18 Temmuz 2025 Cuma

Operasyon Ricerca!

 

Sahte kimlikler, hayali şirketler, akademik maskeler... MİT'in cemaat mensuplarına kurduğu tuzak nasıl işledi? İngiltere merkezli "Ricerca Research" şirketinin arkasında kimler saklı? Cemaat içindeki gazeteci ve akademisyenler bilerek ya da bilmeyerek buna nasıl alet oldular? İstihbaratçı akademisyen ve "organik entelektüeller" nasıl operasyonun akademik meşrulaştırmasını sağlamaya çalıştı? 


Analitik biliminde şöyle bir yöntem vardır; sonuçtan sebebe gitme… Modern sosyal bilimler metodolojisinde, bir araştırmanın sonuçlarını inceleyerek o araştırmanın gerçek amaçlarını, hedeflerini ve metodolojik tercihlerini çözümlemek mümkün. "Açık Toplum" teorisiyle bildiğimiz, Avusturya doğumlu Britanyalı filozof Karl Popper’ın tam simetrisidir bu yöntem. Malum Popper "varsayımsal-tümdengelimci" yöntemini bilim dünyasına kazandırmıştı. Bizim bahsini etmeye çalıştığımız yöntem Arthur Conan Doyle’un kurgu dehası Sherlock Holmes'un "geriye dönük muhakeme" (retroductive reasoning) ilkesine çok benzer bir şey esasen. Pekiyi hermeneutik (yorumlama) ilminin piri filozof Hans-Georg Gadamer'i bilir misiniz? Yaklaşık yirmi yıl önce kaybettiğimiz Martin Heidegger'in öğrencisi olan bu değerli Alman bilim insanına ait bir kavram da işimizi kolaylaştırabilir. Gadamer’in "anlam ufukları"nın birleşmesi kavramı, metinlerin sadece yazıldıkları dönemin değil, aynı zamanda yazarlarının bilinçli veya bilinçsiz niyetlerinin de ipuçlarını taşıdığını savunur. Bu bağlamda, bir araştırmanın sonuç raporunu analiz ederek, o araştırmanın başlangıçtaki epistemolojik varsayımlarını, ontolojik çerçevesini ve pragmatik hedeflerini deşifre etmek pekala mümkün. Çok fazla alıntıya boğmak istemem elbette ama bir değerli beyinden daha bahsetmem gerekiyor. Modern pragmatizmin kurucusu sayılan Charles Sanders Peirce… hayatını büyük bir madde sefaletle geçirmiş Harvardlı bu deha, "abduction" (çıkarsama) diye bir teori geliştirdi. Buna göre, gözlemlenen sonuçlardan hareketle en muhtemel nedenleri bulmak, bilimsel keşfin temel mekanizmasıdır. Bu yaklaşım, bence özellikle saklı ajandaları olan araştırmaların deşifre edilmesinde kritik önem taşıyor.

Evet evet… Bir araştırmanın sonuçlarındaki vurgu noktaları, kullanılan terminoloji, öne çıkarılan bulgular ve görmezden gelinen veriler, o araştırmanın gerçek amacı hakkında değerli ipuçları sunuyor. Şunu demek istiyorum; bir araştırmanın sonuçları, sadece objektif bulgular değil, aynı zamanda belirli güç yapılarının ideolojik hedeflerini yansıtan diskursif (söylemsel) yapılar olarak okunabilir. Birazdan okuyacağınız yazıda şöyle bir metodoloji benimsedim: İki farklı belgeyi karşılaştırmalı olarak analiz ederek aralarındaki nedensellik bağlarını ortaya çıkarmak. Son günlerde özellikle sosyal medyada üzerinde çokça konuşulan ve ehil olsun/olmasın neredeyse herkesin hakkında bir fikri olduğu bir operasyon. Kendileri benden çok hazzetmez ama bu konuda akademisyen Emre Uslu’nun hakkını teslim etmek gerekiyor. Hem tespit, hem analiz, hem de fikri takip konusunda örnek bir tutum ile olayın netleşmesine büyük katkı sağladı. Evet İlk belge, MİT'in sahte şirket aracılığıyla yürüttüğü araştırma operasyonunu detaylarıyla açıklıyor. İkinci belge ise, bu operasyonun sonuçlarının nasıl kullanıldığını gösteren resmi analiz raporu. Habermas'ın dillere destan "bilgi ve çıkar" teorisine göre, her bilgi türü belirli çıkarları yansıtıyor. Teknik bilgi, kontrol çıkarını; pratik bilgi, anlayış çıkarını; emancipatory (özgürleştirici) bilgi ise, özgürlük çıkarını temsil ediyor. Birazdan okuyacağınız operasyon, bilginin nasıl kontrol amaçlı olarak üretildiğini ve kullanıldığını gösteriyor. İki belge arasındaki nedensellik ilişkisini ortaya çıkararak, MİT'in operasyonunun nasıl tasarlandığını ve sonuçlarının nasıl kullanıldığını göstereceğiz. Malum olduğu üzere bu tür bir analitik süreç, soruların formülasyonu ile nihai analiz arasındaki uyum, ne tür bilgilerin ön plana çıkarıldığı, hangi bilgiler görmezden gelindiği, nihai analizin psikolojik ve epistemolojik hedefleri ve nihayetinde bu operasyonun modern hibrit savaş taktikleri bağlamında konumlandırılması gibi soruları cevaplamayı hedefler. Böylelikle sadece spesifik bir vaka analizi yapmış olmayız, aynı zamanda benzer operasyonların nasıl tespit edilebileceği konusunda da genel bir şablon model sunabiliriz.

Girizgâhı çok uzatmadan Saray’ın ya da daha spesifik ifadeyle Türk İstihbaratının Ricerca Operasyonu’nun anatomisine bir göz atalım. Aslında mesele yeni değil. Türkiye'de Gülen Cemaati'ne yönelik süregelen mücadelenin yeni bir boyutundan bahsedebiliriz ancak. Kendini -bana göre- 2023 yılından itibaren iyiden iyiye göstermeye başlayan bu yeni strateji, geleneksel baskı ve tutuklamalardan farklı olarak, daha sofistike ve psikolojik bir yaklaşımı benimsiyor. MİT'in bu operasyonu, akademik araştırma görünümü altında cemaat mensuplarını manipüle etmeye, onları kendi elleriyle örgütsel itiraflar yapmaya yönlendirmeye odaklanıyor. Operasyonun temel mantığı, Gülen'in ölümü sonrası cemaat içinde yaşanacak doğal çözülme sürecini hızlandırmak ve yönlendirmek. Bu amaçla, cemaat mensuplarının kendi içlerinden çıkacak "itiraflar" ve "ifşaatlar" yoluyla uluslararası kamuoyunda cemaat aleyhine bir atmosfer inşa edilmesi hedefleniyor.

Akademik Maske! Operasyonun belki de en sinsi boyutu, akademik legitimasyon (meşrulaştırma) sürecinde kendini göstermekte. Birazdan ayrıntısıyla ele alacağımız Anadolu Ajansı'nın yayınladığı analiz raporu, MİT'in sahte şirket aracılığıyla topladığı istihbarat verilerinin nasıl "bilimsel değerlendirme" kisvesi altında kamuoyuna sunulduğunun çarpıcı bir örneği.

İlk olarak Bu sadece bu süreçte değil, Gülen Cemaatiyle ilgili pek çok dış operasyonda kilit rol verilen isme; Doç. Dr. Murat Yiğit'e biraz “Local focus” yapmalıyız. Küçük ve kısa bir araştırma yaptığımızda karşımıza çıkan Murat Yiğit'in profili, modern Türkiye'deki "devlet organik entelektüeli" tipinin mükemmel bir örneği olarak duruyor. Milli Savunma Üniversitesi Hava Harp Enstitüsü öğretim üyesi olan Yiğit, aynı zamanda Türkiye Araştırmaları Vakfı'nda araştırmacı olarak çalışmakta. Bu çifte kimlik, onun akademik görünümü altında iktidarın istihbarat operasyonlarına hizmet etmesini mümkün kılıyor sanırım. Yiğit'in geçmiş yazıları, onun uzun süredir iktidarın ideolojik aparatının bir parçası olduğunu gösteriyor. "Afrika'da Yerli Elitler Meselesi ve Türkiye Maarif Vakfı" başlıklı makalesinde, Erdoğan'ın yurt dışındaki Gülen okullarına çökmek için kurduğu Maarif Vakfı'nı göklere çıkaran istihbaratçı akademisyenimiz bu rapor/yazısında cemaat okullarını "devşirme tipi eğitim ağları" olarak tanımlarken, Maarif Vakfı'nı "özgürlük ve bağımsızlık" sembolü olarak sunuyor. Yoruma bile gerek bırakmayan bu yaklaşım, operasyonun ideolojik zeminini hazırlayan propaganda faaliyetlerinin akademik versiyonundan başka bir şey değil! Daha da dikkat çekici olan, Yiğit'in "15 Temmuz Sonrası Sivil-Asker İlişkileri" başlıklı makalesindeki yaklaşımı. Bu analiz kisveli metinde, 15 Temmuz sonrası yapılan tüm reformları övgüyle abartılırken, "sivil-asker uyumunun son yüzyılı dikkate alırsak hiç olmadığı kadar iyi bir seviyeye ulaştığını" iddia ediliyor. Bu değerlendirme, operasyonda kullanılan AA analizinin "15 Temmuz darbe girişimi olmak üzere FETÖ'nün işlediği tüm suçların kendi mensuplarının ağzından dünyaya duyurulması" önerisinin teorik altyapısını oluşturuyor. Yiğit'in bu yazılarından anlaşılan, onun sadece bir akademisyen değil, aynı zamanda iktidarın stratejik hedeflerine hizmet eden bir "entelektüel operasyoncu" olması. Müdavim okurlarımız bilecektir, Antonio Gramsci isimli bir pirimiz var bizim. Kendisi Marksist teorisyen ve İtalyan komünist Partisi kurucularındandır ama yazılarımızda sıklıkla onun kavramlarından ödünç almışlığımız vardır. İşte toprağı bol olsun Gramsci ustanın "organik entelektüel" kavramının modern Türkiye'deki tezahürü olan bu tip, akademik unvan ve prestijini, iktidarın ideolojik hegemonyasını pekiştirmek için kullanıyor. Bu bağlamda, Murat Yiğit'in AA analizi için hazırladığı rapor, sadece objektif bir akademik değerlendirme değil, MİT'in sahte şirket aracılığıyla topladığı istihbarat verilerinin "bilimsel analiz" kisvesi altında meşrulaştırılması operasyonu olduğu açığa çıkmış oluyor. İktidarın istihbarat elemanı olan bu isim, akademik kimliği arkasında saklanan bir istihbarat değerlendirmecisi rolü üstlenmekte, operasyonun son aşamasında kritik bir işlev görmekte. Diğer yönüyle bu durum, Türkiye'deki akademik özgürlüğün ne kadar tehlikeli bir noktaya geldiğini de göstermekte. Üniversiteler, bağımsız düşünce üretme merkezi olmaktan çıkarılarak, iktidarın ideolojik operasyonlarının meşrulaştırılması için kullanılan araçlara dönüştürülmüş durumda. Murat Yiğit gibi isimler, bu dönüşümün sembolik figürleri olarak, akademik unvanlarını istihbarat faaliyetlerinin hizmetinde kullanmaktalar.

Geçiyoruz…

Yazının başlığını niye “Operasyon Ricerca!” koyduk? Çünkü tüm bu süreç uydurma bir paravan şirket olan Ricerca Research & Consultancy Co. ismiyle yönetilmiş. Evet İngiltere merkezli olarak sunulan Ricerca Research & Consultancy Co., operasyonun merkezi unsuru. Şirketin şüpheli özellikleri detaylı olarak şöyle sıralayabiliriz:

Kurumsal varlık yok!

Şirketin İngiltere'de kayıtlı olduğu iddia edilmesine rağmen, standart şirket kayıtlarında net bir iz bulunmamakta. Fiziksel bir ofisi yok ve sadece online bir adresle faaliyet göstermekte. Bu durum, gerçek bir araştırma şirketi için son derece anormal elbette.

Finansal Şeffaflık yok!

Şirketin gelir kaynakları belirsiz. Akademisyenlere on binlerce Euro değerinde ödemeler yapabilecek kapasitede olmasına rağmen, bu paranın nereden geldiği konusunda hiçbir açıklama bulunmamakta. Normalde böyle bir bütçeye sahip araştırma şirketlerinin sponsor kurumları, ortakları ve müşterileri açıkça belirtilmesi gerekiyor.

Gerçek personel yok!

Emre Uslu, şirketin CEO'su olarak tanıtılan Axel Kushel isimli kişinin İngiltere'de herhangi bir kayıtlı varlığı tespit edemediğini söylüyor. Dahası diğer çalışanlar hakkında da herhangi bir bilgi bulunmamakta. Bu durum, şirketin gerçek bir araştırma kurumu değil, paravan bir yapılanma olduğunu güçlü biçimde gösteriyor.

Tek hedef!

Şirketin araştırma konuları, neredeyse tamamen Gülen Cemaati'ne odaklanmış durumda. Oysa gerçek bir araştırma şirketi, çeşitli konularda çalışmalar yürütür ve portföyünü diversifiye (çeşitlendirir) eder. Ancak Ricerca'nın bu kadar spesifik bir konuya odaklanması, operasyonel bir amaç taşıdığının çok ama çok güçlü bir göstergesi.

MİT'in operasyonu, sahte kimlikler kullanarak Twitter üzerinden cemaat mensuplarına ulaşma stratejisini benimsiyor. Artık çok iyi bilinen bu dijital tuzak, bu operasyonun da en sinsi boyutunu oluşturuyor ve modern istihbarat faaliyetlerinin ne kadar sofistike hale geldiğini gösteriyor. Bu sahte hesaplar, cemaat üyeleri gibi davranarak, cemaat terminolojisini kullanarak ve cemaat değerlerini yansıtır gibi görünerek güven oluşturuyorlar. Profil fotoğrafları, paylaşımları ve dil kullanımları cemaat kültürüne uygun olarak özenle tasarlanıyor. Operasyoncular, cemaat mensuplarının duygu dünyasını, değer yargılarını ve iletişim kodlarını özenle analiz ederek, bu hesapları gerçek cemaat mensubu profillerinden ayırt edilemez hale getirmiş durumda. Bu tür operasyonlarda genellikle Hizmet hareketi içinde kendince muhalif pozisyonda bulunan özellikle KHK'lı akademisyenler, gazeteciler ve diğer cemaat mensupları hedef alınıyor. Bu kişiler, hem ekonomik sıkıntı içinde oldukları için manipülasyona açık hem de değerli bilgilere sahip oldukları için operasyonel açıdan kritik öneme sahip. Bu strateji, tıpkı avcının yaralı avını takip etmesi gibi, en savunmasız anlarında insanlara yaklaşmayı amaçlıyor. KHK'lıların yaşadığı travma, kırgınlıklar, sahipsizlik hissiyatı, finansal zorluklar ve sosyal izolasyon, onları bu tür operasyonlara karşı daha kırılgan hale getiriyor maalesef. Bu işin kurgucuları, özellikle maddi zorluk çeken kişilere hem kendilerini kıymetli bir ortamda ifade etme, hem de maddi olarak en azından bir nefes alma imkanı sunuyor. Bu durum, hedef kişilerin ekonomik baskı altında olduğu bir dönemde onların zayıf yönlerini dibine kadar suiistimal etmeyi amaçlıyor elbette. "Akademik araştırma için katkıda bulunun, hem cemaatin geleceğine, hem bilime hizmet edin hem de para kazanın" mesajı, hem maddi ihtiyaçları hem de entelektüel gururu hedef alan ikili bir cazibe oluşturuyor. Bu yaklaşım, daha önce saygın pozisyonlarda bulunan ancak şimdi zor durumda olan akademisyenlerin öz saygılarını okşayarak, onları tuzağa çekmenin etkili bir yolu. Uslu’nun ifadesine göre bu operasyonda tüm iletişim direkt mesajlar (DM) üzerinden yürütülüyor. Bu yöntem, konuşmaların gizli kalmasını sağlıyor ve hedef kişilerin daha rahat bilgi paylaşmasını mümkün kılıyor. DM kullanımı, aynı zamanda "özel ve güvenli" bir ortam yanılsaması da oluşturuyor. Malum olduğu üzere insanlar, özel mesajlaşmada daha samimi ve açık davranma eğilimindedir, bu da operasyoncuların istediği bilgileri daha kolay elde etmelerini sağlar. Bu yaklaşım, psikolojik açıdan "intimacy illusion" (samimiyet yanılsaması) oluşturarak, hedef kişilerin savunmalarını düşürmelerini sağlıyor.

Soruların Analizi

MİT'in sahte şirket aracılığıyla sorduğu sorular, şimdiye kadar görebildiğim kadarıyla dört ana kategoride toplandığını görüyoruz. Bu kategorilerin her biri operasyonun farklı bir boyutunu hedefliyor sanırım. Bu sorular, masum akademik merak gibi sunulsa da, aslında cemaatin anatomisini deşifre etmeye yönelik sofistike bir istihbarat operasyonunun parçası olduğu aşikar.

Birinci Kategori: Liderlik ve Örgütsel Yapı İncelemesi

Bu kategori, cemaatin Gülen sonrası dönemdeki yapılanmasını anlamaya yönelik sorular içerir ve operasyonun belki de en kritik boyutunu oluşturuyor. Zira her hareketin kalbinin, liderlik yapısında attığı malum. "Gülen'den sonra hareketin liderliğini kimin üstlenmesi bekleniyor?" sorusu, cemaatin liderlik boşluğunu ve potansiyel liderleri tespit etmeyi amaçlıyor. Bu soru, tıpkı bir avcının avının en güçlü üyelerini tespit etmesi gibi, MİT'in gelecekteki operasyonlarında hangi isimleri hedef alacağını belirlemede kritik öneme sahip. Operasyoncular, bu bilgiyi kullanarak potansiyel liderlerin üzerinde erken dönemde baskı kurabilmek, onları etkisizleştirmeye yönelik stratejiler geliştirmek gibi konuları amaçlıyor. "Hareket içinde liderlik için yetiştirilen önemli isimler var mı?" sorusu, cemaatin ikinci ve üçüncü kademe liderlerini tespit etmeyi hedefliyor. Tıpkı bir hastalığın sadece ana semptomlarını değil, tüm komplikasyonlarını da tespit etmeye çalışması gibi, cemaatin tüm potansiyel liderlik kapasitesini haritalamayı amaçlıyorlar. Bu bilgi de, operasyonlarda öncelik sırasını belirlemede kullanılır ve "domino etkisi" yaratmak için hangi isimlerin hangi sırayla hedef alınacağını planlamada kritik rol oynar. "Örgütsel yapı nasıl değişecek?" sorusu, cemaatin yeni dönemdeki organizasyonel modelini anlamaya yönelik değerli istihbarat sağlamayı amaçlıyor. Bu soruyla operasyoncular cemaatin adaptasyon kapasitesini ölçmelerine ve bu adaptasyonu engelleyecek müdahale stratejilerini planlama yapabilmeyi amaçlıyorlar. Böylelikle cemaat yeni yapılanma modellerini uygulamaya koyduğu anda, Saray iktidarı ve MİT bu modelleri çökertmek için hazırlıklı olacak! "Gülen'in doğrudan etkisi olmadan karar alma süreçleri nasıl etkilenecek?" sorusu, cemaatin yeni dönemdeki karar alma süreçlerini anlamaya yönelik kritik bilgileri hedefliyor. Böylelikle, operasyoncular cemaat içindeki karar alma süreçlerine müdahale ve kararları manipüle edebilecek veya karar vericiler arasında çelişki/çatışma oluşturma imkanı yakalayabilecekler! Bununla, cemaatin iç dinamiklerini parçalayarak, onu içeriden çökertmeyi amaçlıyorlar.

İkinci Kategori: Uluslararası İlişkiler ve Diaspora Analizi

Bu kategori, cemaatin küresel varlığını ve uluslararası bağlantılarını anlamaya yönelik sorular içeriyor ve operasyonun en geniş kapsamlı boyutunu temsil ediyor. Bu bölümün soruları, cemaatin sadece yerel değil, küresel bir tehdit olarak algılandığını ve buna göre mücadele edildiğini göstermesi açısından da bence çok önemli. "Gülen'in ölümü, hareketin ABD, Avrupa Birliği, Rusya ve Çin ile ilişkilerini nasıl etkileyecek?" sorusu, cemaatin uluslararası ittifak ve düşmanlıklarını tespit etmeyi amaçlıyor gibi ama bana yine de çok mantıklı gelmedi. Buna bir de "Hareket Sincan'daki Uygur nüfusu arasında etkisini nasıl sürdürecek?" sorusunu ekleyince herkes gibi ben de “Ne alaka?” demeye başladım. Keza aynı alakasızlık "Hareketin Rusya'daki konumu nasıl şekillenecek?" soruları için de geçerli. Yani operasyonu Doğu Perinçek ve ekibi yapmıyorsa bu soruların diğerlerinin yanında biraz tuhaf durduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Şöyle bir şey de mümkün; Rusya ve Çin'e yönelik soruların operasyona dahil edilmesi, muhtemelen sofistike (karmaşık) bir hedef saptırma ve kimlik gizleme operasyonu da olabilir. Bu taktik, istihbarat dünyasında "false flag" (yanlış bayrak) operasyonu olarak bilinir. Operasyonu yürütenler (Sanırım Perinçek değil!), gerçek hedeflerini gizlemek için araştırmaya Rusya ve Çin boyutunu dahil ederek, sanki operasyonun arkasında bu ülkelerden birinin istihbarat teşkilatı varmış izlenimi oluşturmayı hedefliyor olabilirler. Çok fazla rasyonalitesi bulunmayan bu yöntem daha çok John le Carre'nin casusluk romanlarında sıkça kullanılan "üçüncü taraf maskesi" taktiğine benziyor! Operasyonun başında, eğer cemaat mensupları şüphelenirse, "Bu bir CIA operasyonu olabilir mi?" sorusuna "Hayır, çünkü CIA neden Uygur meselesi hakkında soru sorsun?" cevabı verilebilir mesela. Benzer şekilde, "Bu bir Rus operasyonu mu?" sorusuna "Hayır, çünkü Rusya neden cemaat-ABD ilişkilerini sorgulasın?" cevabı hazır tutulsun diye sorulara ABD kısmı da eklemlenmiş gibi görünüyor. Öyle ya da böyle bu strateji, operasyonu yürütenlerin gerçek kimliğini gizlemek için özenle tasarlanmış bir "duman perdesi" işlevi amacıyla eklemlenmiş olabilir.

Ve fakat daha sinsi bir amaç da olabilir. Örneğin, Rusya'nın Çeçenistan'daki Cemaat okullarını "Gülen terör örgütü" gerekçesiyle kapatması, Çin'in Sincan'daki Cemaat bağlantılı kurumlara "ayrılıkçı faaliyet" suçlamasıyla el koyması gibi sonuçlar hedefleniyor olabilir. Bu operasyon, özellikle Çin'in “Belt and Road Initiative” (Kuşak ve Yol Projesi) kapsamındaki işbirlikleri sırasında "ortak güvenlik endişeleri" olarak kullanılabilir. Türkiye'nin Çin'e "Uygur meselesi konusunda susuyoruz, siz de cemaat meselesinde bize destek olun" şeklinde bir takas diplomasisi yürütmesi amaçlanabilir. Benzer şekilde, Rusya ile Suriye, Libya ve Karadeniz'deki iş birlikleri çerçevesinde, "terörle mücadelede ortak hareket" gerekçesiyle cemaat mensuplarının Rus topraklarında faaliyetlerinin engellenmesi hedefleniyordur!

"Hareketin uluslararası faaliyetleri ve ağları nasıl yönetilecek?" sorusu, cemaat diasporasının koordinasyon mekanizmalarını anlamaya yönelik değerli istihbaratı amaçlıyor. Bu bilgi, cemaatin küresel komuta kontrol sisteminin nasıl çalıştığını deşifre etmeye yönelik kritik veriler edinmeyi hedefliyor. Böylelikle bu koordinasyon mekanizmalarını tespit ettikten sonra, onları bozabilir veya manipüle edebilirler.

"Hareket belirli bölgelere daha fazla odaklanacak mı?" sorusu, cemaatin gelecekteki coğrafi stratejisini öngörmeye yönelik kritik bilgi amacıyla sorulmuş gibi görünüyor. Böylelikle cemaatin stratejik planlarını önceden öğrenerek, o bölgelerde önleyici tedbirler alacaklar! Şunu demek istiyorum; cemaat hangi coğrafyalarda yoğunlaşacağını belli ederse MİT de o bölgelerdeki operasyonlarını yoğunlaştırır!

Çin ve Rusya’dan sonra kazana bir tutam da ABD atılmasa olmaz elbette. Bu soruların Çin ve Rusya gibi hedef saptırmaya yönelik olabileceğini düşünmüyorum şahsen. "Hareket ABD başkan adaylarından herhangi birini destekliyor mu?" sorusu, cemaatin Amerikan siyasetindeki rolünü anlamaya yönelik operasyonel değerde bilgileri amaçlıyor. Bu bilgi, özellikle Türkiye-ABD ilişkilerinde cemaat konusunun nasıl ele alınacağını belirlemede kritik rol oynayacaktır. Eğer cemaat belirli siyasileri destekliyorsa, bu bilgi o siyasilerin üzerinde baskı kurulması için kullanılacaktır.

"Uluslararası STK'larla nasıl iş birliği yapılacak?" sorusu, açıkça cemaatin sivil toplum ağlarını haritalamayı amaçlıyor. Böylelikle, cemaatin "yumuşak güç" projeksiyonunun nasıl çalıştığını anlamaya yönelik kritik veriler öğrenecekler. İktidar bu ağları tespit ettikten sonra, onları çökertmek veya kendi amaçları doğrultusunda kullanmak için stratejiler geliştirmeyi hedefliyor sanırım.

Üçüncü Kategori: Finansal Kaynak Haritalaması

Bu kategori, cemaatin mali yapısını anlamaya yönelik sorular içeriyor ve operasyonun belki de en kritik boyutunu oluşturuyor. Böyle, çünkü günümüzde hiçbir hareket, finansal damarları kesilmeden tamamen etkisizleştirilemez. Öncelik elbette finansal sürdürülebilirlik konusunda. "Gülen'in liderliği olmadan finansal istikrar nasıl sağlanacak?" sorusu, cemaatin yeni dönemdeki gelir kaynaklarını tespit etmeyi hedefliyor ve bu soru, operasyonun en sinsi boyutunu gözler önüne seriyor. MİT, bu soruyla cemaat mensuplarına "mali sistem nasıl çalışıyor?" sorusunu masum bir akademik merak gibi sunarak, aslında finansal ağın tüm şifrelerini çözmeye çalışıyor. Hatırlayın FBI'ın organize suç şebekelerini çökertmek için kullandığı "follow the money" (parayı takip et) stratejisini. Cemaatin finansal yapısını anlamak, sadece bugünkü durumu değil, gelecekteki savunmasızlık noktalarını da tespit etmek anlamına gelecektir. Örneğin, hangi iş adamlarının ne miktarda bağış yaptığı, hangi şirketlerin cemaat vakıflarına düzenli katkı sağladığı, diasporadaki hangi ailelerin finansal desteği sürdürdüğü gibi kritik bilgiler, bu masum görünen soruyla elde edilmeye çalışılmış. Ayrıca bu bilgiler, daha sonra o kişilerin üzerinde baskı kurulması, bağışlarını durdurmaları için teşvik edilmesi veya doğrudan hedef alınması için kullanılacaktır şüphesiz.

"Gülen'den sonra finansman kaynakları nasıl değişecek?" sorusu, cemaatin mali yapısındaki potansiyel değişiklikleri öngörmeye yönelik kritik bilgiler edinmeyi amaçlıyor ve bu soru, operasyonun "gelecek senaryoları" boyutunu açığa çıkarır nitelikte. MİT, bu soruyla cemaat mensuplarının mali sistem hakkındaki öngörülerini öğrenerek, operasyonel müdahaleler için roadmap (yol haritası) çıkarmaya çalışıyor. Böylelikle cemaat mensuplarının "gelecekte daha az bağış toplayacağız", "Avrupa'daki destekçiler azalacak", "genç nesil daha az katkı yapacak" gibi değerlendirmeleri, MİT'in elinde altın değerinde istihbarat haline geliyor. Bu bilgiler, hangi coğrafyalarda mali baskı uygulanacağını, hangi nesillerin hedef alınacağını, hangi kurumların öncelikli olarak çökertilmeye çalışılacağını belirlemede kullanılacaktır. Örneğin, eğer cemaat mensupları "Amerika'daki genç nesil daha az bağış yapıyor" derse, MİT bu bilgiyi kullanarak o bölgedeki gençlere yönelik propaganda faaliyetlerini artırabilir. Anlaşılan o ki bu operasyonu yapanlar "Hareketin yatırımlarının tahmini değeri nedir?" sorusuyla, cemaatin toplam varlıklarını tespit etmeye yönelik doğrudan bir istihbarat toplamaya çalışıyor. Aslında bu soru, operasyonun en açık saldırgan boyutunu da gösteriyor. MİT, bu soruyla büyük ihtimalle cemaat mensuplarından "kaç milyar dolarlık varlığımız var?", "hangi ülkelerde hangi yatırımlarımız bulunuyor?", "hangi bankalarda hesaplarımız var?" gibi kritik bilgileri elde etmeye çalışıyor. Bu bilgilerin muhtemelen daha sonra o ülkelerin hükümetleriyle paylaşılarak, varlıklara el konulması, hesapların dondurulması veya yatırımların engellenmesi için kullanılması düşünülüyor. Örneğin, eğer cemaat mensupları "Almanya'da 500 milyon Euro değerinde gayrimenkul yatırımımız var" derse, bu bilgi Alman makamlarıyla paylaşılarak o varlıkların "terör finansmanı" gerekçesiyle dondurulması için diplomatik baskı uygulanmasına geçeceklerdir.

Dördüncü Kategori: Almanya'daki kurumlar

MİT'in Ricerca operasyonunun üçüncü ve belki de en stratejik boyutu, Almanya'daki cemaat derneklerinin mercek altına alınması sürecinde kendini gösteriyor. Bu çalışma, operasyonun sadece liderlik ve finansal yapılanmayı değil, aynı zamanda diaspora cemaatinin en kritik unsuru olan kurumsal omurgasını da hedef aldığını ortaya koyuyor. Sahte şirket aracılığıyla Almanya'daki cemaat mensuplarına gönderilen "mülteci entegrasyonu araştırması" adlı anket formunda, operasyonun ne kadar sofistike bir şekilde tasarlandığının çarpıcı bir göstergesi mevcut. Bu form, görünürde masum bir sosyal araştırma gibi sunulurken, aslında cemaatin Almanya'daki kurumsal yapısının anatomisini çıkarmaya yönelik sistematik bir istihbarat toplama faaliyetin apaçık delili.

Anket formundaki "Mültecilerin entegrasyon sürecini desteklemek için herhangi bir dernek, vakıf veya sosyal organizasyona katıldınız mı?" sorusu, cemaatin diasporadaki en kritik unsurunu hedef almakta. Bu soru, görünürde sosyal entegrasyon merakı gibi görünse de, gerçekte cemaatin kurumsal ağının haritasını çıkarmayı amaçlıyor. Hangi derneklerin aktif olduğu, hangi pozisyonlarda kimlerin görev aldığı, hangi faaliyetlerin yürütüldüğü gibi kritik bilgiler bu masum görünen sorularla elde edilmeye çalışılmış.

"Aldığınız/verdiğiniz desteklerin mültecilerin entegrasyon sürecinde ne gibi etkileri olduğunu değerlendirir misiniz?" sorusu ise operasyonun daha sinsi boyutunu açığa çıkarıyor. Bu soru, cemaatin diasporadaki sosyal dayanışma ağının nasıl çalıştığını, hangi hizmetleri sunduğunu ve bu hizmetlerin cemaat üyeleri için ne anlam ifade ettiğini anlamaya yönelik kritik istihbarat sağlamayı amaçlıyor. Oturum izni alma sürecinden dil eğitimine, ev bulma sürecinden aile birleşimine kadar tüm entegrasyon aşamalarında cemaatin rolünün tespit edilmesi, bu kurumsal yapıya müdahale etmek için gerekli bilgileri sağlamaya çabalamışlar.

Anlaşılan o ki, bu operasyonun arkasındaki stratejik düşünce, diaspora hareketlerinin kurumlar etrafında var olduğu gerçeğine dayanıyor. Tıpkı Ermeni diasporasının kiliseler etrafında örgütlenmesi gibi, cemaat diasporası da kültür merkezleri ve dernekler etrafında şekillendiğini düşünüyorlar. Ve karşı hamle olarak eğer bu kurumlar çökertilirse, diasporanın hem manevi hem sosyal dayanışma ağı parçalanır ve hareket doğal olarak dağılacağını planlıyorlar.

MİT'in bu operasyonla hedeflediği, cemaatin Almanya'daki kurumsal omurgasını tespit ettikten sonra, bu kurumlara yönelik sistematik bir yıpratma kampanyası başlatmayı hedefleyeceğini düşünmek mümkün. Derneklerin finansal kaynaklarının kesilmesi, yöneticilerinin hedef alınması, faaliyetlerinin engellenmesi ve hatta Alman makamlarının bu kurumlara karşı harekete geçirilmesi gibi stratejiler için gerekli alt yapı bilgileri bu anketlerle topluyorlar sanırım.

Dikkatimi çeken bir başka yön ile bugünkü yazıyı bitireyim. Bu operasyonun özellikle dikkat çekici yanı, sosyal medyada cemaat aleyhine yürütülen muhalefetin hedefleriyle birebir örtüşmesi. Cemaat kurumlarına finansal destek verilmemesi, bu kurumlara yaklaşılmaması, mevcut yönetimin meşruiyetinin sorgulanması gibi çağrılar, tam da MİT'in operasyonuyla elde etmeye çalıştığı hedeflerle paralellik göstermekte. Bu durum ise akıllara cemaat içi muhalefetin organik mi yoksa yönlendirilmiş mi olduğu sorusunu gündeme getiriyor ne yazık ki!

AA analizinde spesifik bir bölüm var. Anlaşılan o ki, ister şuurlu olsun ister şuursuz, cemaat içi muhaliflerin diline doladığı Cevdet Türkyolu ismi… Hani cemaat içi muhalifleri anlarım anlamasına da, Türk hükumeti nedense Türkyolu’ndan ziyadesiyle rahatsız ve onun üzerine özel olarak gidiyor. "Cevdet Türkyolu'nun kendini yeni lider olarak dayatması aynı güveni telkin edememiş" ifadesi enteresan geldi bana. Bunun sadece MİT'in araştırma sorularında sorulan liderlik konularının doğrudan yansıması olduğunu düşünmüyorum çünkü eğer belli bir cehaleti ve kastı yoksa cemaat içinden hiç kimsenin araştırmadaki "Gülen'den sonra liderliği kim üstlenecek?" sorusuna Cevdet Türkyolu cevabını vereceğini sanmıyorum. Belki bu analizi, “Cevdet cemaati üzerine yaptı” türünden tespit ve analizlerle beraber okumak lazım, bilmiyorum. Buna ilaveten analizdeki "örgütün üst kademesinde bilinen isimlerin statükocu davranacağı" tespiti ile bütünleşik okuduğumuzda bu kısım daha da enteresanlaşıyor. Tüm bunlar araştırma sorularında sorulan "örgütsel yapı nasıl değişecek?" sorusuna verilen cevapların operasyonel kullanımının da göstergesi. AA’da yer alan analizin "örgütün daha alt kolları büyük oranda kaynaklardan mahrum bırakılacaktır" tespiti, araştırmada sorulan finansal sorulardan elde edilen bilgilerin doğrudan kullanımını yansıtıyor. "Cevdet Türkyolu, Ekrem Dumanlı, Kemal Gülen, Barbaros Kocakurt, Abdullah Aymaz, Şerif Ali Tekalan gibi örgütün önde gelen mensupları örgütün mal varlığını yönetirken" ifadesi, araştırmada sorulan "finansal istikrar nasıl sağlanacak?" sorusuna verilen cevaplardan ziyade istihbaratın oluşmasını istediği algının bir yansıması. Analiz kisvesindeki istihbarat raporu, cemaatin uluslararası varlığı konusunda detaylı değerlendirmeler yapıyor. Bu değerlendirmeler, araştırma sorularında sorulan ABD, Avrupa, Rusya ve Çin ile ilişkiler konularına verilen cevapların sistematik analizi sonucunda eklemlenmiş. Tabii yerseniz!

En kritik nokta, AA analizinin şu önerisinde gizli: "FETÖ'nün işlediği tüm suçların kendi mensuplarının ağzından dünyaya duyurulması, Türkiye'nin haklı davası hakkındaki küresel kanaati de pekiştirecek, elini güçlendirecektir." Bu ifade, operasyonun asıl amacını açığa vurmakta. MİT, cemaat mensuplarını kendi elleriyle örgütsel itiraflar yapmaya yönlendirmekte ve bu itirafları uluslararası kamuoyunu etkilemek için kullanmayı planlamakta.

Operasyonun Psikolojik Boyutu

Ekonomik Sıkıntıdan Yararlanma: Operasyon, hedef kişilerin ekonomik zorlukları içinde olduğu bir dönemde onlara yaklaşıyor. KHK'lı akademisyenler, işsizlik ve maddi sıkıntılar yaşadıkları için kolay manipüle edilebilir durumda olabiliyorlar ve Saray iktidarı bundan yararlanıyor bittabi. Bu durum, hedef kişilerin karar alma mekanizmalarını zayıflatıyor ve onları daha az dikkatli hale getiriyor.

Akademik Legitimasyon (Meşrulaştırma): Operasyon, akademik araştırma görünümü altında yürütülüyor. Bu ise, hedef kişilerin güvenini kazanmayı ve onları daha rahat bilgi paylaşmaya teşvik etmeyi amaçlamakta. Malum olduğu üzere -suret-i haktan görünenler hariç- akademisyenler, normalde bilimsel çalışmalara katkıda bulunmayı prestijli ve değerli görürler, bu durum operasyonda istismar ediliyor.

Sosyal Medya Psikolojisi: Twitter'ın hızlı ve yüzeysel iletişim kültürü, hedef kişilerin derin düşünmeden cevap vermesini teşvik etmekte. Direkt mesajlar üzerinden yürütülen iletişim, daha samimi ve güvenli bir ortam yanılgısı oluşturuyor.

Kimlik Gizleme ve Sahte Güven: Sahte kimlikler ve paravan şirketler kullanarak, operasyon yürütenlerin gerçek kimliklerini gizlemek ve hedef kişilerde yanılgıya dayalı bir güven duygusu oluşturmayı amaçlıyor.

Kademeli Bilgi Toplama: Operasyon, küçük ve zararsız görünen sorularla başlayarak, kademeli olarak daha hassas bilgilere ulaşmayı amaçladığını gözlemliyoruz. Bu yöntem, hedef kişilerin fark etmeden operasyona dahil olmalarını sağlıyor.

Hedef Kitle Seçimi

Coğrafi Hedefleme: Operasyon özellikle Avrupa'ya yerleşmiş cemaat mensuplarını hedef aldığını görüyoruz. Bunun nedeni, bu kişilerin MİT'in doğrudan baskı uygulayamayacağı bir coğrafyada bulunmaları, dolayısıyla daha sofistike (karmaşık) yöntemlerle yaklaşılması gerekliliği.

Sosyo-Ekonomik Durum: Biraz önce de vurguladığımız gibi ekonomik sıkıntı yaşayan kişiler öncelikli hedef grubu oluşturuyor. Bu durum, onları maddi teşviklerle manipüle etmeyi kolaylaştırmakta.

Akademik ve Mesleki Profil: Akademisyenler, gazeteciler ve diğer entelektüel meslek grupları hedef alındığı Emre Uslu’nun mezkur yazılarında belirtildi. Bu kişilerin akademik birikimlerinden ziyade, cemaate dair malumatlarının hedeflendiği ise çok açık. Operasyonu yapanlara göre, hem değerli bilgilere sahip olmaları hem de toplumsal etkileri olması nedeniyle operasyonel açıdan önemliler.

Cemaat İçi Konum: Özellikle cemaat içindeki muhalif eğilimli bireyler hedef alındığını anlıyoruz. Doğal olarak bu kişilerin, cemaat aleyhine açıklamalar yapmaya daha yatkın olduğunu düşünebiliriz.

Stratejik Hedefler

Bu operasyonun stratejik hedeflerini kısa ve uzun vadeli olarak ikiye ayırabiliriz. Önce kısa vadeli olanlara bakalım.

İçeriden Bilgi Edinme: Önceki yazılarda yeterince vurguladığımı düşünüyorum; operasyonun birinci hedefi, diasporadaki cemaat yapılanmasını detaylı bir şekilde haritalamak. Bu kapsamda, cemaat mensuplarının kimlikleri, rolleri, sorumlulukları ve birbirleriyle olan ilişkileri tespit edilmeye çalışılıyor.

Liderlik Kargaşası Oluşturma: Fethullah Gülen'in vefatı sonrası doğal olarak ortaya çıkması beklenen liderlik boşluğunu daha da derinleştirmek ve cemaat içinde çelişkiler üretmek de bu operasyonun kısa vadeli hedefleri arasındaymış. Bu sayede, cemaat mensuplarının birbirine olan güvenlerinin sarsılması hedefleniyor sanırım.

Finansal Kaynak Kesme: Cemaat destekçilerinin maddi yardımlarını azaltmak için, bir yandan cemaatin mali yapısında sorunlar olduğu izlenimi verilmeye çalışılırken, diğer yandan mevcut yardım kanallarının yol haritası çıkarılmaya çalışılmış. Buna ilave olarak da “koy bir kepçe de suyundan” kabilinden mali yönetimde usulsüzlükler ve liderlik kavgaları öne çıkarılma amaçlanmış.

Moral Bozma: Bu operasyonu düzenleyenlerin kısa vadeli hedeflerinden biri de cemaat mensuplarının motivasyonunu düşürmek ve onları örgütsel bağlılıklarından uzaklaştırmak. Bu kapsamda, cemaat liderliğinin güvenilmezliği ve geleceğinin belirsizliği sürekli vurgulanıyor.

Gelelim operasyonun uzun vadeli hedeflerine.

Uluslararası Meşrulaştırma: Operasyonun en kritik hedefi, cemaat mensuplarının kendi ağızlarından "itiraflar" elde ederek uluslararası kamuoyunu etkilemek. Bu strateji, Güney Afrika'daki Hakikat ve Barış Komisyonu modelini andıran bir yaklaşım aslında… "içeriden gelen itiraflar" yoluyla meşruiyet kazanma amacı taşıyor. Örneğin, bir cemaat mensubunun "Evet, biz gerçekten 15 Temmuz'da rol oynadık" şeklinde bir açıklama yapması, Türkiye'nin uluslararası arenadaki tezlerini destekleyecek altın değerinde bir propaganda malzemesi haline gelecek zira! Daha şimdiden bazı aklı evvellerin bu zokayı yuttuğunu görüyoruz zaten. Saray operasyonuna göre bu itiraflar, NATO toplantılarında, Avrupa Birliği zirvelerinde ve BM Güvenlik Konseyi'nde Türkiye'nin elini güçlendirecek belge niteliği taşıyor. Türkiye'nin bugüne kadar "kanıtlayamadığı" iddialarının, hedef grubun kendi mensuplarının ağzından doğrulanması, diplomatik açıdan çok büyük bir başarı anlamına geliyor.

Seküritizasyon (Güvenlikleştirme): Cemaati uluslararası güvenlik tehdidi olarak sunmak ve bu algıyı küresel güvenlik kurumlarına kabul ettirmek de uzun vadeli hedeflerden biri sanırım. Ve esasen bu kısım Kopenhag Okulu'nun güvenlikleştirme teorisine tam olarak uygun bir yaklaşım. Örneğin, PKK'nın nasıl Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından terör örgütü olarak tanındıysa, cemaat için de benzer bir süreç başlatılmak isteniyor. Cemaat mensuplarının kendi ağızlarından çıkacak "biz şiddete başvurduk", "biz darbe yaptık", "biz casusluk faaliyetleri yürüttük" şeklindeki itiraflar, Interpol'den FBI'a, MI6'dan BND'ye kadar tüm güvenlik teşkilatlarının cemaat hakkındaki dosyalarında yer almasının sağlanması hedeflenmiş. Bu durumda, cemaat mensuplarının Amerika'da okul açması, Almanya'da dernekler kurması, Avustralya'da vakıflar oluşturması "terör örgütü faaliyeti" olarak değerlendirilecek ve o ülkelerin güvenlik güçleri tarafından engellenmesi için yasal zemin hazırlayacak!

Diaspora Kontrolü: Yurt dışındaki cemaat aktivitelerini sınırlandırmak ve kontrol altına almak için, o ülkelerin güvenlik güçleriyle işbirliği yapmak da keza uzun vadeli hedefler arasında. Bu sinsi hedef, Türkiye'nin uzun kolu operasyonlarının bir parçası aslında. Örneğin, Almanya'da faaliyet gösteren Cemaat okullarının "terör örgütü" gerekçesiyle kapatılması, Fransa'daki Cemaat vakıflarının malvarlıklarına el konulması, Amerika'daki Cemaat mensuplarının "ulusal güvenlik tehdidi" olarak değerlendirilmesi gibi sonuçlar hedefleniyor. Saray iktidarı, bu operasyonla cemaat mensuplarının yaşadığı her ülkede o ülkenin güvenlik güçleriyle işbirliği yaparak, diaspora üzerinde kontrol kurma imkanı elde etmeyi hedefliyor.

İdeolojik Zafer: Cemaat fikriyatının tamamen çözülmesini sağlamak ve cemaat değerlerinin toplumsal meşruiyetini yok etmek uzun vadeli hedefler arasında. Bu hedef, fikir ustalarımızdan Antonio Gramsci'nin "kültürel hegemonya" kavramının tersten uygulanması. Sovyetler Birliği'nin çöküşü sonrası sosyalist ideolojinin nasıl meşruiyetini kaybettiği, Nazi Almanya’sının yenilgisi sonrası faşist ideolojinin nasıl toplumsal kabul görmez hale geldiği gibi, cemaat fikriyatının da toplumsal hafızada "kötü", "zararlı", "tehlikeli" olarak kodlanması amaçlanıyor. Bu süreç, cemaat mensuplarının çocuklarının bile o değerlerden utanç duyacağı, cemaatin tarihsel mirasının tamamen karalanacağı bir atmosfer inşa etmeyi hedefliyor. Böylece, sadece fiziksel olarak değil, fikri olarak da cemaat tamamen yok edilmiş olacak!

Precedent (Emsal) Oluşturma: Bu operasyonun başarılı olması durumu, benzer gruplar için de bir emsal oluşturacak ve gelecekte diğer muhalif gruplara karşı da benzer yöntemler kullanılacak diye hedeflendiğini görüyoruz. Bu strateji, bir tür "metodolojik şablon" oluşturma amacı taşıyor. Örneğin, Alevilere yönelik benzer bir operasyon düzenlenirse, sahte araştırma şirketleri kurularak Alevi akademisyenler manipüle edilebilir ve "Aleviler arasında bölücü faaliyetler var" şeklinde itiraflar elde edilebilir. HDP'ye yakın akademisyenler hedef alınabilir, Kürt dernekler üzerinde benzer çalışmalar yapılabilir. Hatta operasyon modeli, yurt dışındaki CHP dahil Türk muhalefetine de uygulanabilir. Türkiye sözümona, bu operasyonla sivil toplumun tamamını kontrol altına alma konusunda uluslararası bir model geliştirmiş olacak.

Ricerca Operasyonu’nun çok boyutlu olduğunu görmek, bu konuda epeyce hazırlık evresi yaptıkları izlenimi de veriyor. Söz gelimi uluslararası boyutu, NATO başta olmak üzere Batı ülkelerinin cemaat konusundaki tutumunu değiştirmeye yönelik bir çaba var anket sorularında. Erdoğan İktidarı malum olduğu üzere şimdiye kadar Batı ülkelerini cemaat konusunda ikna etmekte başarılı olamadı ve bu durum, Türkiye'nin NATO üyeliğinden İsveç ve Finlandiya'nın üyelik sürecine kadar birçok diplomatik krize yol açtı. 2022 yılında Madrid NATO Zirvesi'nde Erdoğan'ın İsveç'e "PKK ve FETÖ'yü terör örgütü olarak tanımadığınız sürece NATO üyeliğinizi veto edeceğiz" tehdidinde bulunması, ancak sonuçta sadece "Türkiye'nin terör örgütü olarak gördüğü" şeklinde muğlak bir formülasyonla yetinmek zorunda kalması, Türkiye'nin bu konudaki diplomatik çaresizliğini göstermişti. Bu operasyonla, cemaat mensuplarının kendi ağızlarından çıkacak itiraflarla bu durumu köklü bir şekilde değiştirmek amaçlanmakta. Örneğin, bir cemaat mensubunun "Evet, biz Pentagon'daki bağlantılarımızı istihbarat faaliyetleri için kullandık" şeklinde bir açıklama yapması, Amerika'nın cemaat konusundaki tutumunu tamamen değiştirebilir. Bu tür itiraflar, Washington'daki düşünce kuruluşlarından Brüksel'deki AB kurumlarına kadar tüm karar vericilerin masasında yer alacak ve Türkiye'nin "FETÖ terörist örgütüdür" tezinin artık tartışılmaz bir gerçek olarak kabul edilmesini sağlayacak. Bu durum, NATO'nun 2024 Washington Zirvesi'nde alınan "terör örgütleriyle mücadelede dayanışma" kararının cemaat aleyhine yorumlanması için zemin hazırlayacaktı.

Daha önce kısaca bahsini ettiğimiz gibi bir başka boyut da Avrupa'daki cemaat faaliyetlerinin detaylı haritasını çıkarmak, AB ülkelerindeki cemaat kurumlarını tespit etmek ve bu bilgileri o ülkelerin yetkili makamlarıyla paylaşmak. Bu hedef operasyonun en kritik hedefleri arasında. Bu strateji, AB'nin "Avrupa Değerleri ve Şeffaflık" ajandası ile uyumlu bir şekilde sunularak, cemaat kurumlarının "demokratik değerlere aykırı" faaliyet yürüttüğü iddiasıyla desteklenmeyi hedeflemiş sanırım. Örneğin, Almanya'da faaliyet gösteren cemaat okullarının "anti-demokratik eğitim" verdiği, Fransa'daki cemaat vakıflarının "laiklik ilkesini ihlal ettiği", Avrupa’daki cemaat medya kuruluşlarının "yabancı güçlerin etkisi altında" olduğu şeklinde raporlar hazırlanarak, AB kurumlarına sunulması hedefleniyor. Bu yaklaşım, Fransa'nın "İslamcı ayrılıkçılıkla mücadele" yasasını, Avusturya'nın "Politik İslam'la mücadele" programını, Belçika'nın "yabancı finansman" kısıtlamaları gibi hassasiyetlerine matuf olarak operasyona eklemlenmiş. Böylelikle tüm Avrupa’nın cemaat konusundaki tutumunu değiştirilmesi amaçlanmış.

Operasyonun en sofistike boyutu ise, AB'nin "Rule of Law" (Hukuk Devleti) mekanizmasını kullanarak, cemaat mensuplarının yaşadığı ülkelerde "hukuk devleti ihlali" gerekçesiyle baskı oluşturmaya çalışması. Bu durumda, cemaat mensuplarının kendi ağızlarından çıkacak itiraflar, AB Konseyi'nde "7. madde prosedürü" başlatılması için gerekçe olarak kullanılabilecekler. Böylece, cemaat mensuplarının yoğun yaşadığı ülkeler (özellikle Almanya, Fransa, Hollanda) "terör örgütü üyelerini himaye etmek" gerekçesiyle AB içinde baskı altına alınabilecek!

Operasyonda en başından itibaren kullanılan sahte kimlikler kullanılarak akademisyenlerin aldatılması, ciddi etik, ahlaki ve hukuki problemler içeriyor. Bir kere akademik özgürlük ve bilimsel etiğin açık ihlali söz konusu. "Axel Kushel" adlı hayali CEO'nun arkasında saklanan operasyoncular, akademik görüntülü bu araştırmada "informed consent" (bilgilendirilmiş rıza) prensibinin tamamen yerle bir ediyorlar. Gazeteci ve akademisyenlerin, (en azından bir kısmının) kendileriyle iletişim kuran kişinin gerçek kimliğini, amacını ve arka planını bilmeden araştırmaya dahil edildiği anlaşılıyor.

Operasyonun kodlarını çözdükçe kötü bir CIA operasyonu taklidiyle karşı karşıya kaldığımızı anlıyoruz.

