Orhan Gencebay ile Bir Ömür… Yeni çıkan bir ‘tribute’ albümün
adı bu. Terminoloji öyle diyor en azından. Malum, modern müzik jargonunda böyle
birkaç tür var; cover, tribute, unplugged vs… Tribute; büyük sanatçıların bir değer ifade eden
şarkılarının tekrar yorumlanması, olarak özetlense yeridir.
Her biri birbirinden farklı ve şüphesiz kendi dinleyicileri
için yüksek anlam ifade eden pek çok sanatçı (32 kişi) Orhan
Gercebay’ın artık klasikleşmiş şarkılarını yorumlamışlar. İşte bu albümün adı;
Orhan Gencebay İle Bir Ömür…
Sanatçılar ve yorumladıkları parçalar şöyle:
Muhakkak ki, bu listeye bakan herkesin, burada olmasından
rahatsız olduğu ya da listede olmasını istediği isimler (Şarkı ve sanatçı) vardır. Misal ben, Kibariye’nin
olmasını çok isterdim. Ve bu anlamda ‘eksik’ bulduğumu söyleyebilirim. Hatta,
Gencebay konusunda hassasiyeti bulunanların, koronun söylediği ‘Batsın Bu Dünya’
şarkısında sanatçıların seslendirdiği dizelere bile itiraz gelecektir.
Benim bildiğim kadarıyla ustanın böyle bir albüm fikri
nicedir vardı. Ama o kadar mahcup ve utangaçtı ki bir türlü bu isteğini,
zihninde olan sanatçılara açamadı. Kimler yoktu ki bu listede; İbrahim Tatlıses,
Muazzez Abacı, Ahmet Özhan, Erkin Koray, Arif Sağ, Erkan Oğur, Neşet Ertaş vs
vs…
Nasip değilmiş…
Ne ki, böylesi bir albümün çok önemli olduğunu ve büyük
ustanın bilinmeyen değerini gidermeye yönelik bir adım olduğunu söylemek
mümkün.
Enfes yorumlardan biri : Volkan konak-Gurbet
Zira, pek çok kıymetli isimde olduğu gibi Orhan Gencebay
ismi de, yıllar boyu burun kıvrılan, küçümsenen bir isim oldu, yok sayıldı,
görmezden gelindi.
Hakikaten doğrudur; bir ömür yaşadık Gencebay ile. Sadece
bireysel olarak değil, toplumsal olarak de bu ülkenin kaderinde etkisi vardır
Orhan Gencebay ve başka bazı sanatçıların. TRT’nin hüküm sürdüğü, devletin
resmi müziğinin, sanatçısının, tınısının olduğu bir dönemde radyo-tv’ye çıkması
yasak iken minibüslerde, şehirlerarası otobüslerde yankılandı Gencebay’ın
şarkıları. Bu ülkeyi en hassas yerinden yakalamayı bildi ve şaşırtıcı derecede
duyarlı sözlere, aynı şaşırıcılıkta müzik ve yorum kattı. Bu anlamda Orhan
Gencebay’ın kıymetinin hala takdir edilmediğine inanırım.
Ve Tarkan'dan...
Benim için iyi şarkının bir ölçütü var; en beğenmediğimiz
ses bile yorumladığında ‘nispeten’ dayanabildiğimiz ve tahammül eşiğini
yükseltebildiğimiz şarkılardır iyi olanlar. Gencebay’ın pek çok şarkısı böyle.
Belki de bu nedenle ‘Bir Ömür’deki bazı şarkıların son derece ucuz ve itici alt
yapısına tahammül edebiliyoruz dinlerken. Ama hakkını teslim etmek lazım ki,
bazı parçalar bambaşka tada bürünmüş ve bir başka güzel olmuş. Başkalarını
bilmem ama albümün tamamını dinlerken ‘cıstak’lıları hızla geçip bu şarkılarda
epey duruyorum ve daha önemlisi, her dinledikten sonra ustanın orijinal
yorumunu bir kez daha dinliyorum.
Ezcümle; Orhan Gencebay gibi sanat hazinelerinin değerinin daha iyi
bilindiği, yaşarken kadr ve kıymete bindiği bir dünya için…
Elbette orijinalı en güzeli...
Yazı burada bitti, bundan sonrası için, Arabesk türünü merak edenler
devam edebilir.
Arabesk müziğinin ortaya çıkışı, Cumhuriyet ideolojisinin
klasik Türk müziğine koyduğu mesafeyle başlıyor. Meselenin özünde bu sıkıntı
var aslında.
