14 Temmuz 2015 Salı

Ruh enkazının derinlerine


Steven Pressfield, M.Ö. yaklaşık 500 yılında yaşanan Pers-Sparta savaşı olan Termopilai’i anlattığı Ateş Geçitleri’nde savaş kavramına erdem perspektifiyle yaklaşır ve şöyle der: “Erdemi ortaya barış değil savaş çıkarır. Kötülüğü barış değil savaş değiştirir. Savaş ve savaşa hazırlık, insandaki soylu ve dürüst olanı meydana çıkarır. Onu, kardeşleriyle bir araya getirir, bencil olmayan bir sevgiyle birleştirir. Zorunluluk karşısında aşağılık ve şerefli olmayan her şeyi silip atar.”

Almanya’nın orta kuşak yönetmenlerinden Christian Petzold, çektiği filmler ile kendine özgü bir sinematografisi olduğunu çoktan göstermişti. Petzold, her ne kadar 2 bin yılı öncesinde çektiği TV filmleriyle bilinse de, esas çıkışı 2003 yapımı Wolfsburg ile yapmış ve son dönem Alman sinemasının en sağlam örneklerinden birini vermişti.

Çok genel bir tasnifle filmlerinde hep bir yol öyküsü anlatan Alman yönetmen, bu yolculuğu kimi zaman içe, kimi zamansa dışa dönük olarak yaptırdı. Artık rahatlıkla ‘usta’ titrini almayı hak eden bu Alman sinemacı son filmi ‘Phoenix – Yüzündeki Sır’ ile çıtasını epey yukarılara taşıyor. Ancak film özellikle ritminden dolayı epey handikap da içermiyor değil.


“Hiçbir zafere çiçekli yoldan gidilmez” der La Fontaine. Yüzündeki Sır, yönetmenin geçmişe yaptığı yolculuğun bir başka durağı olarak çıkıyor karşımıza. Film, savaşın sadece bedeninde değil ruhunda da yaralar açtığı insanların epey ağır ve derinden akan öyküsü: “II. Dünya Savaşı özellikle Avrupa’da sadece fiziksel yıkımlara sebep olmamıştır. İnsanlar ruhen ve bedenen de parçalanmıştır. Savaş öncesinde şarkıcı olan ancak savaşta, toplama kamplarında gördüğü işkencelerden dolayı yüzünde oluşan ve onu tanınmayacak hâle getiren yaralarla kurtulan Nelly, bir dizi ameliyat geçirerek yeni bir yüze kavuşur. Bu süreçte ona yardım eden arkadaşı Lene’nin ısrarlarına rağmen yeni bir hayata başlamayı reddeder ve Berlin’de kalarak hakkında duyduklarına inanmak istemediği eşi Johnny’i aramaya karar verir. Karşılaştıklarında Johnny Nelly’yi tanımayacak ve ondan hayatını altüst edecek bir istekte bulunacaktır.”

Bir tür savaş sonrası psiko-drama sayılabilecek Yüzündeki Sır, akışıyla klasik sinema izleyicisinin alışkanlıklarına epey ters gelebilir. Zira giderek hızlanan değil, finale doğru ritmi epeyce düşen, hatta bir ara olayların ağır çekim aktığı hissiyatı veren bir yapıya sahip. Ancak şaşırtıcı finaliyle sabrın armağanını da fazlasıyla veriyor. Fiziki dönüşümün insan ruhunda oluşturduğu etkiyi anlatan pek çok başarılı film izlemiştik. Ne ki gidilen bu girift yolculuğun ne gibi psikolojik duraklara uğrayarak ruhta açtığı yaralar hakkında bir fikriyat oluşturabilen sağlamlıkta olanı epey azdır sanırım. Christian Petzold, olay ve mekândan ziyade karaktere yoğunlaşarak hikâyenin içine sızabilenler için esaslı bir serencam oluşturuyor. Elbette bunda kurduğu başarılı atmosfer ve özellikle başarılı oyunculukların etkisi büyük. Ve bu yönüyle Yüzündeki Sır modern sinemaya yüz vermeyen, yeni kuşağın belki de hiç hatırlamadığı filmlerden tatlar içeriyor.


Filmde; erdem, ahlak, ihanet, sadakat, bağışlama gibi kavramlar didaktizme kaçmadan usul usul enjekte edilmekle beraber, kolay anlarda herkesin iyi olduğu bir dünyada, zorlukta insanın en yakınının bile nasıl değişebildiğini anlatması ayrıca bir yazı konusu olabilir. Zaten filme ismini veren Phoenix metaforu da bu yüzden sanırım.


Savaşın yüzlerle beraber kişilikleri, kimlikleri ve ruhları da sildiği etkisinden yola çıkarak bir tür kimlik arayışı filmi olan Yüzündeki Sır, ağır, farklı ve ilginç bir film. Yıkıntılar arasında yaşamak zordur, hele hele yıkılan ruha dair bir şeyler ise...

Orijinal metin şurada

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder