Sahte kimlikler, hayali şirketler, akademik maskeler...
MİT'in cemaat mensuplarına kurduğu tuzak nasıl işledi? İngiltere merkezli
"Ricerca Research" şirketinin arkasında kimler saklı? Cemaat içindeki
gazeteci ve akademisyenler bilerek ya da bilmeyerek buna nasıl alet oldular? İstihbaratçı
akademisyen ve "organik entelektüeller" nasıl operasyonun akademik
meşrulaştırmasını sağlamaya çalıştı?
Analitik biliminde şöyle bir yöntem vardır; sonuçtan sebebe
gitme… Modern sosyal bilimler metodolojisinde, bir araştırmanın sonuçlarını
inceleyerek o araştırmanın gerçek amaçlarını, hedeflerini ve metodolojik
tercihlerini çözümlemek mümkün. "Açık Toplum" teorisiyle bildiğimiz,
Avusturya doğumlu Britanyalı filozof Karl Popper’ın tam simetrisidir bu yöntem.
Malum Popper "varsayımsal-tümdengelimci" yöntemini bilim dünyasına
kazandırmıştı. Bizim bahsini etmeye çalıştığımız yöntem Arthur Conan Doyle’un
kurgu dehası Sherlock Holmes'un "geriye dönük muhakeme" (retroductive
reasoning) ilkesine çok benzer bir şey esasen. Pekiyi hermeneutik (yorumlama)
ilminin piri filozof Hans-Georg Gadamer'i bilir misiniz? Yaklaşık yirmi yıl
önce kaybettiğimiz Martin Heidegger'in öğrencisi olan bu değerli Alman bilim
insanına ait bir kavram da işimizi kolaylaştırabilir. Gadamer’in "anlam
ufukları"nın birleşmesi kavramı, metinlerin sadece yazıldıkları dönemin
değil, aynı zamanda yazarlarının bilinçli veya bilinçsiz niyetlerinin de
ipuçlarını taşıdığını savunur. Bu bağlamda, bir araştırmanın sonuç raporunu
analiz ederek, o araştırmanın başlangıçtaki epistemolojik varsayımlarını,
ontolojik çerçevesini ve pragmatik hedeflerini deşifre etmek pekala mümkün. Çok
fazla alıntıya boğmak istemem elbette ama bir değerli beyinden daha bahsetmem
gerekiyor. Modern pragmatizmin kurucusu sayılan Charles Sanders Peirce…
hayatını büyük bir madde sefaletle geçirmiş Harvardlı bu deha,
"abduction" (çıkarsama) diye bir teori geliştirdi. Buna göre,
gözlemlenen sonuçlardan hareketle en muhtemel nedenleri bulmak, bilimsel keşfin
temel mekanizmasıdır. Bu yaklaşım, bence özellikle saklı ajandaları olan
araştırmaların deşifre edilmesinde kritik önem taşıyor.
Evet evet… Bir araştırmanın sonuçlarındaki vurgu noktaları,
kullanılan terminoloji, öne çıkarılan bulgular ve görmezden gelinen veriler, o
araştırmanın gerçek amacı hakkında değerli ipuçları sunuyor. Şunu demek
istiyorum; bir araştırmanın sonuçları, sadece objektif bulgular değil, aynı
zamanda belirli güç yapılarının ideolojik hedeflerini yansıtan diskursif
(söylemsel) yapılar olarak okunabilir. Birazdan okuyacağınız yazıda şöyle bir
metodoloji benimsedim: İki farklı belgeyi karşılaştırmalı olarak analiz ederek
aralarındaki nedensellik bağlarını ortaya çıkarmak. Son günlerde özellikle
sosyal medyada üzerinde çokça konuşulan ve ehil olsun/olmasın neredeyse
herkesin hakkında bir fikri olduğu bir operasyon. Kendileri benden çok
hazzetmez ama bu konuda akademisyen Emre Uslu’nun hakkını teslim etmek
gerekiyor. Hem tespit, hem analiz, hem de fikri takip konusunda örnek bir tutum
ile olayın netleşmesine büyük katkı sağladı. Evet İlk belge, MİT'in sahte
şirket aracılığıyla yürüttüğü araştırma operasyonunu detaylarıyla açıklıyor. İkinci
belge ise, bu operasyonun sonuçlarının nasıl kullanıldığını gösteren resmi
analiz raporu. Habermas'ın dillere destan "bilgi ve çıkar" teorisine
göre, her bilgi türü belirli çıkarları yansıtıyor. Teknik bilgi, kontrol
çıkarını; pratik bilgi, anlayış çıkarını; emancipatory (özgürleştirici) bilgi
ise, özgürlük çıkarını temsil ediyor. Birazdan okuyacağınız operasyon, bilginin
nasıl kontrol amaçlı olarak üretildiğini ve kullanıldığını gösteriyor. İki
belge arasındaki nedensellik ilişkisini ortaya çıkararak, MİT'in operasyonunun
nasıl tasarlandığını ve sonuçlarının nasıl kullanıldığını göstereceğiz. Malum
olduğu üzere bu tür bir analitik süreç, soruların formülasyonu ile nihai analiz
arasındaki uyum, ne tür bilgilerin ön plana çıkarıldığı, hangi bilgiler
görmezden gelindiği, nihai analizin psikolojik ve epistemolojik hedefleri ve
nihayetinde bu operasyonun modern hibrit savaş taktikleri bağlamında
konumlandırılması gibi soruları cevaplamayı hedefler. Böylelikle sadece
spesifik bir vaka analizi yapmış olmayız, aynı zamanda benzer operasyonların
nasıl tespit edilebileceği konusunda da genel bir şablon model sunabiliriz.
Girizgâhı çok uzatmadan Saray’ın ya da daha spesifik
ifadeyle Türk İstihbaratının Ricerca Operasyonu’nun anatomisine bir göz atalım.
