok ayrı ve upuzun yazıların konusudur. Fakat başta kült film Matrix olmak üzere Open Your Eyes gibi onlarca benzeri film, asıl uykunun hangisi olduğu, gerçek hayatın neresinde durduğumuz sorunsalını kurcalayıp durdu. 1990 yapımı Total Recall da, biraz pop-corn olsa da meseleye eğildi ve başarılı da oldu.

1990 yapımı filmdeki 'makara' planlardan sadece biri. 

İkinci gerçeklik ise en az ilki kadar insanlığı ilgilendiren tarihsel bir mesele: İnsanlık tarihi, bir çeşit özgürlük tarihidir. Özgürlük sadece birey için olmaz, toprağın, suyun, havanın kullanım özgürlüğü. Sömürü ve sömürgecilik üzerine yazılmış sayısız metin, çekilmiş yüzlerce film vardır. 1992 yapımı Total Recall insanların en doğal hakkı olan ‘soluma özgürlüğü’ üzerine ironik bir filmdi. Onun kadar olmasa da, keza 2005 yapımı The Island içerdiği mesaj bağlamında hiç de fena bir yapım değildi. Ve elbette bu türün –kanaatimce- en sıkı (seri) filmi Black Mirror. (Onu merak edenlerde şuradan devam edebilir)

Ve gelelim, yeni Gerçeğe Çağrı’ya… Esasen çok büyük oranda Verhoeven’in filmine yakın duruyor gibi görünen bir film var karşımızda. Ama sadece içerik ve hikaye bağlamında. Gerçi yapımcılar, kendileri için refaransın önceki filmden ziyade hikayenin özgün halinin olduğunu söylüyorlar ama filmi izleyince bunun çok inandırıcı durmadığını görüyoruz.  

İlk filmde olduğu gibi yine 'rüya' sekansıyla açıyor yönetmen. 

Tıpkı önceki filmde olduğu gibi bir rüya sekansıyla açılıyor Gerçeğe Çağrı – 2012… Eski versiyonda iki sevgili Mars’ın uçsuz bucaksız kızıllığında romantizm yaşarken, yenisinde kahramanlarımız bir kumpastan kurtulmayı deniyorlar.
Hikayeyi bilmeyenlere hemen özetleyeyim; Douglas (C. Farrell) güzeller güzeli karısı Lori ile (K. Beckinsale) bir robot üretim fabrikasında son montajcı olarak çalışan sıradan bir vatandaştır. Ne var ki, sıklıkla gördüğü rüyalar, aslında hayatında bazı şeylerin gerçek olmadığı, kendisinin başka biri olabilme ihtimalini ona hatırlatır durur. Nitekim bir gün ilanını gördüğü ‘Rekall’ isimli hafıza ‘ekim’ yerine gider ve kendi anılarına ajan oyunu yükletmek ister. Gelin görün ki, bu mümkün olmaz, zira Douglas’ın beyninin derinliklerinde zaten bir ajan gizlidir: kendisi. Ve gerçeğe uyanma süreci başlar. Kolay değildir tabi, karısı zannettiği kişi baş düşmanı, düşman zannettikleri kişiler de özgürlük savaşçılarının ta kendileridir.

Bana göre yeni filmin senaryosu, hikayeye en büyük kötülüğü işin içinden ‘Mars’ı çıkararak yapıyor. İnsanoğlunun keşif merakı ve umudu üzerine Mars’ın çok anlamı var. Bunun yerine direkt yukarı değil, aşağı doğru bir gelecek görüyoruz ve adeta arzın merkezine gidip bambaşka bir toplum katmanı görüyoruz. Şüphesiz bu yeni filmdeki mental yaklaşım kendi açısından tutarlı ama Mars insanlın geleceği açısından hala umut ve yarın demek! Bununla beraber, dünyanın geçirdiği nükleer ve biyolojik savaş sonrası kalan enkaz üzerinde gezinen kamera her ne kadar fena halde Matrix’i hatırlatsa da, inandırıcılığı güçlendiriyor.

Ayrıntılara daldıkça hem yazı uzayacak hem de film eleştiri bağlamından çıkma riski olduğu için hemen sınıflayarak eski ve yeni Total Recall’ları karşılaştıralım.

Michael Ironside gibi bir 'kötü'nün olmaması ciddi bir eksiklik. 

Kötülük problemi

Eski versiyondaki muhteşem antogonist Michael Ironside yenisinde yok. Esasen bu durum yeni versiyon için bir şans, zira öyle bir rol olsa, yeni aktör bekleneni veremeyebilirdi. Ancak ciddi de bir eksiklik. Öyle bir kötücül karakter düşünün ki, nefreti uğruna kendi sevdiği kadından bile vazgeçebiliyor ve kötülüğü çıkarı için kullanan patronunu dahi bir noktadan sonra iplemiyor. İşte, ilk versiyonun bu şahane  ‘aktif kötü’sünün yerini tek başına Kate Beckinsale yüklenmeye çalışıyor. Yanına bir de Sharon Stone’luk kalıyor ki, keşke sadece o noktada dursa imiş. Zira ‘iki kadın arasında kalmak’ hiç de fena olmayan bir klişedir. Kaldı ki, sadece Beckinsale’e kötü olarak yüklenip, büyük patronu sadece göstermelik tutarsanız hem finaliniz güçlü olmaz, hem de çatışma katsayınız yerlerde sürünür ki, filmin az izlenmesi için yeterli bir gerekçedir bu. İzleyiciye yeterince kötü birini vereceksin ki, gerekli geri dönüşü alabilesin! Önceki versiyonda bulunan ‘kötü’ mesai arkadaşı ile giriştiği çatışma sahnesi hala hafızalarımızda iken, bu karakteri zenci yapıp sadece ikna sahnesinde harcamak hiç de iyi bir fikir değilmiş. Üstelik filmin başlarında ilgi alanımıza giren ve sanki ilerde önemli bir rolü varmış hissine kapıldığımız, işe yeni başlayan uzak doğulu karakter, sadece kartı verip ortalıktan kaybolması senaryonun ciddi bir deliği.

Quato (Quasimodo)... ne orijinal bir buluştur!

Çok daha önemli bir durum daha var ıskalamayalım: Bir önceki filmde Mars’taki taksici ile kötülüğü ekmek parası için yaparken, bir sıkıntıya binaen konmuştu senaryoya ve ciddi bir eksikliği tamamlıyordu. Ve Mars’tan sonraki ikinci eksik olarak görebileceğimiz mutantlar ve Quato… 

Arnold kusursuz bir işçi sınıfı mensubuydu. 

Sınıf problemi

İlk filmde kahramanımız taş ocaklarında (hele ki fiziksel özelliğini de eklersek) çalışan katıksız bir proleter görüntüsü, düzene karşı duruşunu destekliyor ve mücadelesini inandırıcı kılıyordu. Yaşadığı ortam, ev, giydiği kostümler ait olduğu sınıfa ikna etmek için güzel argümanlardı. Yeni Douglas taş ocaklarında değil, bir fabrikada montajcı olarak çalışıyor. Bunun yaında yaşadığı mekan tasarımı için oldukça uğraş vermiş yapımcılar. Çıktığı balkondan dönen kamera bize sadece yaşadığı ortam ile ilgili değil, dönem ve durum ile ilgili de önemli ipuçları veriyor.


Dekor ve aksesuar problemi

Şüphesiz bir bilim kurgu filmi çekildiği dönemin teknolojisiyle yapılabilecek bir gelecek okumaya bağlı kalmak durumunda. Yani, bundan 22 yıl önceki tüplü monitörlerin kullanılması ilk Total Recall’ın değil dönemin teknolojisinin meselesi. LCD ya da LED ekranların henüz keşfedilmediği bir dünyada, halogram kullanmayı ancak takdir edip, ileri görü olarak kabul edebiliriz. Yeni Total Recall’da elde imkan olmasına rağmen bilinçli bir egzotikleştirme söz konusu. Gerek, yaşanılan şehir (Ki bunun mekan tasarımla da ilişkisi var) gerekse dahili mekanlarda tercih edilen dekorlar enteresan bir doğu egzotizmi içeriyor. Bu durum, tam bir dijital şov yapma imkanı varken, REkall’daki ekim sırasında zirve yapıyor. Sanki bir zihin ekim yerine değil de, kenar mahalledeki ‘tattoo’ dükkanına girmişiz gibi hissediyoruz. Sokakları süsleyen tabelaların kahir ekseriyetinin Çince ya da Arapça oluşuysa ayrı bir enteresanlık elbette.



(Mekan) Tasarım problemi

Total Recall- 2012’nin ürettiği atmosfer ve mekan tasarımı aslında hiç fena değil. Lakin özgün değil. Neredeyse bu filme dair özgün hiçbir buluş ve ironik bakış yok. Bu özellikle bilim kurgu filmleri için ciddi bir eksikliktir. Mekanlar, yollar, robotlar, giysiler vs… Baktıkça Beşinci Element, Ben Robot ve önceki Gerçeğe Çağrı’yı hatırlıyoruz. Dahası Paul Verhoeven’in 1992’de çektiği Total Recall muazzam bir gizli reklam cennetiydi. Sadece ürün yerleştirme fikrinin babası değil aynı zamanda bir sübliminal mesaj bahçesiydi. Yeni Total Recall’da elbette belli bir hassasiyet var. Tıpkı In Time’da olduğu gibi, hakli ayak takımı ve burjuva olarak ikiye bölmüş ve mekan tasarımını da buna göre yapmışlar. Ama özgün değil. Duvarlara Çince yazılar yazıp, yağmur yağdırdığında Bıçak Sırtı’nın kötü taklidinden ileri gidemiyorsunuz maalesef. Ve kovalamaca sahnelerinde Bruce Willis, Farrell’den çok daha başarılı maalesef!

Zevzek robot taksicinin boşboğazlığı unutulur mu? 

Mizah problemi

Bu tür filmlerin favori azığıdır ironi… Hele ki geleceğe dair bir anti-ütopya içindeyseniz karakterlerden, olaylara kadar karikatürleşme tehlikesi olmadan mizahın dozunu artırmanız mümkün. Wiseman bu fırsatı ayağının altıyla teptiği gibi, nedense Farrell’e biçtiği oyun gereksiz ve anlamsız bir ciddiyet içeriyor. Oysa hatırlayalım Schwarzenegger’in oynadığı tiplemeyi. Olanca iriliği, kaslı yapısı ve ciddi suratına rağmen komikti, çok komik hatta.

Final problemi

Elbette finali anlatmayacağım… Lakin bu tür bilim kurgu eserleri ister istemez epik bir yön taşır ve destansı olan her öykü, sonu hüzünlü bile olsa tarihsel açıdan bir mutluluk içermek ister. Bu anlamda da, sonunda koca Mars’ı özgürlüğüne ve eski havasına kavuşturan eski Douglas daha iyiydi gibi.
Toparlayacak olursak; yeni Gerçeğe Çağrı, bir yeni çevrim için uyulması gereken kuralları bilen ama bu konudaki tercihlerinin neredeyse tamamını yanlış yapan talihsiz bir film olmuş. Bunu da beğenecek bilim kurgu hastaları vardır tabi ama sinema açısından pek anlam ifade etmiyor ne yazık ki! 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder