Önce had sınırlarımın idrakinde olduğumu ibraz edeyim.
Ahmet Kurucan Hoca, zekasına, ilmine, vicdanına hayran
olduğum, hemen her sohbetinden, yazısından mutlaka kendime ait kazanımlarla
çıktığım çok değerli bir alimdir benim gözümde. Gerek genel perspektifte
inanca, özel olarak İslam ve din anlayışındaki dar kalıpları aşan bakış açısı
benim için daima ufuk açıcı olmuştur.
Kurucan Hoca’nın birkaç gün önce yayınlanan Hizmet Mürtedi başlıklı yazısı
benim için zihin açıcı olmanın ötesinde nice zamandır ertelediğim bir konuya
tekrar yoğunlaşmama sebep oldu.
İzah edeyim.
Yıllar önce, henüz meş’um darbe olayları filan yaşanmadan,
sanıyorum 17/25 Aralık olayları sonrasında Hizmet Haraketi’nin gördüğü baskı
artık görünür katmana taşınmaya başladığında Fethullah Gülen hocaefendi bir
sohbetinde, kendisine yöneltilen bir sorudan yola çıkarak “Hizmet Mürtedi”
kavramı kullandığında, epey şaşırmakla beraber, konu ilgimi çekmiş ve kendimce
hemen birtakım araştırmalarda bulunmuştum. Niyetim bu konuda kapsamlı bir çalış
yapmaktı ama sonrasında yaşanan olaylar (darbe girişim, yurt dışına çıkış, aile
ve sağlık sorunları vs) bu niyeti sürekli ertelememe sebep olmuştu. Ahmet Hoca’nın
bu yazısı konuyla alakamı depreştirdi ve tekrar araştırmaya daldım. Birazdan
okuyacağınız metin, 40-50 sayfalık şimdiye kadar hazırlanmış bir çalışmanın
içerisinden bir bölümü ve Kurucan’ın yazısı üzerine eklediğim bazı bireysel
kanaatimden oluşuyor.
Bundan sonra sağlığım ne kadar elverir bilmiyorum (Üç kalp
krizi, 5 stent sonrası) ama Allah ömür verirse bu çalışmayı tamamlamak
istiyorum.
Neyse girizgahı çok uzatmamak gibi bir niyetim her zaman
oluyor. Mevzuya geçiyorum.
Fethullah Gülen'in 26 Aralık 2014 tarihinde
"Liyakat ve İstihkak" başlıklı sohbetinde ortaya koyduğu "Hizmet
Mürtedleri" kavramı, o günden bugüne nedense beklediğim tartışmaya sebep
olmamıştı. Oysa ben hem şaşırmış, hem de paniklemiştim. Bu kavram, 17-25 Aralık operasyonlarından
hemen sonra, AKP iktidarının cemaate baskıyı maksimum düzeye çıkardığı, 15
Temmuz'a giden sürecin başladığı kritik dönemde söylenmişti.
Şimdi bu sohbetin üzerinden neredeyse 8 yıl geçtikten sonra
Ahmet Kurucan’ın bu konuda yazdığı makale beni hem sevindirdi hem de şaşırttı.
Her zaman olduğu gibi Kurucan’ın metnini epey zihin açıcı
bulmakla beraber, yazıya sinen o samimi “defans” havası, Hocaefendi’nin yazıyı
okuma ihtimali göz önünde bulundurularak kaleme alındığı intibaını uyandırdı
bende.
Evet, doğal olarak Kurucan’ın en önemli ilmi beslenme
kaynağı Gülen idi, ancak böylesine çetrefilli mevzuda Kurucan’ın (haddimi
aşarak söylüyorum) biraz daha cesurca davranmasını beklerdim.
Madem o böyle yapmadı, mahallenin delisi olarak benim topa
girmemde bir sakınca yoktur, paylanacaksam ben paylanayım, ne yapayım!
Hemen şunu ifade edeyim; Ahmet Kurucan'ın "Hizmet
Mürtedi" kavramına ilişkin analizi, benim zihnimde inşa ettiğim kuramsal
çerçeve ile karşılaştırıldığında, önemli yöntemsel ve içeriksel farklılıklar
sergiliyor. Kurucan'ın yaklaşımı, Michel Foucault'nun "söylem
çözümlemesi" kuramındaki "savunmacı söylem" kategorisine dahil
edilebilecek bir karakter taşımakta. Bu yaklaşım, kavramın eleştirel
çözümlemesinden ziyade, kavramın meşrulaştırılması ve potansiyel olumsuz
yorumlardan arındırılması üzerine odakladığını tahmin etmek zor değil elbette.
Nitekim Kurucan'ın analizi "bilginin laneti"
metaforu ile başlıyor. Hemen söyleyeyim bu yaklaşım, epistemolojik açıdan
sorunlu bir duruş sergiliyor. Karl Popper'in "bilimsel yöntem" kuramı
çerçevesinde değerlendirildiğinde, bir kavramın potansiyel yanlış anlaşılma
riski, o kavramın bilimsel değerini sorgulamak için yeterli bir gerekçe oluşturamaz.
Keza Thomas Kuhn'un "bilimsel devrimler" kuramında da şahane şekilde
vurguladığı üzere, yeni kavramlar her zaman mevcut paradigmalarla çelişki üretme
potansiyeli taşıyor, ancak bu durum onların bilimsel geçerliliğini ortadan
kaldırmıyor.
Kurucan'ın analizi, kavramın 18 Ocak 2015 tarihli
kullanımını 17-25 Aralık operasyonları ve sonrası sürecin psikolojik etkisiyle
açıklama girişiminde bulunyor ki, bu benim de kısmen katıldığım bir kanaat.
Ne ki bu yaklaşım, bazı geçerli noktalar içermekle birlikte,
önemli metodolojik sorunlar barındırıyor ve bu sorunları hala aşabilmiş
değilim.
İlk olarak, Kurucan'ın "spontane konuşma"
hipotezi, kavramın 2018 yılında "Süvari de Yetim Kuheylan da"
başlıklı sohbette yeniden ve daha sistematik şekilde kullanılması karşısında
geçerliliğini yitiriyor. 25 Mart 2018 tarihli bu sohbet, Gülen'in "iman
irtidadı", "İslam irtidadı" ve "hizmet irtidadı"
şeklinde üçlü bir sınıflandırma yaptığını gösteriyor. Bu sistematik ve
kategorik ayrım/yaklaşım, kavramın sadece anlık bir çağrışımın ürünü
olmadığını, tersine zihinsel ve düşünsel bir çerçevenin parçası olduğunu ortaya
koyuyor.
İkinci olarak, Kurucan'ın "maksadı aşan beyan"
kavramlaştırması, yorumbilim kuramındaki "yazar merkezli yorum"
yanlışına düşüyor. Kavramın sahibi Gadamer'in "ufukların kaynaşması"
kuramına göre, bir metnin anlamı sadece yazarın kastıyla sınırlandırılamaz;
metin kendi dinamik anlamsal yapısına sahiptir ve tarihsel bağlam içerisinde
yeni anlamlar kazanabilir.
Kurucan'ın Ahmet Şahin'den aktardığı "düşünürken
konuşan insan" tespiti de, kavramın sistematik kullanımını açıklamakta
yetersiz kaliyor. Aristoteles'in "Retorik" eserindeki
"deliberative rhetoric" (müzakereci söz sanatı) kuramı perspektifiyle
bakacak olursak, bir alimin 70 yıllık konuşma deneyimi sonucu geliştirdiği
kavramsal çerçevenin tesadüfi olmadığı açıktır.
Ayrıca Wittgenstein'ın "dil oyunları" kuramı
perspektifinden ele aldığımızda, dini bir otoritenin kullandığı terminolojinin
"yaşam biçimi" bağlamında sistematik bir anlam taşıdığını görürüz.
Gülen'in hem 2015, hem 2018'de aynı kavramsal çerçeveyi kullanması, bu
terminolojinin düşünce sisteminin organik bir parçası olduğunun ispatı
mahiyetindedir.
Benim yıllardır zihin kazanıp kaynayıp duran ve Kurucan'ın
"Hizmeti din yerine koyma" iddiasını kesin bir dille reddetmesi,bana
göre epistemolojik açıdan oldukça sıkıntılı bir yaklaşım. Gerekçelerine
girersem bu yazı okurun sabrını zorlayan bir hacme ulaşacak ki, bunu şimdilik
istemiyorum.
Öte yandan Kurucan'ın "Kabre girdiğinizde Münker Nekir
gelecek..." anekdotu üzerinden yaptığı çıkarım, metodolojik açıdan da
"anekdotal delil" yanlışına düşüyor. Bilenler bilir meşhur (Hume’nındı
sanırım) "tümevarım sorunu" kuramında ifade ettiği, tekil örneklerden
genel sonuçlara ulaşmak epistemolojik açıdan pek kıymet ifade etmeyen bir şey.
Daha da önemlisi, benim zihnimde inşa ettiğim, "Hizmet
Mürtedleri" kavramının işlevsel değeri, onun hizmeti din (İslam değil)
yerine koyup koymadığından bağımsız olarak değerlendirilebilir. Max Weber'in
"ideal tip" metodolojisi çerçevesinde, bu kavram toplumsal
hareketlerdeki ayrışma dinamiklerini anlama konusunda açıklayıcı değer
taşımakta.
Kurucan'ın "akılzede, kalbzede, zavallı"
nitelendirmelerini dönemin psikolojik koşullarıyla açıklama çabası, kavramsal
çözümlemenin psikolojik indirgeme naifliğini gösteriyor. Pirlerin piri Durkheim'in
"sosyolojik açıklama"sı, toplumsal olguların açıklanmasında bireysel
psikolojik faktörler için yeterli olmadığını söyler bize; çünkü yapısal ve
kurumsal dinamiklerin de dikkate alınması gerekmekte.
Bana göre Kurucan'ın analizindeki en ciddi eksiklik,
"Hizmet Mürtedleri" kavramının tarihsel doğrulamasını ve öngörücü
değerini tamamen göz ardı etmesi. Zira konuşmanın yapıldığı tarihten Kurucan’ın
bu metni kaleme aldığı tarihe kadar geçen süre zarfında yaşanan gelişmelere
bakarsak, mezkur sohbet yaşanacakları kayda değer bir doğrulukla öngörmüş.
Kurucan'ın "gönüllülük esası" vurgusu, da kavramın
eleştirel değeri konusundaki bir diğer tutarsızlıktır bana göre. Yanlış anlaşılmasın
tutarsızlık Hizmetin tamamen gönüllülük esasına dayanması kısmında değil, "mürted"
kavramının kullanılmasının neden olacağı rahatsızlık! Hatta bu durum,
Kurucan'ın kendi mantığı içerisinde bile bir çelişki oluşturmakta.
Bu konuların uzmanı Simmel'in "sosyal form" kuramı,
her sosyal yapının üyelik ve ayrılma dinamikleri üzerine kurulu kendi normları olabileceğini
söyler. İşin kurucusunun tesis ettiği bir normu başkasının anlamsızlaştırması
tuhaf bir oksimoronluk oluşturur. Bu normların tanımlanması ve adlandırılması
ise, sosyal grupların doğal işleyişinin bir parçasıdır doğal olarak.
Plonje bir perspektife çıkarsak, Kurucan'ın genel yaklaşımı,
Jürgen Habermas'ın "ideoloji eleştirisi" kuramındaki "sistematik
yanılsama" kategorisine pekala dahil edilebilir. Malum olduğu üzere bu
yaklaşım, eleştirel mesafeyi korumak yerine, mevcut yapıyı meşrulaştırma
güdüsüyle hareket etmekte.
Diğer yandan Max Weber'in "değer nötrelliği"
ilkesi açısından değerlendirildiğinde, ilmi bir çözümlemenin savunmacı
kaygılardan arındırılması gerekmekte. Kurucan'ın analizinin bu yönünün
sıkıntılı, hatta defolu olduğunu söylemek zorundayım.
Toparlıyorum; zihnimde -yaptığım pek çok araştırma
neticesinde- kurguladığım "Hizmet Mürtedleri" kavramının
çözümlenmesinde en azından şimdilik iki farklı metodolojik yaklaşım olduğunu
söylemek bile benim için rahatlatıcı. Tekrar edecek olursam Kurucan'ın
savunmacı-açıklayıcı yaklaşımına karşılık, benim zihnimde inşa ettiğim
eleştirel-analitik yaklaşım, kavramın toplumsal hareket literatürüne katkısını
ve kuramsal değerini daha kapsamlı şekilde ortaya koyuyor bence.
Yazıya dönecek olursak, bu bağlamda, Kurucan'ın hareket
içerisindeki konumu ve duygusal bağlılığı, analizinin objektifliğini
etkileyebilecek faktörler olarak dikkate alınmalı.
Son bir not; eğer yanılmıyorsam Ahmet Kurucan muhtemelen,
Gülen’in 12 Mayıs 2020 tarihinde yaptığı çok önemli bir konuşmayı kaçırmış. Zira
Hocaefendi bu konuşmasında aslında “Hizmet mürtedleri” kavramını adeta izah
ediyor.


