1925 yılında ‘dini’ kaygılar ile kapatılan Tekke ve
Zaviyeler aslında bir müzik damarını da kökünden kurutuyordu.
1926 yılında okullardan Klasik Türk Müziği eğitimi tamamen
kaldırıldı ve 70’li yılların ortalarına (Gencebay’ın ülkeyi sarstığı zamana)
kadar sürüyor bu yasak.
1930’lu yılların ortasında 20 aylık bir süre ile radyolarda
Türk Müziği yayını yasaklandı.
Bu yasağın en önemli nedenlerinden biri de sinemalarda
gösterilen Mısır filmleriydi. Türk halkı, batı filmlerinden ziyade kendisine
yakın olarak bulduğu Mısır filmlerini tercih ediyordu.
![]() |
| Haftalarca kapalı gişe oynayan Abdulvehhab'ın aynı isimli filminin taklitlerinden biri. |
1930’lu yıllardan başlayarak yaşanan Mısır filmleri modası
Türk yapımcıları sıkıntıya soktuğu gibi, siyasi iradeyi de rahatsız etmiş ve
nihayet yabancı filmlerin müziklerinde bile dublaj zorunluluğu istenmeye
başlanmıştı. Özellikle Ümmü Gülsüm ve Abdulvehhab’ın şarkı söyleyerek oynadığı
filmlerden sonra müzikal türde yerli yapımlara yöneliş başladı.
Basın Yayın Müdürlüğü Mısır filmlerinin müziklerinin Arapça
söylenmesini yasaklamasıyla film müziği adaptasyonu sanayi doğdu. İlk örnek Hafız
Burhan’ın Aşkın Gözyaşları’nın Türkçeye çevrilmiş güftesini plağa okumasıydı ve
bu plak en fazla satılan plaklardan birisi olmuştu.
Mısır filmleri 1948 de tamamen yasaklanmasına kadar 130 film
gösterildi ve bu film müzikleri bazen aynı sözlerle bazen Türkçe olarak
plaklara okundu.
Ardından bu filmlerin etkisinde yeni Türk filmleri yapılmaya
başlandı. Başrollerinde Münir Nureddin Selçuk, Müzeyyen Senar, Zeki Müren gibi
isimlerin oynadığı şarkılı filmler furyası başlamıştı.
![]() |
| Yıl 1942, Türk müziği yasağı delik deşik edilirken sinema filmleri de ilgi görüyor. |
Bu tabloya özellikle 50-60 arası yaşanan ciddi iç göç ve
kent nüfusunda yaşanan demografik değişim eklenince, beyaz perdede merkezine
‘acı ve hasret’in oturduğu temalar sıklıkla işlenmeye başladı.
‘Arabesk’ sözcüğünün
dilimize girmesi ise besteci Suat Sayın sayesinde oldu. 1960 yıllarda Sayın,
‘Sevmek Günah mı?’ adlı bir şarkı yapmıştı. Kısa bir süre sonra bu bestenin
Mısırlı Abdülvahap'ın şarkısından alıntı olduğu ortaya çıkınca Arap Müziği,
Arabesk kavramları tartışılmaya başlandı. Yine bu dönemde Orhan Gencebay'ın
isimli genç bir müzisyenin çıkardığı ‘Başa gelen çekilirmiş’ isimli plak,
özellikle büyük kent varoşlarında büyük bir ilgi gördü. Gencebay, daha önce
örneği görülmemiş bir şekilde toplumun alt katmanlarının duygularına seslenmiş,
içinde bulundukları açmazları, dertleri dile getirmişti.
Bu plağın başarısı üzerine aynı türde, ‘Kaderimin Oyunu’
‘Bir Teselli Ver’ ; ‘Sevenler Mesut Olmaz’ plakları ile Gencebay’ı yığınların
sevgilisi haline getirmişti.
Orhan Gencebay’ın yaptığı basit bir ‘esinleme/öykünme’
müziği değildi. Bambaşka ve emek verilen bir türün ilk adımlarıydı. 1966
yılında Ahmet Sezgin için yazdığı ve Sezginin ününün yeniden canlanmasını
sağlayan Deryada Bir Salım Yok adlı eserinde Gencebay 23 kişilik bir orkestra
kullanarak herkesi şaşırtmıştı. Muhayyerkürdi makamındaki eser senkoplu düyek
ritminde ve vurmalı çalgılara önem verilen eserde Türk Müziği çalgıların yanı
sıra Batı çalgılarından Gitar-vibrafon vb. kullanılmıştı. Buna ilave olarak
kalabalık keman gurubunu batı tekniğinde çalan müzisyenler icra ediyor ve
partisyonlar kullanılıyordu.
O dönem bu müziği küçümsemek adına ‘Arabesk’ tanımı ilk olarak
kullanılmaya başlanmıştı. Oysa kelimenin kavramsal açılımı epey farklıydı.
Türkçe karşılığı "Arap tarzında yapılmış süsleme veya
bezeme" olarak geçen Arabesk,
Fransızca’dan dilimize girerek yaygınlaştı. Batıda özgün bir sanat
biçimi olan arabesk, Türk entelektüellerinde nezdinde ‘bütünlükten uzak, bir
yığma ve karmaşıklık’ olarak karşılık bulacaktı.
Müzikteki bu yeni ve sıra dışı açılımın sinemaya yansıması
da uzun sürmedi. Epey bir zamandan beri özellikle Zeki Müren, Nuri Sesigüzel
gibi sanatçılar ile bu türe aşina olan Türk seyircisi, bu yeni türü de kısa
sürede benimsedi. Giderek avantür filmlerin etkisi altına giren Yeşilçam’da
arabesk filmler dönemi 1970’li yılların başına denk gelecekti.
Şüphesiz bu film türünün ilk örneğini yine Orhan Gencebay
verecekti. 1971 yapımı olan Bir Teselli Ver’in yönetmen koltuğunda Lütfi Ömer
Akad vardı. Ne var ki, müziği ile kitleleri heyecanlandıran Gencebay’ın bu ilk
oyunculuk denemesi gişe açısından bekleneni verememişti. Ancak Gencebay’lı
arabesk filmler giderek ilgi gördü ve filmler birbiri peşi sıra geldi: Sev Dedi
Gözlerim, Ben Doğarken Ölmüşüm, Dertler Benim Olsun, Batsın Bu Dünya, Bir Araya
Gelemeyiz, Bıktım Her Gün Ölmekten, Hatasız Kul Olmaz, Çilekeş…
Bu tür filmlerin başarı Anadolu işletmecilerinin de ilgisini
türe yönlendirmiş ve yeni Arabesk starlar aranmaya başlanmıştı. Ve çok sürmeden
İbrahim Tatlıses, Müslüm Gürses, Hakkı Bulut, Ferdi Tayfur, Neşe Karaböcek gibi
şarkıcılar keşfedilip sinemaya da transfer edildi. Esasen yeni star ve açılım
sıkıntısı çeken Türk film sektörü için de taze bir kan olmuştu arabesk filmler.
Arabesk filmleri altın çağını Türk sinemasının seks ve
komedi filmleri arasına sıkıştığı bir yıl olan 1978 ve sonrasıydı. Ve sanatın her alanında olduğu gibi, furyaya dönüştükten sonra bir sığlaşma ve yüzeyselleşme illetine girdi bu tür.
Aslında bu tür filmlerde anlatılan öykülerin klasik Yeşilçam
filmlerinden bir farkı yoktu. Genel olarak ‘zengin-Fakir’ açmazında aşk ya da
feodaliteye aşkı ile direnen onurlu genç temaları işlenmekteydi.
Daha 1980 darbesinin Yeşilçam’da seks filmlerini
bitirmesiyle hız kazanan bu tür filmler sonra Vahdet Vural, Küçük Emrah, Küçük
Ceylan, Ercan Turgut gibi isimlerle renklendi. 1980’de çekilen 68 filmden
27’si, 1981'de çekilen 71 filmden 33'ü
arabesk olmuştu.
80’lerin sonunda etkisini yitiren tür, özel televizyonlarla
birlikte dizi olarak varlığını sürdürdüyse de, bir süre sonra etkisi giderek
azaldı.
Genel itibarıyla mutluluktan çok acıyı, kahkahadan çok
göz yaşını içeren arabesk filmler; Acı, hüzün, kara sevda, çile, hor görülme,
dışlanma, kahrolma, yoksulluk, kötü yazgı, yakınma, umutsuzluk, kadercilik,
karamsarlık vb. motifleri kullanıyor ve nadiren mutlu sonla bitiyordu…
Türk sosyal hayatının sanattaki acılı ve hüzünlü yansıması
oldu arabesk müziği ve filmleri…
Kendi sesinden Arabesk tanımı ve tarihçesi. Kırgınlığını da ifade ediyor biraz.
Fatih Akın'ın belgeselinden:






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder