Beni yakından takip eden okurlarım bilirler. Epey zamandır Antalya Altın Portakal Film Festivali ile gönül ilişkimi bitirmiş durumdayım. Kişisel bir kopuş değil bu üstelik. Festival yönetiminin bazı medya organlarına öz, bazılarına üvey evlat muamelesi yaptığı gün bitirdim bu hastalıklı ilişkiyi. Ki belediye Ak Partiliydi o dönem. Bir dolu ‘Demir perde’ ülkesine has tuhaf yetkilinin organize ettiği ‘Ahbap/yaren’ şenliğine dönüştürülmüştü.
Hala da öyle ne yazık ki…
İstanbul’dan şöyle görünür Antalya Festivali… Bir grup şanslı sinemacı (ya da yakınları) doluştukları uçakla Antalya’ya inerler. Dönemin popüler oyuncuları/isimleri geçit yaparak halkı selamlar ve ondan sonrası tatildir.
Lobide takılmaca, havuza dalmaca, barda kafa çekmece filan. Fena da değildir hani… Yeşilçam emekçileri hiç olmazsa belediye ve sponsor kesesinden adam gibi tatil yaparlar bir hafta. Medya ve elit kesimi hiç söylemiyorum zaten. Birbirimize bakacak yüzümüz kalsın en azından…
Yıllarca takip ettim Antalya Film Festivali’ni… Neredeyse bütün partilerin idaresindeyken gitmişimdir ayrı ayrı… Bilirim festivale katılımı. İçeride yerli sinemanın sorunlarına dair tartışmalar boş salona yapılırken, aynı esnada barda kafa çekip, garson kız kesen büyük sinemacıları da bilirim.
Zaten üç beş izleyicinin izlediği açık hava sinemasında, yağmur yağarken kala kala rahmetli Bülent Oran ile ikimizin kaldığını hatırlatırım. Sonra salon işletmecisinin gelip, ikimizi de nazikçe kovmasını mesela.
Garip bir şey. Festivalde yönetimler değişse de değişen bir şey olmuyor nedense. Zihniyet aynı, mantık aynı, uygulamalar aynı neredeyse. Görünürde sinema ile ilgili bir organizasyon gibi duruyor bu yakışıklı festival. Ama içi bambaşka bir ‘geç dönem tatili piyangosu’ durumu.
Her neyse. Derdim bu değil zaten. Nicedir yazmam bu festivali. Ciddiye de almam. Ancak bu sene CHP’li belediye çok ilginç bir şey yaptı…
Emir Kusturica’yı bilirsiniz. Her yerde Boşnak olduğunu söyleyen yönetmen (ki neredeyse 20 yıl önce Bogomillik çerçevesinde, Kusturica’nın Boşnak ya da Müslüman olmadığını yazmıştım) bütün dünyanın lanetlediği Sırp Katliamlarını küçümseyerek, ‘Ne olmuş abartmayalım yani’ türünden zırvalar dile getirmişti. Kadınları tecavüze uğrayıp, çocukları dilim dilim doğranırken. Erkekleri kamplarda çürütülüp, toplu olarak katledilirken, ‘cıstak cıstak’lar içinde ‘Yeraltı’ filmini yaptığında kan beynime sıçramıştı ilk kez. Bir yönetmen böyle olamazdı, bir sanatçı bu kadar ruhsuz ve vurdumduymaz olamazdı asla!
2005 yılında ise Karadağ'da vaftiz olup Sırp-Ortodoks'luğa geçti. Nemanja adını aldı. Boşnak kökenine bu ihaneti, Boşnak'ların 250 yıl önce can korkusuyla İslamiyet'e geçtiği ve zaten bütün Boşnak'ların eskiden Sırp ve Ortodoks olduğu şeklinde savundu.
Ki olabilir, kendini ne hissediyorsa odur insan…
İşte CHP’li Antalya Belediyesi ‘bira’ şenliğinden sonra bu yönetmeni juri üyesi olarak ülkemize davet etti…
Bira festivali yapıp, lingo lingo şişeler havasında şenlikler ile vur patlasın çal oynasın yapmayı da, bir nebze eleştirebilirsiniz. Ancak nihayetinde ‘hayat tarzı’dır deyip saygı duymak zorundasınız.
Ve fakat…
Mesele insanlık suçu ise… Mesele katliama hoşgörü ise.. Hele ki mesele Bosna gibi Türklerin aşırı hassas olduğu bir konu ise, Nemanja Kusturica’yı (Emir) ismiyle çağıramazsınız. Çağırıyorsanız, bu ülkenin hassasiyetleriyle derdiniz var demektir. İnsanlık ile sorununuz var demektir. Hele hele oturup ‘Çağırdık çünkü sanat her şeyden üstündür’ şeklinde saçmalıklar yayınlarsanız, alerjinizi tüyle makyajlamaya kalkmış olursunuz.
Bütün dünya Sırpları kınarken, Sırp savaş suçluları mahkemede yargılanırken, Boşnak kadınların, yetimlerin göz yaşı hala toplu katliamların yapıldığı toprakları nemlendirirken…
Kimse kusura bakmasın, derisi bu kadar kalın, alerjisi bu kadar kocaman, göz dönmüşlüğü bu kadar olamaz. Olmamalı…
Yeri gelmişken Bal filminin yönetmeni Semih Kaplanoğlu başta olmak üzere, tüm hassas sanatçıları tebrik ettiğimi söylemeliyim. Gözümde bir kez daha büyüdü Bal filmi ekibi. Nemanja Kusturica’nın jüri üyesi olduğu bir yarışmada alınacak ödülden ancak utanç duyulur bence.
Hazır CHP Kızılcahamam’da kampa girmişken ‘bu konuyu da bir görüşsünler’ derim. Milletin hislerinin aksine, duygularının inadına, rencide edici faaliyetler hala CHP’nin kurumsal icraatları ise tebrik ederiz elbette.
Bira Festivali biraz erkene denk geldi. Altın portakal’dan sonra olsaydı, kadehleri hep beraber Sırpların şahsında tüm faşizm için kaldırırdık! Son söz olarak bir nazire yapalım şaire:
Ey sanat, habis ruhları faşiste dönüştüren!