Project CHAOS

1967-1974 yılları arasında CIA'nın yürüttüğü Project CHAOS, modern tarihte akademik manipülasyonun belki de en çarpıcı örneğiydi; James Jesus Angleton'ın karşı istihbarat imparatorluğunda, Vietnam savaşına karşı yükselen sesler sistematik olarak susturulurken, üniversite koridorlarından barış mitinglerine kadar her yerde sahte kimlikli ajanlar "araştırmacı" kılığında dolaşıyor, 300 binden fazla Amerikalı vatandaşın özel hayatını mercek altına alıyordu. CIA'nın "barış araştırması" adı altında akademisyenleri tuzağa düşürdüğü bu operasyonda, gerçek savaş karşıtı örgütlerle ayırt edilemez sahte örgütler kurulmuştu. Öğrenci liderleri "bilimsel çalışma" vaadiyle kandırılırken, onların telefon konuşmaları dinleniyor, mektupları açılıyor, hatta bazen provokasyon amaçlı çatışmalar çıkarılıyordu. Watergate skandalının gölgesinde 1975'te Church Committee soruşturmasıyla açığa çıkan bu operasyon, tıpkı MİT'in Ricerca projesi gibi, "akademik meşruiyet" maskesi altında muhalif grupları hedef alan, sistematik bilgi toplayan ve yasal sınırları hiçe sayan hibrit savaş taktiklerinin o dönemki versiyonu olarak, günümüz istihbarat operasyonlarının elli yıl önceki tarihsel emsali bana göre.

Oysa bilimsel araştırma görünümü altında istihbarat toplama, akademik etiğin temel prensiplerine aykırıdır ve bu durum, esasen ciddi ve güvenilir akademisyen ve gazeteciler için bile güven bunalımına yol açabilecek neticeler doğuracaktır. Operasyonda standart bir akademik araştırmanın "objektiflik", "şeffaflık" ve "bilimsel dürüstlük" ilkelerinin tamamı çiğnendiğini görüyoruz. Akademisyenlerin bilimsel birikimleri istihbarat amaçlı istismar edilmesi, akademik özgürlüğün ciddi ihlali. Akademisyen ve gazeteciler, "bilime katkı yapıyorum" düşüncesiyle operasyona dahil olurken, aslında başta kendi meslektaşları olmak üzere bir sosyal grubu hedef alan bir istihbarat faaliyetinin parçası haline getirilmişler. Özellikle bazı kişilerin, "cemaat konusunda objektif değerlendirme yapıyorum" halisane düşüncesiyle bir operasyonun parçası olmaları gerçekten düşündürücü. Bu hamle hiçbir stratejiye dönüşmese bile en azından entelektüel kapasitelerin ve bilgi birikimlerinin manipülatif amaçlarla kullanılması, bilimsel etiğin temel prensiplerine aykırı. Hatırlayalım; soğuk savaş döneminde KGB'nin batı üniversitelerinde yürüttüğü "disruption" (çözülme) operasyonlarında, hedef grubun iç dinamiklerinin bozularak etkisizleştirmek amaçlanmıştı.

Kaldı ki MİT tarafından organize edildiği düşünülen bu operasyon, sadece etik bir skandal değil, aynı zamanda uluslararası hukukun temel ilkelerini ayaklar altına alan sistematik bir suçlar zinciri. Türkiye’de hukukun çiğnenmesi artık bilinen bir şey, anlaşılan o ki, ülke iktidarı bu pervasızlığını uluslararası düzlemde de göstermekte. Ciddi suçlar bunlar. Avrupa ülkelerinin casusluk yasaları, yabancı istihbarat teşkilatlarının faaliyetlerini ağır cezai yaptırımlarla cezalandırıyor. İngiliz Resmi Sırlar Yasası 1989, bu tür operasyonları 14 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırır. MİT'in İngiltere'de paravan şirket kurması, bu yasanın 1. maddesinin doğrudan ihlali. Operasyonun sistematik ve organize yapısı, onu AB'nin Organize Suçla Mücadele Çerçeve Kararı kapsamına sokmakta. Bu operasyon, geleneksel casusluk ile organize suç arasındaki sınırları bulanıklaştırmakta, hukuki kategorileri zorlamakta.

Operasyonun toplumsal etkilerini de bakarak bu konuyu bitirelim. Uslu’nun olağanüstü çabasıyla operasyonun ortaya çıkması, Hizmet hareketi içindeki akademisyen ve gazetecilerin camiadaki güven ortamını ciddi şekilde zedeleyecek ve bundan sonrası için akademisyenler kendilerine gelen araştırma tekliflerini daha temkinli karşılamaya başlayacaktır. Akademisyenler arasındaki işbirliği kültürü, bu tür operasyonlar nedeniyle büyük zarar görecek, bilgi paylaşımı azalacak ve akademik ağlar büyük oranda zayıflayacaktır. Saray iktidarı için “Ne gam” pervasızlığıyla karşılanacak bu etki, korkunç bir şey esasen.

Bir diğer etki ise cemaat içindedir. Cemaat mensupları arasında paranoya ve güvensizlik artış gösterecek ve herkes birbirine karşı temkinli hale gelecektir. Bu durum, cemaat içindeki dayanışma ve güven bağlarını ciddi şekilde zedeleyecek, bu tür operasyonlar nedeniyle hareket daha da izole hale gelecek ve toplumsal entegrasyonları zorlaşacak, böylece toplumdan daha da kopuk bir duruma düşülecektir. Görüldüğü üzere, herhangi bir stratejik hamle yapılmasa bile, bu operasyonun başarılı olduğu kısımlar var.

Operasyonda ağırlıklı olarak (X)Twitter'ın tercih edilmesi, platformun hızlı iletişim kültürü ve direkt mesaj özelliğinden yararlanmayı amaçladığı anlaşılıyor. Malum olduğu üzere bu platform hem gizli iletişim hem de geniş bir kitleye ulaşım imkanı sağlıyor. Sahte hesapların cemaat kültürüne uygun profil oluşturması, hedef kitleye güvenilir görünmek için yapılmış ve bu profiller cemaat terminolojisi ve değerlerini yansıtacak şekilde özenle tasarlanmış. Bunun için bazı gerçek kişiler de alet edilmiş maalesef. Operasyonun zamanlaması, Gülen'in vefatı sonrası cemaat içinde oluşturulacak kaos ortamından yararlanmayı amaçlıyor izlenimi veriyor. Zira bu dönemde cemaat mensupları daha kırılgan ve manipülasyona açık durumda.

Peki bundan sonraki hamle ne olabilir?

AA analizinde görüldüğü üzere öncelikle toplanan bilgiler, -muhtemelen- sistematik bir şekilde analiz edilecek ve operasyonel kullanım için işlenecek, bu süreç profesyonel istihbarat teknikleri kullanılarak yürütülecektir. Farklı kaynaklardan elde edilen bilgiler, çapraz referans yapılarak doğrulanacak, tutarlılık kontrol edilecek, böylece bilgilerin güvenilirliği sağlanacaktır. Çünkü bu tür operasyonlarda toplanan bilgiler, operasyonel açıdan değerlendirilerek hangi bilgilerin nasıl kullanılacağı belirlenir ve bu değerlendirme sürecinde her bilgi parçasının stratejik değeri analiz edilir.

MİT'in bu operasyonu, esasen geleneksel istihbarat yöntemlerini akademik araştırma formatıyla birleştiriyor; hedef grubun güvenini kazanarak kritik bilgileri elde etmeyi ve aynı zamanda psikolojik baskı oluşturmayı amaçlıyorlar. Operasyonun en dikkat çekici özelliği, sahte şirket aracılığıyla sorulan soruların AA analizinde birebir karşılık bulması. Bu durum, operasyonun ne kadar sistematik ve etkili bir şekilde yürütüldüğünün ispatı niteliğinde.

Sonuç olarak, Ricerca operasyonu modern çağın "bilgi savaşı" konseptinin somut bir uygulama pratiği. Akademik araştırma kisvesi altında yürütülen bu çalışma, hedef grubun hem bilgi kaynaklarını hem de psikolojik direncini hedef almakta, uzun vadeli bir çözülme stratejisi izlemeyi amaçlamış. Hem akademik camia hem de sivil toplum için önemli dersler içerdiğini bilmem söylemeye gerek var mı?

NOT: Bu operasyona bilerek ya da bilmeyerek iştirak eden bazı isimlere, bazı sorular yolladım. Eğer cevap gelirse ayrıntılarıyla yazarım. Yok eğer gelmezse, bu isimleri bir yazının sonuna not olarak eklerim.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder