![]() |
| Pht: Ivano Cheli |
Ölmek
Bir sanattır, her şey gibi.
Özellikle iyi yaparım.
(S. Plath)
Sabah aynaya baktım, bir sürü düşünceler. Tek başına anlam ifade etmeyen, ancak bir iskambil destesini alıp bir ucundan 'tırrrt' diye hareket verince hareketlenen donuk kareler gibi düşünceler... Gün boyu aklımdaydı Isidore, ölümün, şeytanın, senin aklından çıkmadığı gibi çıkmadı aklımdan.
Gitmek, çekip gitmek, ölüme gitmek, ölümüne gitmek. Onun not defterinde, 'insan aptallığının gücünü asla küçümseme' diye yazıyordu. Isidore; benim suskun dostum, aptallığın mutlak bir gücü olmakla beraber, engin bir hazzı da olabiliyor bunu öğrendim bugün.
Ve anladım ki, insan yaptıkları kadar, yapmadıklarıyla da belirliyor kaderini. Doğruları kadar yalanları da ele veriyor kişiliğini. Söyledikleri kadar söylemedikleriyle de tanımlıyor kendisini. Ve aptallıkları, kurnazlıkları kadar, fayda ya da zarar veriyor kendi kendine!
Lazarus, İsa’nın Kudüs’ü ziyaretlerinde evinde kaldığı ve çok sevdiği bir adamdı. Kız kardeşleri Martha ve Meryem ile Bertanya’da yaşıyordu. İsa nebi bir gün Lazarus’un ölüm döşeğinde olduğu haberini aldı ve bunu işitince, ‘bu hastalık ölümle sonuçlanmayacak; tanrı’nın yüceliğine, tanrı oğlunun yüceltilmesine hizmet edecek’ dedi.
Kısa bir zaman önce Kudüs'lülerin saldırısına uğramasına karşın, çok sevdiği arkadaşını görmek için, öğrencileriyle Kudüs’e doğru yola çıktı İsa peygamber. Bertanya’ya yaklaştıklarında, Lazarus’un dört gündür mezarda olduğunu öğrendiler. Nebi, mezara vardığında, kabrin bir mağaranın içinde olduğunu ve mağaranın girişinde kocaman bir taş durduğunu gördü. Orada bulunanlardan taşı kaldırmalarını istedi.
Yüksek sesle dua ettikten sonra, ‘Lazarus, ayağa kalk!’ diye bağırdı. Ölü Lazarus, elleri ayakları sargılarla bağlı, yüzü bezle sarılmış olarak dışarı çıktı. İsa oradakilere, ‘onu çözün ve bırakın gitsin’ dedi.
Bu kadar değil tabii öykü, devamı var Hıristiyan metinlerde ama yorumları çok farklı. Katolikler, Aziz Petrus özellikle cehennemde bulunanları İsa’nın çıkarma gücünün sembolik örneği olarak tanımlıyorlar. Baptistler ise, tıp biliminin uç noktasına ulaştığını İsa’nın. Teologlar bilir elbette ama bence öykünün devamında gizli Lazarus'un ayağa kalkmasının esrarı.
Lazarus dirildikten kısa süre sonra Barabbas isimli biri tarafından öldürülür ancak peygamber ile Barabbas aynı anda tutuklanırlar ve halk katilin Hz. İsa olduğuna inanır, o hapse atılır. Peygamber hayat verdiği birinin canını aldığı gerekçesiyle zindana atılır. Hikayenin devamı Katolik kilisesinin metinlerinde var İsidore, ama eğil bak kulağına ne fısıldayacağım. Lazarus İsa’nın bir saflığının cezasıdır aslında. Çünkü peygamber, kız kardeşlerin yakarışları sonucu Lazarus'a 'kalk' demiştir!
Ölüme gitmek, gidebilmek bir sanattır İsidore. Herkes beceremez. Hele aptallar hiç. Plath, 'en görkemli gidiş, Anka kuşunun gidişidir' diyor her on yılda bir intihar etmeyi denerken.
Bilirsin Anka’yı; Phoneix der mitologlar.
Anka, kırmızı ve altın renkli tüyleri olan bir kuştu, sesi de çok güzeldi. dünyada her dönemde yalnız bir tane Anka kuşu olur ve çok uzun süre yaşardı, neredeyse beş yüz yıl.
Sonu yaklaşmakta olan Anka kuşu, güzel kokulu dallar ve otlarla kendisine bir yuva kurar, bu yuvayı ateşe verir ve kendisi de alevlerin arasında yok olurdu. Tutuşan Anka’nın küllerinden yeni bir Anka doğardı. Yavru Anka, babasının küllerini hoş kokulu mürden bir yumurta içine koyduktan sonra, bu yumurtayı mısır’daki Heliopolis’e yani ‘güneşin kenti’ne götürür ve güneş tanrısı Ra’nın tapınağındaki sunağın üzerine bırakırdı.
İnsanın nasıl doğduğu çok önemsenmez, ama ölüm önemsenir. Tarih kitaplarında da, güçlü edebi metinlerde de en görkemli sahneler ölüm sahneleridir. Sabah yataktan çıkışlarımız bu sebepten önemsenmez.
Sonu yaklaşmakta olan Anka kuşu, güzel kokulu dallar ve otlarla kendisine bir yuva kurar, bu yuvayı ateşe verir ve kendisi de alevlerin arasında yok olurdu. Tutuşan Anka’nın küllerinden yeni bir Anka doğardı. Yavru Anka, babasının küllerini hoş kokulu mürden bir yumurta içine koyduktan sonra, bu yumurtayı mısır’daki Heliopolis’e yani ‘güneşin kenti’ne götürür ve güneş tanrısı Ra’nın tapınağındaki sunağın üzerine bırakırdı.
İnsanın nasıl doğduğu çok önemsenmez, ama ölüm önemsenir. Tarih kitaplarında da, güçlü edebi metinlerde de en görkemli sahneler ölüm sahneleridir. Sabah yataktan çıkışlarımız bu sebepten önemsenmez.
Petrus bu yüzden önemsememiş Lazarus'un kalkışını.
Ya ölümünü, öldürülüşünü.!
Başka bir ballandırılmış retorikle anlatır Pilatus'un Fisih Bayramı’nda çok istemesine rağmen halkın tepkisinden korktuğu için 'bu adamın kanı benim ellerimde değil' diyerek İsa'yı serbest bırakamayışını.
Annem her üzgün sabahımda beni dürterek uyandırırken omuzlarımdan, sanki 'Lazarus hadi kalk' diye haykırıyor ve ben olmayan gölgelerin şaşkın bakışlarıyla, yeryüzüne ikinci kere gelmiş bir ölümlü gibi hayretle sürükleniyorum banyoya. Aynaya bakıp iç kulağıma fısıldıyorum; 'aptallığımın gücünü bugün küçümsemeyeceğim!'
Belki Lazarus gibi ayağa kalkmak değil marifet, Anka kuşu gibi gitmeyi bilebilmek!
Annem her üzgün sabahımda beni dürterek uyandırırken omuzlarımdan, sanki 'Lazarus hadi kalk' diye haykırıyor ve ben olmayan gölgelerin şaşkın bakışlarıyla, yeryüzüne ikinci kere gelmiş bir ölümlü gibi hayretle sürükleniyorum banyoya. Aynaya bakıp iç kulağıma fısıldıyorum; 'aptallığımın gücünü bugün küçümsemeyeceğim!'
Belki Lazarus gibi ayağa kalkmak değil marifet, Anka kuşu gibi gitmeyi bilebilmek!
Nasıl deniyordu; işte bütün mesele.
Ya işte böyle...
Ya işte böyle...






