NOT: Bu yazı bir önceki Dexter değerlendirmesinin devamı niteliğinde olup, daha önce okumayanların işe buradan başlamaları tavsiye edilir.
Çıkan kısmın özeti: zorlu bir çocukluk geçiren Dexter Morgan isimli sempatik seri katilimiz, gündüzleri adli tıp analisti olarak polis merkezinde çalışmakta, geceleri ise yasa boşluklarını ya da delil yetersizliklerini fırsat bilip, adaletin elinden kaçan kötü insanlara ceza kesmektedir. Yaklaşık 6 yıldır izleyicinin ‘kötülük de hayır hasenat işlerinde kullanılabilir’ şeklindeki hislerine tercüman olan Dexter, 6. Sezon ile birlikte kendini, hayatı, karanlığı ve ışığı sorgulamaya başlar. Ve biz anlarız ki, en kötü ve değişmez denilen karakterler bile inceden bir iç hesaplaşma yaşayabilir.
Ki, Dexter’ı bu iç muhasebeye sevk eden kendisi gibi, içinde karanlığı besleyen ama verdiği mücadeleyi kazanarak efendi adam olmuş Peder Sam’den başkası değildir. Senaristler bakarlar ki, Sam’in diziye yaptığı olumlu katkı, filmin temel felsefesinin önüne geçmekte ve Dexter, bu adamdan hayli etkilenip, efendi, iyi aile çocuğuna dönmektedir, biletini keserler. Yüzde yüz teyit edilmese de, Peder Sam’in ölümüyle Dexter ilk kez ikinci bir yolun olduğunu idrak etmeye, buna inanmaya başlamıştır. Ancak gelin görün ki, Sam’in katili daha ilk anda, ‘dakika bir gol bir’ düsturuyla Dexter’a kontra şamarı patlatır.
Bu şamar hayli ağır geldiği için, Dexter ruhunun derinliklerinde yer açtığı babasının hayali kontenjanına, kendisinden daha kötü ve amaçsız ağabeyini oturtur.
![]() |
| Bu nasıl bir ifadedir böyle? |
Beterin beteri var!
Karakter arketiplerine bakarsak, Dexter’in babası için ‘pasif kötü’ bir kişilik diyebiliriz. Ağabeyi ise düpedüz aktif bir kötüdür. Bütün cinayetlerinde, çok dikkatli olan, belli kural ve kaidelerle kendini sınırlayan Dexter için, ölçüsüz özgürlüğü enjekte etmeye çalışır. Ne var ki Dexter, kuralsız özgürlüğün özgürlük olmadığını ve asla uzun sürmeyeceğini çok iyi bilmektedir.
6x07 en azından koruyucu baba figürü yerine, çılgınlar gibi ortama akalım zihniyetindeki ağabey figürünün aldığı bölümdür. Dexter’in gözü gibi baktığı (fiyat bile biçtiler, dudak uçuklatacak cinsten: 10 bin dolar) kesip biçme (bıçak) takımını ve alet çantasını kaybetmesi, ağabey ile işlerin daha da zor olacağının göstergesi olur.
Kendi disiplini ve kurallarından koptukça daha da kötüleşir Dexter. Her ne kadar bir miktar tereddüt içerse de, yüzündeki o buzul kötülük, kısa sürede hazza dönüşüp durur.
Yaba’yı hasmının karnına saplandığında kötünün nasıl daha kötü olabileceğini gösterir bize. Ağabey konuşur: “Sonunda birisini öldürdük! Uzun incelemeler, takipler yok.” Şüphesiz bu durum Harry Kaideleri’ne aykırıdır.
Nitekim ağabeyle kapışma, kötünün kötüsüyle yaptığı sembolik savaştır. ‘En kötü, kötüye (senden güçlüyüm’ der. Doğru olabilir bu ama zayıf olmanın da farklı silahları vardır. Bağışlayıcı olmak gibi... Jonah’a kendi kendini affetmesini söyler ve ağabeyini çiğneyip gider Dexter…
Yine ters köşe
Dizinin senaristlerinin en hoşlandıkları şey, izleyiciyi ters köşeye yatırmak… Aşinaları bilirler, 3. Sezonda Christine Hill’i Arthur Mitchell’in kızı yapmışlardı bir anda. Henüz karakter yazılırken mi bu böyleydi, yoksa seyircinin şaşırma yüzdesini yükseltmek için mi yaptılar emin değilim. 6. Sezon’da Travis karakteri devreye girdiği anda belliydi ama bir hinlik peşinde oldukları. Bir önceki yazıyı okuyanlar hemen hatırlayacaktır, Travis-Gellar ilişkisiyle ilgili ciddi şüphelerimiz olduğunu belirtmiştik. Nitekim o yazıdan üç bölüm sonra, yani 09’un finalinde öylesi bir şoklama yaşıyorduk ki, Dexter bile kalakalıyordu.
Kardeş (Peder) Sam ölmüştür ölmesine ama her iyilik gibi, ölümle yok olmayacaktır anlayışı. Ve Dexter’a kanlı bir İncil bırakır. İşin rengi iyiden iyiye bir inanç sorgulamasına dönüşür Dexter için. Ağabeyinin aziz olmayan hatırası ve ruhunu da def ettiği için, içinde bir yerlerde ışığın varlığına dair şüpheleri vardır. Şöyle der hatta: “ Peder Sam, ışığın karanlığı bastıracağına inanırdı. Ama karanlığı ışık tanımladığına göre, karanlık kendi başına var olamaz. Bu bakış açısına göre bir yerlerde bulunmayı bekleyen bir ışık olmalı.”
![]() |
| Olay bilimsel çalışma boyutuna çoktan taşınmış durumda! |
Ve fakat bu kez Debra farklı bir imtihan yaşamaya başlar: Makam sınavı. LaGuerta’nın yerine, cinayet masasına şef olur. Kıyafetleri değişir, tavır, hal ve hareketlerini değiştirmeye çabalar. İlle de konuşmasını. Başaramaz tabi, bir süre sonra her ne kadar kendisi gibi olmaya çabalasa da, Dexter’ın yaşadığı içsel seyahatten doğru içine girdiği yalnızlık sarmalı, onu tamamen kabuğunun içine çekmiştir. Debra’ya yapmacık da olsa, o güne kadar destek olan Dexter, bırakınız desteği, ciddi anlamda köstek bile olmaya başlar. Maria LaGuerta ise, geçmiş 5 sezon boyunca çizdiği orta şeker ‘iyice’ karakterine ters bir profile doğru yol almaya başlar.
Dexter dizisi, yalnızlık parantezine alıp okunduğunda, neredeyse tüm karakterlerin bu kümeye ait olduğunu görmek şaşırtıcıdır. Masuka bile yalnızdır!
Tabii en kanlı ve karanlık yalnızlık Dexter’inkidir: “Karanlık Yolcu'mla o kadar uzun süredir birlikteyim ki... Onsuz bir hayat nasıldı, hatırlamıyorum.”
Buna rağmen bağışlayıcı olmak da istemektedir. Sebebi de vardır aslında: oğlu Harrison. Masumiyet en karanlık kötülüğü bile eriten bir güçtür esasen. Ağabeyini tepeledikten sonra arabasına aldığı Baba Harry, ‘Ne yapıyorsun?’ diye sorduğunda cevap da hazırdır; ‘Sam in yapmamı istediğini…’ Artık cinayet kadar, merhamet de vasiyet olarak kalmıştır Dexter’a. Karizmatik Sam, ölümünden sonra bile aydınlık yola doğru kırmaya çalışır Dexter’ın rotasını…
Bu satırlar kaleme alınırken, sezonun bitmesine henüz üç bölüm vardı. Dolayısıyla yapımcı ve senaristler bizlere ne tür tuzaklar ve şoklar hazırladılar tam olarak bilmiyoruz. Bildiğimiz; özellikle 09’la birlikte artık Dexter’ın şahsında tam bir iyilik/kötülük çatışması vardır. Hatta daha da ilerisi… Kıyamet Günü Katili Gellar’ın kurbanlarından biri de, ateist bir yazardır. Yaradılış teorisine (masalları diyor esasen) karşı kitap yazan, küstah biridir de Prof. Casey. Yaradılış ile evrimi çarpıştırır dizi.. Tabii ringde evrimin köşesindedir kamera! Mevzu artık tamamen bir iman/küfür muvazenesine dönüşmüştür. İncil’i çürüterek inancı yıpratmak, gibi en klasik yöntemi dener senaristler.
Kötülüğün müşahhaslaştırılması
Bu esnada küçük Harrison ile ilgili bir detay, ya bizi büyük bir şoka ya da Dexter’da yaşanması muhtemel bir değişime yönlendirmektedir. Harrison elindeki kurabiyelerin tamamını arkadaşlarıyla paylaşır. (Bizi kendileri paranoyak yaptıkları için, ilerleyen bölümlerde Harrison’a beklemediğimiz bir kötülük yaptırtırlarsa şaşmayacağımızı da belirtelim)
Bir noktadan sonra dizinin felsefesi de bir rende gibi çalışmaya başlar. Dexter kendi kötü yönünü karanlık ile özdeşleştirdikten sonra ona bir kimlik ve kişilik vermiştir. Travis’inkine de benzer bir profil vermeyi dener. Dexter’a göre Travis’in karanlığı çok da koyu değildir ama şüphesiz kahramanlar da yanılabilir!
Aslında garip ama, cinayet bir insanın kurtuluşu için yapılması gereken mutlak bir iyiliğe dönüşür Dexter’in hastalıklı mantığında. Baba Harry şöyle der: “Travis'in Karanlık Yolcusu'nu öldürmek senin için çok önemli bir hâle geldi.” Ve sonrasında acı gerçeği fısıldar oğluna: “Ben seninkinden kurtulmak için her şeyi yapardım…”
Bu esnada Debra, çareyi medikal destekte aramaktadır. Psikiyatristine ‘berbat’ hayatını anlatırken, içten içe kimi suçladığını da açıklar: “Tanrıya inanıp inanmadığımdan emin değilim ama benden nefret ettiğine eminim…”
Doktor, hastasına herkesi olduğu gibi kabul etmesini söyler. Bir sandalyeden masa olmasını beklersen, hayal kırıklığı yaşarsın elbette! Dexter da bir sandalyedir, ondan masa olmasını beklemek yerine olduğu gibi kabul etmek biz sıradan insanlar için de en iyisidir belki!
Prof. Casey vasıtasıyla inançsızlık ile inancı çatıştıran dizi, diğer yandan baba ile oğlu da büyük yüzleşmeye doğru koşar adım götürmektedir. Nitekim Dexter artık bazı gerçekleri ve isteğini gizlemez. Babasının bile ‘ o kadar da fedakâr olamazsın’ cümlesine şu cevabı yapıştırır: Düşündüğünden çok fazlasıyım ben!
Bütün bu çabaları, normalleşme sıkıntıları için gerekçesine de söyler: İyi bir baba olmak istiyorum…
Yeni ve en azılı psikopat mı?
Şu andan itibaren yazacaklarım tamamen sübjektif ve yanılabilir şeylerdir. Masuka’nın sarışın stajyer afetten sonra diziye dahil olan bir tür Hacker karakter Greene, sanki bir süre sonra daha ağırlıklı rol alacak gibi geliyor bana.
Daha da ileri gideyim… Nasıl olsa yanılmanın yaptırımı yok!
Yeni stajyer Louis Greene’i yeni ve belki gelmiş geçmiş en büyük katil olarak hazırlıyor gibi bir his var içimde. Elbete kurmaca bu, hiç olmayabilir de ama sanki karakteri kahramanlaştırarak bir noktaya ulaştıracak ve seyirciyi yine ters köşeye yatıracaklar gibi. Kuvvetli şüphelerim var bunun için.
Evini gördük mesela Greeen’in… Üstelik sıradan bir ev değil, ciddi olarak üzerine düşülmüş, aksesuarlar ayrıntılı yerleştirilmiştir bu evde. Masklar, biblolar vs..
Küçük çaplı yaşadığımız şoklardan biri de, kayıp kesik kolun (Delillerden çalınmıştı) bir koleksiyon parçası gibi muhafaza altına alınmış olmasıydı. Kesik kol, ampute fetişi olduğuna da işaret ediyor olabilir. Üstelik asgari ücretten bile az (stajyer maaşı) almasına rağmen lüks bir hayat yaşıyordur. Yasa dışı işler yaptığını öğrendik. Bir tuhaflık olmakla beraber, belli ki üzerinde çalışılan bir karakterdir Louis Greene. Ufaktan karizma bile verilmektedir birkaç bölümdür.
Bütün bunlardan daha önemlisi Dexter’a hayrandır, onu bir sanatçı olarak görmektedir. Nasıl olur elbette bilemiyoruz ama sanki ilerleyen bölümlerde gelmiş geçmiş en tehlikeli seri katillerden biri olmaya adaydır Greene. Ve elbette katilsen ve Dexter’ın çevresine yakınsan, onun mezbaha masasına yatmak kaderin olacaktır!
Ya da biz artık (en azından bu dizi için) paranoyaklıkta sınır tanımamaktayız ve herkesin içindeki potansiyel karanlığı abartmaktayızdır… Ne derler; bekleyip görelim…






































