![]() |
| Dünyayı 'Ruh vizörü'nden görebilen nadir sinemacılarımızdandı Metin Erksan. |
Kim ne derse desin, Osmanlı Devleti’nin sanata olan duruşu ile ilgili çok önemli bir örnektir sinema. Keşfinden hemen sonra ülke topraklarına gelişi, sinema sanatının özelliklerinden (elektrik, gösterim cihazı, salon) dolayı belirli bir kesimin tasarrufunda kalmasıyla uzun yıllar boyu gelişmesini tamamlayamadı ve bu sanat alanında ‘yerli’ bir dil oluşması ne yazık ki gecikti. Sinema, sadece tüketim anlamında değil üretim anlamında da gerçek manada eserler verebilmek için 1950’li yılları beklemek durumunda kalmıştı. Lütfi Ömer Akad, Atıf Yılmaz, Metin Erksan ve Halit Refiğ gibi isimlerin bu sektöre girmesiyle başlayan döneme bu yüzden ‘Yönetmenler Çağı’ diyoruz.
Türk sineması’nın biçimsel açıdan özgün olan bu ustalarından biri olan Erksan, sinema tarihine ‘ilk gerçekçi köy filmi’ olarak geçecek olan “Karanlık Dünya” nın yönetmeniydi. Çiçek hastalığı salgını sırasında küçük yaşta gözlerini kaybeden halk ozanı Aşık Veysel’in hayatını anlatan “Karanlık Dünya” o güne kadar can yakıcı boyutta kendini hissettirmeyen bir muhalif kavram ile karşılaştı: Sansür!
Erksan’ın bu ilk filmi başta ismi olmak üzere, içerdiği birçok sahneden dolayı sakıncalı bulunmuş yönetmeninden izinsiz olarak yapımcısı tarafından sonradan eklenen sahneler ile ancak gösterime girebilmişti.
1957'de çektiği ikinci filmi "Dokuz Dağın Efesi" ile büyük ilgi toplayan Erksan daha sonra "Gecelerin Ötesi", "Yılanların Öcü", "Acı Hayat" gibi filmlerle toplumsal gerçekçilik türünde ürünler verdi ve "Sinemacılar Kuşağı"nın üç önemli temsilcisinden biri olarak adını duyurdu. "Susuz Yaz", "Suçlular Aramızda", "Sevmek Zamanı" ve "Kuyu" gibi filmlerle kendine özgü üslubunu geliştiren sinemacılar kuşağının bu ikinci ustası, "Susuz Yaz" adlı filmiyle 1964'de Uluslararası Berlin Film Festivali'nde büyük ödül olan "Altın Ayı Ödülü"nü kazanarak Türk Sinemasının yurt dışında tanınmasına öncü oldu.
1974 yılında Sait Faik Abasıyanık'ın "Müthiş Bir Tren", Kenan Hulusi'nin "Sazlık", Samet Ağaoğlu'nun "Bir İntihar", Sabahattin Ali'nin "Hanende Melek" ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Geçmiş Zaman Elbiseleri" adlı öykülerini, TRT Kurumu adına "Beş Türk Hikayesi" ismiyle yönetti. Metin Erksan'ın dünyasının ve sinema dilinin güçlü izlerini taşıyan bu filmler, farklı değerlendirmelere ve tartışmalara yol açmıştı.
1963'te Mimar Sinan Üniversitesi yapısındaki Devlet Film Arşivi'nin kurulmasına öncülük etti. 1975'te aynı üniversitede sinema öğretiminin başlamasının arkasındaki isim de Erksan’dı. Yaklaşık 30 yıl başta bu üniversite olmak üzere çeşitli yerlerde ‘Sinema Kuramı’ adı altında sinema ve film dersleri verdi.
Özellikle Sevmek Zamanı, Türk sinema tarihi için çok önemli bir filmdi. Boya işçisi Halil’in bir resme duyduğu aşk ile gerçek aşkı irdeleyen film, birçok otorite tarafından bütün zamanların en iyi Türk filmi olarak kabul ediliyor.
Kamera ile gerçek arasındaki bir dolu süprüntüyü, çok kısa sürede çekip atabilen nadir yönetmenlerden biridir Metin Erksan. Özellikle Faruk Kenç sinemasında zirveye taşınan ‘sentetik köy’ filmleriyle Erksan filmlerini yan yana koyduğumuzda ne demek istediğimiz çok daha iyi anlaşılacaktır. Erksan, dünya görüşünü beğenelim beğenmeyelim, kendine ait bir ruh dünyasını başarıyla beyaz perdeye aktarıyordu. Hikayeleri ne kadar klişe olursa olsun, güçlü sinematografisi ve derinlikli metinleri ile unutulmaz eserlere imza atıyordu. Susuz Yaz ve Kuyu gibi iki baş yapıt ile hem muazzam bir sosyolojik gözlem, hem de kameranın durduğu yer itibarıyla, kendisinden önceki ve sonrakilerin aksine uzaktan değil, kadrajını Anadolu insanının ruh kıyısına yerleştirmeyi başarıyordu.
Yerel olduğu kadar evrensele de açık bir sinemacıydı. Yaklaşım perspektifi ne olursa olsun belli bir özgünlükle ele aldığı her öykü onun elinde bambaşka bir derinliğe bürünüyor, çok güçlü edebi ve görsel metinler dökülüyordu perdeden dışarıya.
Bazen bir batı klasiğini alıp yerelleştiriyor, bazen de (Şeytan ve Hamlet örneğinde olduğu gibi) orijinaline sadık kalsa bile kendi ruh dünyasına dair dokunuşlarda bulunuyordu. En önemlisi, başta aşk, hayal kırıklığı, nefret, öfke gibi kavramlara ayrıksı ve naif bakabiliyor, kendi topraklarına yaklaşırken şarkiyatçı bir nazardan imtina ediyordu.
Sağlık sorunları nedeniyle bir süredir hastanede tedavi gören Erksan, 83 yaşında hayata veda etti.
Sevmek Zamanı’ndaki kahramanına söylettiği şu cümle yönetmenin derinliği hakkında yeterince fikir verecek nitelikte: “Sen dostlukların, aşkların kolay mı kurulduğunu, kolay mı sürdürüldüğünü sanıyorsun? Resminle ilk karşılaşmamızı dün gibi hatırlarım. Elbiselerim eskiydi, kirliydim, sakallarım uzamıştı. Birden bana iyilikle, sevgiyle bakan bir yüz gördüm. İnanamadım… İkinci kez zorlukla baktım resmine. Gene iyilik, gene sevgi vardı gözlerinde. Nihayet değişmezi bulmuştum. Resmin benim içime bakıyordu. Benim kendimi görüyordu..Bana hep dostlukla, iyilikle, sevgiyle baktı."
Allah rahmet eylesin.


.jpg)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder