Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade etmiştik; sinema
yapısı itibarıyla pek çok sanatı içinde barındıran bir tür birleşik ama farklı
ve aynı zamanda en genç sanat formu. Resimden müziğe, tiyatrodan edebiyata
kadar pek çok alt unsur, pek çok farklı parametrelerle birleşerek oluşturuyor
bu sanatı. Ancak bu birleşim kimi zaman yanlış algılarla yanlış kodlanarak
zihinlere oturtulmak istenebiliyor. Örneğin kimileri bir filmde sesten ziyade
görüntünün, kelamdan ziyade tasvirin önemli olduğuna inanıyor ve bu inanç
öylesi bir fetişe dönüşüyor ki, neredeyse ‘iyi film; sözsüz, görüntü ağırlıklı
filmdir’ gibi yanlış kabullere yol açabiliyor. Oysa kelam da en az tasvir kadar
mühim. Ses de en az görüntü kadar hakiki ve etkileyici. Hz. Üstad, Lemeât’ında
zihinde iknaya giden yolu 7 merhaleden kurgular: “Tahayyül, tasavvur, taakkul,
tasdik, iz’an, iltizam, itikad…”
Bu nedenle sinemada önce yönetmenin tahayyülü ve bu
tahayyülün pratiği, yani tasviridir esas olan. Elbette görsellik mühimdir ama
ses ve kelam da en az onun kadar önemli ve gereklidir. Film türlerinde ise
izleyiciyi en kestirmeden etkileme ve ikna etme türü belgesel olsa gerek. Hele
hele bu belgeseli dramayı iyi bilip icra eden bir isim yapıyorsa, ortaya çıkan
eser bir başyapıt olabiliyor.
Alman yönetmen Wim Wenders bu anlamada çok mühim bir isim.
Sadece film çekmiyor fotoğraf ve müzikle de ilgileniyor, kalem ile olan
ilişkisi pek çok meslektaşını gıpta edirtecek cinsten. Son filmi “The Salt of
the Earth – Toprağın Tuzu” ise sarsıcı bir belgesel. Filme geçmeden kahramanı
ve aynı zamanda bir “foto-muhabir” olan Sebastiao Salgado’dan biraz bahsetmek
lazım. Salgado Brezilyalı bir sanatçı-haberci. Çok acı görmüş, pek çoğunu
belgeleyerek tarihe önemli notlar düşmüş bir sanatçı. Ancak hakikat ile
yüzleşmenin ruhunda açtığı yaraları yaptığı iş gezisine yönetmen Wenders’i
dahil etmesiyle açığa çıkıyor. Toprağın Tuzu yeryüzündeki olağanlaşmış acıları
sinema diliyle perdeye taşıyan bir başyapıt bu nedenle. Salgado, iyi bir eğitim
almasına rağmen (kendisi ekonomist ve 4 dil biliyor) fotoğrafı ana dil olarak
benimseyen insanlardan.
Bizimle ilgili bir de acı hatırası var. 2000’li
yılların başında fotoğraf çekmek için ülkemize gelen sanatçı, bir esnafı
çekerken, ‘tezgahın önünü kapatıyorsun’ diye yediği dayağın acısıyla Paris’e
kaçmıştı.
Bir fotoğraf saniyenin 250’de biri kadar. Salgado’nun
fotoğrafları bu kısacık ‘an-ı seyyale’yi alıp adeta bir hüzün hamuru gibi
açıyor ve uzatıyor. Acıların siyah-beyaz formdaki sabitlenişi Salgado’nun
yorumları eşliğinde, oğlu Juliano ve Wender’in kamerasıyla film formuna
dönüşüyor Toprağın Tuzu’nda. Yeri gelmişken ismin anlamını da söyleyelim;
Toprağın Tuzu’ndan kasıt insan. Salgado gibi yetenekler vasıtasıyla bir kez
daha anlıyoruz ki aslında her an bir sonsuz demek. Yaşanıp gitmiyor, bir
şekilde mahfuz ediliyor. Bahtsızlık çok azını sanatçıların vizörüyle erkenden
görebilmemiz. Yoksa kaybolan bir şey yok evrende, yaşanıyorsa.
Film, Brezilyalı yaşlı fotoğrafçının (Artık 71 yaşında) iki
saate sığdırılan ama çekimi on yıllar süren bir birikimini izlemek için şahane
bir fırsat. Cannes, San Sebastian ve hatta Oscar’da aday olmuş bir belgesel
Toprağın Tuzu. Acının can yakan gerçekliğine ve insanoğlunun pek kolay
ulaşamadığı güzelliklere ulaşabilmek adına nasıl bir sabır ve enerji
harcadığını görmek için bile bu belgesel izlenmeye değer. Üstelik sergilerde ya
da kitaplarda sanatçının eserine bakarak duygularını bütünleşik olarak muhataba
aktarması pek mümkün değil. İşte sinema bu yüzden güzel ve farklı.
Latin Amerika’nın tarla işçileri, madenciler, çeliş
işçileri, tersane işçileri, artık hayvanat bahçelerinde bile görülemeyen nesli
tükenmeye yüz tutmuş hayvanların orijinal mekanlarındaki fotoğrafları, traktör
kepçeleriyle atılan mülteci cesetleri hareketli görüntü, müzik ve ses eşliğinde
izlemek müthiş ve farklı bir deneyim. Maden
dağına tırmanan karınca sürüsü misali işçileri görünce modern insanın çağdaş
Firavunlar uğruna nasıl çalıştırıldığını görerek ibret devşirmek ise seyirciye
kalıyor. Ve sinema tam da bu yüzden güzel…






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder