
Bir kadını al onu yont yont anne olsun
Her kadın acıma anıtı bir anne olsun
Çocuklara açılan mavi kırmızı pencere anne
Sen bu şehrin sokaklarından geç sonsuz pencerelerle
Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun
Sezai Karakoç
Her kadın acıma anıtı bir anne olsun
Çocuklara açılan mavi kırmızı pencere anne
Sen bu şehrin sokaklarından geç sonsuz pencerelerle
Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun
Sezai Karakoç
Albümlere sığınıyor insan bazı zamanlarda... Ve albümlerde çocuklar annelerine, anneler kocalarına sığınmış, soğuktan sobaya sığınan titrek kediler gibi...
Yıllar önce... TRT’nin tek kanal olduğu dönemde... Askerler isimli bir belgesel dizi izlerken konuşuyordu bir ecnebi gazi. Söylediği şu cümleleri hiç unutmuyorum: ‘Bilmiyorum kaç kişi ellerimde can verdi? Kaç silah arkadaşımın künyesini elimle çıkardığımı unuttum. Ama şunu söyleyebilirim; can veren arkadaşlarımın hemen hepsi son nefeslerinde, ahh anneciğim ölüyorum nerdesin, dediler!’ Şairin; ‘Aşk, o bir masalmış, yalanmış meğer/ Seven bir kalp için sığınacak yer/ Yalnız o kucakmış, yalnız o dizmiş/ İnsanlar ne kadar merhametsizmiş!’
İskoçya’nın Dundee kentinde bulunan Ninewells Hastanesi’nde görevli bilim adamları, emzirmenin olumlu ve olumsuz yanlarını araştırmışlar... Araştırma kapsamında 11 ila 14 yaşlarında 159 çocuğu inceleyen bilim adamları, ilk haftalarda katı besinlerle beslenme ile ergenlik çağındaki kalp rahatsızlıklarının birbiriyle bağlantılı olduğunu ortaya çıkarmış. Bilim adamları, çocukların yüzde 20’sinin kan şekeri ve kolesterol değerlerinin normalden yüksek olduğunu hayretle görmüş. Kalp krizinin temel nedenlerinden biri olarak bilinen kan damarlarındaki belirgin değişikliklerin de çocukların yine yüzde 20’sinde tespit edildiğini belirten bilim adamları, damarlardaki değişikliğin emzirme süresiyle bağlantılı olduğunu söylüyor. Sadece katı besinlerin kalp krizi riskini artırmadığını belirten bilim adamları, ilk haftalarında süpermarketten alınan sütle beslenen kişilerde de yüksek kolesterol riskinin arttığını da raporlarına eklemiş.
Oksitosin isimli bir hormondan bahsediyor bilim. Diğer ismine ‘Sevgi Hormonu’ da deniyor ve bu hormon sadece annelerde bulunuyormuş. Hatta ünlü Stern Dergisi bu konuyu kapak yaparken, farelerle ilgili bir deneyi yayınlamıştı. Beynine oksitosin aşılanan dişi fareler, kısır oldukları halde, bu işlemden iki saat sonra annelik içgüdüsü gösteriyorlar. Dişi fareler hemen birer yuva yapıp başka farelerin yavrularını yalayarak sevmeye ve onları kollamaya başlıyor. İşin asıl ilginç yanı oksitosin aşılanan erkek farelerde bile annelik dürtüsünün ortaya çıkması. Doğum gibi fiziksel acısı son derece yüksek olan bir olayın bile oksitoksin sayesinde anlaşılmaz bir haz seansına dönüştüğünü gösteriyor araştırmalar. Ve hemen sonra anne sütü vasıtasıyla bebeğine geçiyor.
‘Önce anne doğurdu çocuğu acıya/ Sonra çocuk acıya anneyi ve ölümü kattı’ diyor şair.. ‘Her çocuk annesinin hayal gücüdür’ biraz... Nazım, Abidin’e sorduğunda mutluluğun resmine dair, ‘gül yanaklı bebesini emziren anneciğin melek yüzlü resmini’ parantezin dışına atmış. Görüldüğü gibi, şair gibi naif ruhlu olması gereken yapılar bile ıskalıyor anne ile sevgi arasındaki ilişkiyi.
Gazetelerde beyazlaşmış saçlarını okşadığı yavrusu için ağlayan pamuk saçlı annelerin resmi yok! Kaşığa sinen anne kokusunu anlamıyor herkes. Gece kolları gibi sararken annenin bedenimizi, uykunun bilmem kaçıncı bodrumunda çıkıveriyor anneler karşımıza. Ben gidiyorum oğul diyor tiz, ancak güçlü sesiyle. ‘Üstünü son defa örtmeye geldim.’
Anadolu annesi geliyor bugün hep aklıma. Batılı kadının düştüğü, ‘mükemmel annelik’ tuzağına düşmeden, bilinmez bir sevk–i ilahi ile saran bebeğini. Ve bugün Batı toplumunun her ne kadar tüketim köleliği için ürettiğine inandığımız günlerden bir gün olsa da, belki farkında olmasa bile annelerimiz günün kendilerine adanmış bir gün olduğunu, çocuk kokan ellerine koklayarak sarılmak gerek mutlaka. Çocuklarına babalık, çocuklarının babasına analık yapan bir ananın çocuğu olarak ben öyle yapmak istiyorum çünkü.



















