Yağmursuz bir sonbahar akşamıydı. Son vapuruydu adanın. Evsiz bir yavru kedinin saçak altına sığınması gibi sığınmıştık geminin arka kısmına. Karanlık sulara bakarak konuşmuştu.
- Nedense uyuyamıyorum son günlerde!
Aslında benden de benzer şeyler duymak ister gibiydi, uzayan sessizliği bir bakış kısaltır zannetti; ama olmadı tabii.
- Ya sen?
Dedi,
- Senin uykularından ne haber?
- Benim uykularımda cehennem kaynıyor... Benim sularım kirli kazan buharları!
Diyemedim ki bunu, kelimeler geldi ve ejder soluğu gibi belleğimi vurup geçti. Allah'tan insaflıydı, merhametliydi. Sesi daha da müşfikleşti ve ninni mırıldanır gibi konuyu değiştirerek devam etti:
- Denizden daha iyi bir doktor tanımam. Bütün yaralarımı itinayla açar, temizler ve kapatır. Geçen kış açılan yaralarım, kapanmak üzere gelecek yazı beklemek zorunda kalacaklar. Üstüne bir de bu sene eklenen yaraları düşünürsek, denizin işi zor olacağa benzer...
Kaşıyordu, kelimelerin sersemletici şokunu hissetmek ister gibi en hassasını seçip üzerime üzerime sıkıyordu nedense. Allah'tan sen yoktun o zaman günlüğüm ve Allah'tan ben bir kelimeyle sinirlerini kontrol edemeyen saralılar gibi katelepsiye girmiyordum. Sustum tabii. İnatla, sabırla sustum; ama susacak gibi değildi.
- Aklıma denizkestaneleri geldi. Kimin aklına gelir o çirkin, dikenli varlıkların dikenlerini döktüklerinde o kadar güzelleşebileceği: Küçüklü büyüklü rengarenk denizkestaneleri... Bana, görünüşe aldanmamayı, önyargılı olmamayı denizkestaneleri öğretti. Şimdi keşke deli gibi kar yağsaydı ve ben yağan kara gülümseyerek, soyunup içi sıcak suyla dolu bir havuza atlasaydım... Sıcak, asit kadar sıcak bir Kleopatra havuzuna.
İnadım inat... Suskunluk yemini etmiş Baptist rahibi gibiyim. Karanlık sulara gülümsüyorum. Hayatı karelere, çerçeveyi sulara hapsettim. Vapur ağır, cüsseli bir dev gibi titreyerek kımıldıyor. Kör bir satır gibi yararak ilerliyor karanlık suları.
- Ne acı, köpüklerin dansını gösterecek kadar bile göstermiyor kendisini ay. Hani bir de cömert derdik, esirgemez bizden yansımasını güneşin, ışık kendisinin değil ki?
Bu sefer o başka alemlerdeymiş ve rahatsız edilmek istemiyormuş gibi hiç istifini bozmadı.
- Alnımı balkon demirlerine dayadım gece boyu. Hatta bak inanmazsan, izi bile kaldı şu sıkıntı sivilcelerinin arasında. Bilmeyen, ütüyü alnıma değdirdim zannedecek. Soğuk parmaklıklar yaktı sanki.
Parmaklarım pıtırlı alında geziniyor. Benim gözümde kirli cam lekesi kalmamış Allah'tan. O balkonun soğuk demirlerine yaslamışken başını, benim zihnim camın puslu gerisinden sabahı gözetliyordu. Ve içimde sabahların ne kadar uzak olduğuna dair bir vird:
Uykuya düşmandık beraberken... Hem uzakta, hem beraber, hem uykusuz.
Böyleydi işte...
'Bİr Aşk'a Krallığım'dan...