Aslında mesele yeni değil. Türkiye'de Gülen Cemaati'ne yönelik süregelen
mücadelenin yeni bir boyutundan bahsedebiliriz ancak. Kendini -bana göre- 2023
yılından itibaren iyiden iyiye göstermeye başlayan bu yeni strateji, geleneksel
baskı ve tutuklamalardan farklı olarak, daha sofistike ve psikolojik bir
yaklaşımı benimsiyor. MİT'in bu operasyonu, akademik araştırma görünümü altında
cemaat mensuplarını manipüle etmeye, onları kendi elleriyle örgütsel itiraflar
yapmaya yönlendirmeye odaklanıyor. Operasyonun temel mantığı, Gülen'in ölümü
sonrası cemaat içinde yaşanacak doğal çözülme sürecini hızlandırmak ve
yönlendirmek. Bu amaçla, cemaat mensuplarının kendi içlerinden çıkacak
"itiraflar" ve "ifşaatlar" yoluyla uluslararası kamuoyunda
cemaat aleyhine bir atmosfer inşa edilmesi hedefleniyor.
Akademik Maske! Operasyonun belki de en sinsi boyutu,
akademik legitimasyon (meşrulaştırma) sürecinde kendini göstermekte. Birazdan
ayrıntısıyla ele alacağımız Anadolu Ajansı'nın yayınladığı analiz raporu,
MİT'in sahte şirket aracılığıyla topladığı istihbarat verilerinin nasıl
"bilimsel değerlendirme" kisvesi altında kamuoyuna sunulduğunun
çarpıcı bir örneği.
İlk olarak Bu sadece bu süreçte değil, Gülen Cemaatiyle
ilgili pek çok dış operasyonda kilit rol verilen isme; Doç. Dr. Murat Yiğit'e
biraz “Local focus” yapmalıyız. Küçük ve kısa bir araştırma yaptığımızda
karşımıza çıkan Murat Yiğit'in profili, modern Türkiye'deki "devlet
organik entelektüeli" tipinin mükemmel bir örneği olarak duruyor. Milli
Savunma Üniversitesi Hava Harp Enstitüsü öğretim üyesi olan Yiğit, aynı zamanda
Türkiye Araştırmaları Vakfı'nda araştırmacı olarak çalışmakta. Bu çifte kimlik,
onun akademik görünümü altında iktidarın istihbarat operasyonlarına hizmet
etmesini mümkün kılıyor sanırım. Yiğit'in geçmiş yazıları, onun uzun süredir
iktidarın ideolojik aparatının bir parçası olduğunu gösteriyor. "Afrika'da
Yerli Elitler Meselesi ve Türkiye Maarif Vakfı" başlıklı makalesinde,
Erdoğan'ın yurt dışındaki Gülen okullarına çökmek için kurduğu Maarif Vakfı'nı
göklere çıkaran istihbaratçı akademisyenimiz bu rapor/yazısında cemaat
okullarını "devşirme tipi eğitim ağları" olarak tanımlarken, Maarif
Vakfı'nı "özgürlük ve bağımsızlık" sembolü olarak sunuyor. Yoruma
bile gerek bırakmayan bu yaklaşım, operasyonun ideolojik zeminini hazırlayan
propaganda faaliyetlerinin akademik versiyonundan başka bir şey değil! Daha da
dikkat çekici olan, Yiğit'in "15 Temmuz Sonrası Sivil-Asker
İlişkileri" başlıklı makalesindeki yaklaşımı. Bu analiz kisveli metinde,
15 Temmuz sonrası yapılan tüm reformları övgüyle abartılırken,
"sivil-asker uyumunun son yüzyılı dikkate alırsak hiç olmadığı kadar iyi
bir seviyeye ulaştığını" iddia ediliyor. Bu değerlendirme, operasyonda
kullanılan AA analizinin "15 Temmuz darbe girişimi olmak üzere FETÖ'nün
işlediği tüm suçların kendi mensuplarının ağzından dünyaya duyurulması"
önerisinin teorik altyapısını oluşturuyor. Yiğit'in bu yazılarından anlaşılan,
onun sadece bir akademisyen değil, aynı zamanda iktidarın stratejik hedeflerine
hizmet eden bir "entelektüel operasyoncu" olması. Müdavim okurlarımız
bilecektir, Antonio Gramsci isimli bir pirimiz var bizim. Kendisi Marksist
teorisyen ve İtalyan komünist Partisi kurucularındandır ama yazılarımızda
sıklıkla onun kavramlarından ödünç almışlığımız vardır. İşte toprağı bol olsun
Gramsci ustanın "organik entelektüel" kavramının modern Türkiye'deki
tezahürü olan bu tip, akademik unvan ve prestijini, iktidarın ideolojik
hegemonyasını pekiştirmek için kullanıyor. Bu bağlamda, Murat Yiğit'in AA
analizi için hazırladığı rapor, sadece objektif bir akademik değerlendirme
değil, MİT'in sahte şirket aracılığıyla topladığı istihbarat verilerinin
"bilimsel analiz" kisvesi altında meşrulaştırılması operasyonu olduğu
açığa çıkmış oluyor. İktidarın istihbarat elemanı olan bu isim, akademik
kimliği arkasında saklanan bir istihbarat değerlendirmecisi rolü üstlenmekte,
operasyonun son aşamasında kritik bir işlev görmekte. Diğer yönüyle bu durum,
Türkiye'deki akademik özgürlüğün ne kadar tehlikeli bir noktaya geldiğini de
göstermekte. Üniversiteler, bağımsız düşünce üretme merkezi olmaktan
çıkarılarak, iktidarın ideolojik operasyonlarının meşrulaştırılması için
kullanılan araçlara dönüştürülmüş durumda. Murat Yiğit gibi isimler, bu
dönüşümün sembolik figürleri olarak, akademik unvanlarını istihbarat
faaliyetlerinin hizmetinde kullanmaktalar.
Geçiyoruz…
Yazının başlığını niye “Operasyon Ricerca!” koyduk? Çünkü
tüm bu süreç uydurma bir paravan şirket olan Ricerca Research & Consultancy
Co. ismiyle yönetilmiş. Evet İngiltere merkezli olarak sunulan Ricerca Research
& Consultancy Co., operasyonun merkezi unsuru. Şirketin şüpheli özellikleri
detaylı olarak şöyle sıralayabiliriz:
Kurumsal varlık yok!
Şirketin İngiltere'de kayıtlı olduğu iddia edilmesine
rağmen, standart şirket kayıtlarında net bir iz bulunmamakta. Fiziksel bir
ofisi yok ve sadece online bir adresle faaliyet göstermekte. Bu durum, gerçek
bir araştırma şirketi için son derece anormal elbette.
Finansal Şeffaflık yok!
Şirketin gelir kaynakları belirsiz. Akademisyenlere on
binlerce Euro değerinde ödemeler yapabilecek kapasitede olmasına rağmen, bu
paranın nereden geldiği konusunda hiçbir açıklama bulunmamakta. Normalde böyle
bir bütçeye sahip araştırma şirketlerinin sponsor kurumları, ortakları ve
müşterileri açıkça belirtilmesi gerekiyor.
Gerçek personel yok!
Emre Uslu, şirketin CEO'su olarak tanıtılan Axel Kushel
isimli kişinin İngiltere'de herhangi bir kayıtlı varlığı tespit edemediğini
söylüyor. Dahası diğer çalışanlar hakkında da herhangi bir bilgi bulunmamakta. Bu
durum, şirketin gerçek bir araştırma kurumu değil, paravan bir yapılanma
olduğunu güçlü biçimde gösteriyor.
Tek hedef!
Şirketin araştırma konuları, neredeyse tamamen Gülen
Cemaati'ne odaklanmış durumda. Oysa gerçek bir araştırma şirketi, çeşitli
konularda çalışmalar yürütür ve portföyünü diversifiye (çeşitlendirir) eder. Ancak
Ricerca'nın bu kadar spesifik bir konuya odaklanması, operasyonel bir amaç
taşıdığının çok ama çok güçlü bir göstergesi.
MİT'in operasyonu, sahte kimlikler kullanarak Twitter
üzerinden cemaat mensuplarına ulaşma stratejisini benimsiyor. Artık çok iyi
bilinen bu dijital tuzak, bu operasyonun da en sinsi boyutunu oluşturuyor ve
modern istihbarat faaliyetlerinin ne kadar sofistike hale geldiğini gösteriyor.
Bu sahte hesaplar, cemaat üyeleri gibi davranarak, cemaat terminolojisini
kullanarak ve cemaat değerlerini yansıtır gibi görünerek güven oluşturuyorlar. Profil
fotoğrafları, paylaşımları ve dil kullanımları cemaat kültürüne uygun olarak
özenle tasarlanıyor. Operasyoncular, cemaat mensuplarının duygu dünyasını,
değer yargılarını ve iletişim kodlarını özenle analiz ederek, bu hesapları
gerçek cemaat mensubu profillerinden ayırt edilemez hale getirmiş durumda. Bu
tür operasyonlarda genellikle Hizmet hareketi içinde kendince muhalif
pozisyonda bulunan özellikle KHK'lı akademisyenler, gazeteciler ve diğer cemaat
mensupları hedef alınıyor. Bu kişiler, hem ekonomik sıkıntı içinde oldukları
için manipülasyona açık hem de değerli bilgilere sahip oldukları için
operasyonel açıdan kritik öneme sahip. Bu strateji, tıpkı avcının yaralı avını
takip etmesi gibi, en savunmasız anlarında insanlara yaklaşmayı amaçlıyor. KHK'lıların
yaşadığı travma, kırgınlıklar, sahipsizlik hissiyatı, finansal zorluklar ve
sosyal izolasyon, onları bu tür operasyonlara karşı daha kırılgan hale
getiriyor maalesef. Bu işin kurgucuları, özellikle maddi zorluk çeken kişilere
hem kendilerini kıymetli bir ortamda ifade etme, hem de maddi olarak en azından
bir nefes alma imkanı sunuyor. Bu durum, hedef kişilerin ekonomik baskı altında
olduğu bir dönemde onların zayıf yönlerini dibine kadar suiistimal etmeyi
amaçlıyor elbette. "Akademik araştırma için katkıda bulunun, hem cemaatin
geleceğine, hem bilime hizmet edin hem de para kazanın" mesajı, hem maddi
ihtiyaçları hem de entelektüel gururu hedef alan ikili bir cazibe oluşturuyor. Bu
yaklaşım, daha önce saygın pozisyonlarda bulunan ancak şimdi zor durumda olan
akademisyenlerin öz saygılarını okşayarak, onları tuzağa çekmenin etkili bir
yolu. Uslu’nun ifadesine göre bu operasyonda tüm iletişim direkt mesajlar (DM)
üzerinden yürütülüyor. Bu yöntem, konuşmaların gizli kalmasını sağlıyor ve
hedef kişilerin daha rahat bilgi paylaşmasını mümkün kılıyor. DM kullanımı,
aynı zamanda "özel ve güvenli" bir ortam yanılsaması da oluşturuyor. Malum
olduğu üzere insanlar, özel mesajlaşmada daha samimi ve açık davranma
eğilimindedir, bu da operasyoncuların istediği bilgileri daha kolay elde
etmelerini sağlar. Bu yaklaşım, psikolojik açıdan "intimacy illusion"
(samimiyet yanılsaması) oluşturarak, hedef kişilerin savunmalarını
düşürmelerini sağlıyor.
Soruların Analizi
MİT'in sahte şirket aracılığıyla sorduğu sorular, şimdiye
kadar görebildiğim kadarıyla dört ana kategoride toplandığını görüyoruz. Bu
kategorilerin her biri operasyonun farklı bir boyutunu hedefliyor sanırım. Bu
sorular, masum akademik merak gibi sunulsa da, aslında cemaatin anatomisini
deşifre etmeye yönelik sofistike bir istihbarat operasyonunun parçası olduğu
aşikar.
Birinci Kategori: Liderlik ve Örgütsel Yapı İncelemesi
Bu kategori, cemaatin Gülen sonrası dönemdeki yapılanmasını
anlamaya yönelik sorular içerir ve operasyonun belki de en kritik boyutunu
oluşturuyor. Zira her hareketin kalbinin, liderlik yapısında attığı malum. "Gülen'den
sonra hareketin liderliğini kimin üstlenmesi bekleniyor?" sorusu, cemaatin
liderlik boşluğunu ve potansiyel liderleri tespit etmeyi amaçlıyor. Bu soru,
tıpkı bir avcının avının en güçlü üyelerini tespit etmesi gibi, MİT'in
gelecekteki operasyonlarında hangi isimleri hedef alacağını belirlemede kritik
öneme sahip. Operasyoncular, bu bilgiyi kullanarak potansiyel liderlerin
üzerinde erken dönemde baskı kurabilmek, onları etkisizleştirmeye yönelik
stratejiler geliştirmek gibi konuları amaçlıyor. "Hareket içinde liderlik
için yetiştirilen önemli isimler var mı?" sorusu, cemaatin ikinci ve
üçüncü kademe liderlerini tespit etmeyi hedefliyor. Tıpkı bir hastalığın sadece
ana semptomlarını değil, tüm komplikasyonlarını da tespit etmeye çalışması
gibi, cemaatin tüm potansiyel liderlik kapasitesini haritalamayı amaçlıyorlar. Bu
bilgi de, operasyonlarda öncelik sırasını belirlemede kullanılır ve
"domino etkisi" yaratmak için hangi isimlerin hangi sırayla hedef
alınacağını planlamada kritik rol oynar. "Örgütsel yapı nasıl
değişecek?" sorusu, cemaatin yeni dönemdeki organizasyonel modelini
anlamaya yönelik değerli istihbarat sağlamayı amaçlıyor. Bu soruyla
operasyoncular cemaatin adaptasyon kapasitesini ölçmelerine ve bu adaptasyonu
engelleyecek müdahale stratejilerini planlama yapabilmeyi amaçlıyorlar. Böylelikle
cemaat yeni yapılanma modellerini uygulamaya koyduğu anda, Saray iktidarı ve
MİT bu modelleri çökertmek için hazırlıklı olacak! "Gülen'in doğrudan
etkisi olmadan karar alma süreçleri nasıl etkilenecek?" sorusu, cemaatin
yeni dönemdeki karar alma süreçlerini anlamaya yönelik kritik bilgileri
hedefliyor. Böylelikle, operasyoncular cemaat içindeki karar alma süreçlerine
müdahale ve kararları manipüle edebilecek veya karar vericiler arasında
çelişki/çatışma oluşturma imkanı yakalayabilecekler! Bununla, cemaatin iç
dinamiklerini parçalayarak, onu içeriden çökertmeyi amaçlıyorlar.
İkinci Kategori: Uluslararası İlişkiler ve Diaspora Analizi
Bu kategori, cemaatin küresel varlığını ve uluslararası
bağlantılarını anlamaya yönelik sorular içeriyor ve operasyonun en geniş
kapsamlı boyutunu temsil ediyor. Bu bölümün soruları, cemaatin sadece yerel
değil, küresel bir tehdit olarak algılandığını ve buna göre mücadele edildiğini
göstermesi açısından da bence çok önemli. "Gülen'in ölümü, hareketin ABD,
Avrupa Birliği, Rusya ve Çin ile ilişkilerini nasıl etkileyecek?" sorusu,
cemaatin uluslararası ittifak ve düşmanlıklarını tespit etmeyi amaçlıyor gibi ama
bana yine de çok mantıklı gelmedi. Buna bir de "Hareket Sincan'daki Uygur
nüfusu arasında etkisini nasıl sürdürecek?" sorusunu ekleyince herkes gibi
ben de “Ne alaka?” demeye başladım. Keza aynı alakasızlık "Hareketin
Rusya'daki konumu nasıl şekillenecek?" soruları için de geçerli. Yani
operasyonu Doğu Perinçek ve ekibi yapmıyorsa bu soruların diğerlerinin yanında
biraz tuhaf durduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Şöyle bir şey de mümkün; Rusya ve Çin'e yönelik soruların
operasyona dahil edilmesi, muhtemelen sofistike (karmaşık) bir hedef saptırma
ve kimlik gizleme operasyonu da olabilir. Bu taktik, istihbarat dünyasında
"false flag" (yanlış bayrak) operasyonu olarak bilinir. Operasyonu
yürütenler (Sanırım Perinçek değil!), gerçek hedeflerini gizlemek için
araştırmaya Rusya ve Çin boyutunu dahil ederek, sanki operasyonun arkasında bu
ülkelerden birinin istihbarat teşkilatı varmış izlenimi oluşturmayı hedefliyor
olabilirler. Çok fazla rasyonalitesi bulunmayan bu yöntem daha çok John le
Carre'nin casusluk romanlarında sıkça kullanılan "üçüncü taraf
maskesi" taktiğine benziyor! Operasyonun başında, eğer cemaat mensupları
şüphelenirse, "Bu bir CIA operasyonu olabilir mi?" sorusuna
"Hayır, çünkü CIA neden Uygur meselesi hakkında soru sorsun?" cevabı
verilebilir mesela. Benzer şekilde, "Bu bir Rus operasyonu mu?"
sorusuna "Hayır, çünkü Rusya neden cemaat-ABD ilişkilerini
sorgulasın?" cevabı hazır tutulsun diye sorulara ABD kısmı da eklemlenmiş
gibi görünüyor. Öyle ya da böyle bu strateji, operasyonu yürütenlerin gerçek
kimliğini gizlemek için özenle tasarlanmış bir "duman perdesi" işlevi
amacıyla eklemlenmiş olabilir.
Ve fakat daha sinsi bir amaç da olabilir. Örneğin, Rusya'nın
Çeçenistan'daki Cemaat okullarını "Gülen terör örgütü" gerekçesiyle
kapatması, Çin'in Sincan'daki Cemaat bağlantılı kurumlara "ayrılıkçı
faaliyet" suçlamasıyla el koyması gibi sonuçlar hedefleniyor olabilir. Bu
operasyon, özellikle Çin'in “Belt and Road Initiative” (Kuşak ve Yol Projesi)
kapsamındaki işbirlikleri sırasında "ortak güvenlik endişeleri"
olarak kullanılabilir. Türkiye'nin Çin'e "Uygur meselesi konusunda
susuyoruz, siz de cemaat meselesinde bize destek olun" şeklinde bir takas
diplomasisi yürütmesi amaçlanabilir. Benzer şekilde, Rusya ile Suriye, Libya ve
Karadeniz'deki iş birlikleri çerçevesinde, "terörle mücadelede ortak
hareket" gerekçesiyle cemaat mensuplarının Rus topraklarında
faaliyetlerinin engellenmesi hedefleniyordur!
"Hareketin uluslararası faaliyetleri ve ağları nasıl
yönetilecek?" sorusu, cemaat diasporasının koordinasyon mekanizmalarını
anlamaya yönelik değerli istihbaratı amaçlıyor. Bu bilgi, cemaatin küresel
komuta kontrol sisteminin nasıl çalıştığını deşifre etmeye yönelik kritik
veriler edinmeyi hedefliyor. Böylelikle bu koordinasyon mekanizmalarını tespit
ettikten sonra, onları bozabilir veya manipüle edebilirler.
"Hareket belirli bölgelere daha fazla odaklanacak
mı?" sorusu, cemaatin gelecekteki coğrafi stratejisini öngörmeye yönelik
kritik bilgi amacıyla sorulmuş gibi görünüyor. Böylelikle cemaatin stratejik
planlarını önceden öğrenerek, o bölgelerde önleyici tedbirler alacaklar! Şunu
demek istiyorum; cemaat hangi coğrafyalarda yoğunlaşacağını belli ederse MİT de
o bölgelerdeki operasyonlarını yoğunlaştırır!
Çin ve Rusya’dan sonra kazana bir tutam da ABD atılmasa
olmaz elbette. Bu soruların Çin ve Rusya gibi hedef saptırmaya yönelik
olabileceğini düşünmüyorum şahsen. "Hareket ABD başkan adaylarından
herhangi birini destekliyor mu?" sorusu, cemaatin Amerikan siyasetindeki
rolünü anlamaya yönelik operasyonel değerde bilgileri amaçlıyor. Bu bilgi,
özellikle Türkiye-ABD ilişkilerinde cemaat konusunun nasıl ele alınacağını
belirlemede kritik rol oynayacaktır. Eğer cemaat belirli siyasileri
destekliyorsa, bu bilgi o siyasilerin üzerinde baskı kurulması için
kullanılacaktır.
"Uluslararası STK'larla nasıl iş birliği
yapılacak?" sorusu, açıkça cemaatin sivil toplum ağlarını haritalamayı
amaçlıyor. Böylelikle, cemaatin "yumuşak güç" projeksiyonunun nasıl
çalıştığını anlamaya yönelik kritik veriler öğrenecekler. İktidar bu ağları
tespit ettikten sonra, onları çökertmek veya kendi amaçları doğrultusunda
kullanmak için stratejiler geliştirmeyi hedefliyor sanırım.
Üçüncü Kategori: Finansal Kaynak Haritalaması
Bu kategori, cemaatin mali yapısını anlamaya yönelik sorular
içeriyor ve operasyonun belki de en kritik boyutunu oluşturuyor. Böyle, çünkü
günümüzde hiçbir hareket, finansal damarları kesilmeden tamamen
etkisizleştirilemez. Öncelik elbette finansal sürdürülebilirlik konusunda. "Gülen'in
liderliği olmadan finansal istikrar nasıl sağlanacak?" sorusu, cemaatin
yeni dönemdeki gelir kaynaklarını tespit etmeyi hedefliyor ve bu soru,
operasyonun en sinsi boyutunu gözler önüne seriyor. MİT, bu soruyla cemaat
mensuplarına "mali sistem nasıl çalışıyor?" sorusunu masum bir
akademik merak gibi sunarak, aslında finansal ağın tüm şifrelerini çözmeye
çalışıyor. Hatırlayın FBI'ın organize suç şebekelerini çökertmek için
kullandığı "follow the money" (parayı takip et) stratejisini. Cemaatin
finansal yapısını anlamak, sadece bugünkü durumu değil, gelecekteki
savunmasızlık noktalarını da tespit etmek anlamına gelecektir. Örneğin, hangi
iş adamlarının ne miktarda bağış yaptığı, hangi şirketlerin cemaat vakıflarına
düzenli katkı sağladığı, diasporadaki hangi ailelerin finansal desteği
sürdürdüğü gibi kritik bilgiler, bu masum görünen soruyla elde edilmeye
çalışılmış. Ayrıca bu bilgiler, daha sonra o kişilerin üzerinde baskı
kurulması, bağışlarını durdurmaları için teşvik edilmesi veya doğrudan hedef
alınması için kullanılacaktır şüphesiz.
"Gülen'den sonra finansman kaynakları nasıl
değişecek?" sorusu, cemaatin mali yapısındaki potansiyel değişiklikleri
öngörmeye yönelik kritik bilgiler edinmeyi amaçlıyor ve bu soru, operasyonun
"gelecek senaryoları" boyutunu açığa çıkarır nitelikte. MİT, bu
soruyla cemaat mensuplarının mali sistem hakkındaki öngörülerini öğrenerek,
operasyonel müdahaleler için roadmap (yol haritası) çıkarmaya çalışıyor. Böylelikle
cemaat mensuplarının "gelecekte daha az bağış toplayacağız",
"Avrupa'daki destekçiler azalacak", "genç nesil daha az katkı
yapacak" gibi değerlendirmeleri, MİT'in elinde altın değerinde istihbarat
haline geliyor. Bu bilgiler, hangi coğrafyalarda mali baskı uygulanacağını,
hangi nesillerin hedef alınacağını, hangi kurumların öncelikli olarak
çökertilmeye çalışılacağını belirlemede kullanılacaktır. Örneğin, eğer cemaat
mensupları "Amerika'daki genç nesil daha az bağış yapıyor" derse, MİT
bu bilgiyi kullanarak o bölgedeki gençlere yönelik propaganda faaliyetlerini
artırabilir. Anlaşılan o ki bu operasyonu yapanlar "Hareketin
yatırımlarının tahmini değeri nedir?" sorusuyla, cemaatin toplam
varlıklarını tespit etmeye yönelik doğrudan bir istihbarat toplamaya çalışıyor.
Aslında bu soru, operasyonun en açık saldırgan boyutunu da gösteriyor. MİT, bu
soruyla büyük ihtimalle cemaat mensuplarından "kaç milyar dolarlık
varlığımız var?", "hangi ülkelerde hangi yatırımlarımız
bulunuyor?", "hangi bankalarda hesaplarımız var?" gibi kritik
bilgileri elde etmeye çalışıyor. Bu bilgilerin muhtemelen daha sonra o
ülkelerin hükümetleriyle paylaşılarak, varlıklara el konulması, hesapların
dondurulması veya yatırımların engellenmesi için kullanılması düşünülüyor. Örneğin,
eğer cemaat mensupları "Almanya'da 500 milyon Euro değerinde gayrimenkul
yatırımımız var" derse, bu bilgi Alman makamlarıyla paylaşılarak o
varlıkların "terör finansmanı" gerekçesiyle dondurulması için
diplomatik baskı uygulanmasına geçeceklerdir.
Dördüncü Kategori: Almanya'daki kurumlar
MİT'in Ricerca operasyonunun üçüncü ve belki de en stratejik
boyutu, Almanya'daki cemaat derneklerinin mercek altına alınması sürecinde
kendini gösteriyor. Bu çalışma, operasyonun sadece liderlik ve finansal
yapılanmayı değil, aynı zamanda diaspora cemaatinin en kritik unsuru olan
kurumsal omurgasını da hedef aldığını ortaya koyuyor. Sahte şirket aracılığıyla
Almanya'daki cemaat mensuplarına gönderilen "mülteci entegrasyonu
araştırması" adlı anket formunda, operasyonun ne kadar sofistike bir
şekilde tasarlandığının çarpıcı bir göstergesi mevcut. Bu form, görünürde masum
bir sosyal araştırma gibi sunulurken, aslında cemaatin Almanya'daki kurumsal
yapısının anatomisini çıkarmaya yönelik sistematik bir istihbarat toplama
faaliyetin apaçık delili.
Anket formundaki "Mültecilerin entegrasyon sürecini
desteklemek için herhangi bir dernek, vakıf veya sosyal organizasyona
katıldınız mı?" sorusu, cemaatin diasporadaki en kritik unsurunu hedef
almakta. Bu soru, görünürde sosyal entegrasyon merakı gibi görünse de, gerçekte
cemaatin kurumsal ağının haritasını çıkarmayı amaçlıyor. Hangi derneklerin
aktif olduğu, hangi pozisyonlarda kimlerin görev aldığı, hangi faaliyetlerin
yürütüldüğü gibi kritik bilgiler bu masum görünen sorularla elde edilmeye
çalışılmış.
"Aldığınız/verdiğiniz desteklerin mültecilerin
entegrasyon sürecinde ne gibi etkileri olduğunu değerlendirir misiniz?"
sorusu ise operasyonun daha sinsi boyutunu açığa çıkarıyor. Bu soru, cemaatin
diasporadaki sosyal dayanışma ağının nasıl çalıştığını, hangi hizmetleri
sunduğunu ve bu hizmetlerin cemaat üyeleri için ne anlam ifade ettiğini
anlamaya yönelik kritik istihbarat sağlamayı amaçlıyor. Oturum izni alma
sürecinden dil eğitimine, ev bulma sürecinden aile birleşimine kadar tüm
entegrasyon aşamalarında cemaatin rolünün tespit edilmesi, bu kurumsal yapıya
müdahale etmek için gerekli bilgileri sağlamaya çabalamışlar.
Anlaşılan o ki, bu operasyonun arkasındaki stratejik
düşünce, diaspora hareketlerinin kurumlar etrafında var olduğu gerçeğine
dayanıyor. Tıpkı Ermeni diasporasının kiliseler etrafında örgütlenmesi gibi,
cemaat diasporası da kültür merkezleri ve dernekler etrafında şekillendiğini
düşünüyorlar. Ve karşı hamle olarak eğer bu kurumlar çökertilirse, diasporanın
hem manevi hem sosyal dayanışma ağı parçalanır ve hareket doğal olarak
dağılacağını planlıyorlar.
MİT'in bu operasyonla hedeflediği, cemaatin Almanya'daki
kurumsal omurgasını tespit ettikten sonra, bu kurumlara yönelik sistematik bir
yıpratma kampanyası başlatmayı hedefleyeceğini düşünmek mümkün. Derneklerin
finansal kaynaklarının kesilmesi, yöneticilerinin hedef alınması,
faaliyetlerinin engellenmesi ve hatta Alman makamlarının bu kurumlara karşı
harekete geçirilmesi gibi stratejiler için gerekli alt yapı bilgileri bu
anketlerle topluyorlar sanırım.
Dikkatimi çeken bir başka yön ile bugünkü yazıyı bitireyim. Bu
operasyonun özellikle dikkat çekici yanı, sosyal medyada cemaat aleyhine
yürütülen muhalefetin hedefleriyle birebir örtüşmesi. Cemaat kurumlarına
finansal destek verilmemesi, bu kurumlara yaklaşılmaması, mevcut yönetimin
meşruiyetinin sorgulanması gibi çağrılar, tam da MİT'in operasyonuyla elde
etmeye çalıştığı hedeflerle paralellik göstermekte. Bu durum ise akıllara
cemaat içi muhalefetin organik mi yoksa yönlendirilmiş mi olduğu sorusunu gündeme
getiriyor ne yazık ki!
AA analizinde spesifik bir bölüm var. Anlaşılan o ki, ister
şuurlu olsun ister şuursuz, cemaat içi muhaliflerin diline doladığı Cevdet
Türkyolu ismi… Hani cemaat içi muhalifleri anlarım anlamasına da, Türk hükumeti
nedense Türkyolu’ndan ziyadesiyle rahatsız ve onun üzerine özel olarak gidiyor.
"Cevdet Türkyolu'nun kendini yeni lider olarak dayatması aynı güveni
telkin edememiş" ifadesi enteresan geldi bana. Bunun sadece MİT'in
araştırma sorularında sorulan liderlik konularının doğrudan yansıması olduğunu
düşünmüyorum çünkü eğer belli bir cehaleti ve kastı yoksa cemaat içinden hiç
kimsenin araştırmadaki "Gülen'den sonra liderliği kim üstlenecek?"
sorusuna Cevdet Türkyolu cevabını vereceğini sanmıyorum. Belki bu analizi,
“Cevdet cemaati üzerine yaptı” türünden tespit ve analizlerle beraber okumak
lazım, bilmiyorum. Buna ilaveten analizdeki "örgütün üst kademesinde
bilinen isimlerin statükocu davranacağı" tespiti ile bütünleşik
okuduğumuzda bu kısım daha da enteresanlaşıyor. Tüm bunlar araştırma
sorularında sorulan "örgütsel yapı nasıl değişecek?" sorusuna verilen
cevapların operasyonel kullanımının da göstergesi. AA’da yer alan analizin
"örgütün daha alt kolları büyük oranda kaynaklardan mahrum
bırakılacaktır" tespiti, araştırmada sorulan finansal sorulardan elde
edilen bilgilerin doğrudan kullanımını yansıtıyor. "Cevdet Türkyolu, Ekrem
Dumanlı, Kemal Gülen, Barbaros Kocakurt, Abdullah Aymaz, Şerif Ali Tekalan gibi
örgütün önde gelen mensupları örgütün mal varlığını yönetirken" ifadesi,
araştırmada sorulan "finansal istikrar nasıl sağlanacak?" sorusuna
verilen cevaplardan ziyade istihbaratın oluşmasını istediği algının bir
yansıması. Analiz kisvesindeki istihbarat raporu, cemaatin uluslararası varlığı
konusunda detaylı değerlendirmeler yapıyor. Bu değerlendirmeler, araştırma
sorularında sorulan ABD, Avrupa, Rusya ve Çin ile ilişkiler konularına verilen
cevapların sistematik analizi sonucunda eklemlenmiş. Tabii yerseniz!
En kritik nokta, AA analizinin şu önerisinde gizli:
"FETÖ'nün işlediği tüm suçların kendi mensuplarının ağzından dünyaya
duyurulması, Türkiye'nin haklı davası hakkındaki küresel kanaati de
pekiştirecek, elini güçlendirecektir." Bu ifade, operasyonun asıl amacını
açığa vurmakta. MİT, cemaat mensuplarını kendi elleriyle örgütsel itiraflar
yapmaya yönlendirmekte ve bu itirafları uluslararası kamuoyunu etkilemek için
kullanmayı planlamakta.
Operasyonun Psikolojik Boyutu
Ekonomik Sıkıntıdan Yararlanma: Operasyon, hedef kişilerin
ekonomik zorlukları içinde olduğu bir dönemde onlara yaklaşıyor. KHK'lı
akademisyenler, işsizlik ve maddi sıkıntılar yaşadıkları için kolay manipüle
edilebilir durumda olabiliyorlar ve Saray iktidarı bundan yararlanıyor bittabi.
Bu durum, hedef kişilerin karar alma mekanizmalarını zayıflatıyor ve onları
daha az dikkatli hale getiriyor.
Akademik Legitimasyon (Meşrulaştırma): Operasyon, akademik
araştırma görünümü altında yürütülüyor. Bu ise, hedef kişilerin güvenini
kazanmayı ve onları daha rahat bilgi paylaşmaya teşvik etmeyi amaçlamakta. Malum
olduğu üzere -suret-i haktan görünenler hariç- akademisyenler, normalde
bilimsel çalışmalara katkıda bulunmayı prestijli ve değerli görürler, bu durum
operasyonda istismar ediliyor.
Sosyal Medya Psikolojisi: Twitter'ın hızlı ve yüzeysel
iletişim kültürü, hedef kişilerin derin düşünmeden cevap vermesini teşvik
etmekte. Direkt mesajlar üzerinden yürütülen iletişim, daha samimi ve güvenli
bir ortam yanılgısı oluşturuyor.
Kimlik Gizleme ve Sahte Güven: Sahte kimlikler ve paravan
şirketler kullanarak, operasyon yürütenlerin gerçek kimliklerini gizlemek ve
hedef kişilerde yanılgıya dayalı bir güven duygusu oluşturmayı amaçlıyor.
Kademeli Bilgi Toplama: Operasyon, küçük ve zararsız görünen
sorularla başlayarak, kademeli olarak daha hassas bilgilere ulaşmayı
amaçladığını gözlemliyoruz. Bu yöntem, hedef kişilerin fark etmeden operasyona
dahil olmalarını sağlıyor.
Hedef Kitle Seçimi
Coğrafi Hedefleme: Operasyon özellikle Avrupa'ya yerleşmiş
cemaat mensuplarını hedef aldığını görüyoruz. Bunun nedeni, bu kişilerin MİT'in
doğrudan baskı uygulayamayacağı bir coğrafyada bulunmaları, dolayısıyla daha
sofistike (karmaşık) yöntemlerle yaklaşılması gerekliliği.
Sosyo-Ekonomik Durum: Biraz önce de vurguladığımız gibi
ekonomik sıkıntı yaşayan kişiler öncelikli hedef grubu oluşturuyor. Bu durum,
onları maddi teşviklerle manipüle etmeyi kolaylaştırmakta.
Akademik ve Mesleki Profil: Akademisyenler, gazeteciler ve
diğer entelektüel meslek grupları hedef alındığı Emre Uslu’nun mezkur
yazılarında belirtildi. Bu kişilerin akademik birikimlerinden ziyade, cemaate
dair malumatlarının hedeflendiği ise çok açık. Operasyonu yapanlara göre, hem
değerli bilgilere sahip olmaları hem de toplumsal etkileri olması nedeniyle
operasyonel açıdan önemliler.
Cemaat İçi Konum: Özellikle cemaat içindeki muhalif eğilimli
bireyler hedef alındığını anlıyoruz. Doğal olarak bu kişilerin, cemaat aleyhine
açıklamalar yapmaya daha yatkın olduğunu düşünebiliriz.
Stratejik Hedefler
Bu operasyonun stratejik hedeflerini kısa ve uzun vadeli
olarak ikiye ayırabiliriz. Önce kısa vadeli olanlara bakalım.
İçeriden Bilgi Edinme: Önceki yazılarda yeterince
vurguladığımı düşünüyorum; operasyonun birinci hedefi, diasporadaki cemaat
yapılanmasını detaylı bir şekilde haritalamak. Bu kapsamda, cemaat
mensuplarının kimlikleri, rolleri, sorumlulukları ve birbirleriyle olan
ilişkileri tespit edilmeye çalışılıyor.
Liderlik Kargaşası Oluşturma: Fethullah Gülen'in vefatı
sonrası doğal olarak ortaya çıkması beklenen liderlik boşluğunu daha da
derinleştirmek ve cemaat içinde çelişkiler üretmek de bu operasyonun kısa
vadeli hedefleri arasındaymış. Bu sayede, cemaat mensuplarının birbirine olan
güvenlerinin sarsılması hedefleniyor sanırım.
Finansal Kaynak Kesme: Cemaat destekçilerinin maddi
yardımlarını azaltmak için, bir yandan cemaatin mali yapısında sorunlar olduğu
izlenimi verilmeye çalışılırken, diğer yandan mevcut yardım kanallarının yol
haritası çıkarılmaya çalışılmış. Buna ilave olarak da “koy bir kepçe de
suyundan” kabilinden mali yönetimde usulsüzlükler ve liderlik kavgaları öne
çıkarılma amaçlanmış.
Moral Bozma: Bu operasyonu düzenleyenlerin kısa vadeli
hedeflerinden biri de cemaat mensuplarının motivasyonunu düşürmek ve onları
örgütsel bağlılıklarından uzaklaştırmak. Bu kapsamda, cemaat liderliğinin
güvenilmezliği ve geleceğinin belirsizliği sürekli vurgulanıyor.
Gelelim operasyonun uzun vadeli hedeflerine.
Uluslararası Meşrulaştırma: Operasyonun en kritik hedefi,
cemaat mensuplarının kendi ağızlarından "itiraflar" elde ederek
uluslararası kamuoyunu etkilemek. Bu strateji, Güney Afrika'daki Hakikat ve
Barış Komisyonu modelini andıran bir yaklaşım aslında… "içeriden gelen
itiraflar" yoluyla meşruiyet kazanma amacı taşıyor. Örneğin, bir cemaat
mensubunun "Evet, biz gerçekten 15 Temmuz'da rol oynadık" şeklinde
bir açıklama yapması, Türkiye'nin uluslararası arenadaki tezlerini
destekleyecek altın değerinde bir propaganda malzemesi haline gelecek zira! Daha
şimdiden bazı aklı evvellerin bu zokayı yuttuğunu görüyoruz zaten. Saray
operasyonuna göre bu itiraflar, NATO toplantılarında, Avrupa Birliği
zirvelerinde ve BM Güvenlik Konseyi'nde Türkiye'nin elini güçlendirecek belge
niteliği taşıyor. Türkiye'nin bugüne kadar "kanıtlayamadığı"
iddialarının, hedef grubun kendi mensuplarının ağzından doğrulanması,
diplomatik açıdan çok büyük bir başarı anlamına geliyor.
Seküritizasyon (Güvenlikleştirme): Cemaati uluslararası
güvenlik tehdidi olarak sunmak ve bu algıyı küresel güvenlik kurumlarına kabul
ettirmek de uzun vadeli hedeflerden biri sanırım. Ve esasen bu kısım Kopenhag
Okulu'nun güvenlikleştirme teorisine tam olarak uygun bir yaklaşım. Örneğin,
PKK'nın nasıl Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından terör
örgütü olarak tanındıysa, cemaat için de benzer bir süreç başlatılmak
isteniyor. Cemaat mensuplarının kendi ağızlarından çıkacak "biz şiddete
başvurduk", "biz darbe yaptık", "biz casusluk faaliyetleri
yürüttük" şeklindeki itiraflar, Interpol'den FBI'a, MI6'dan BND'ye kadar
tüm güvenlik teşkilatlarının cemaat hakkındaki dosyalarında yer almasının
sağlanması hedeflenmiş. Bu durumda, cemaat mensuplarının Amerika'da okul
açması, Almanya'da dernekler kurması, Avustralya'da vakıflar oluşturması
"terör örgütü faaliyeti" olarak değerlendirilecek ve o ülkelerin
güvenlik güçleri tarafından engellenmesi için yasal zemin hazırlayacak!
Diaspora Kontrolü: Yurt dışındaki cemaat aktivitelerini
sınırlandırmak ve kontrol altına almak için, o ülkelerin güvenlik güçleriyle
işbirliği yapmak da keza uzun vadeli hedefler arasında. Bu sinsi hedef,
Türkiye'nin uzun kolu operasyonlarının bir parçası aslında. Örneğin, Almanya'da
faaliyet gösteren Cemaat okullarının "terör örgütü" gerekçesiyle
kapatılması, Fransa'daki Cemaat vakıflarının malvarlıklarına el konulması,
Amerika'daki Cemaat mensuplarının "ulusal güvenlik tehdidi" olarak
değerlendirilmesi gibi sonuçlar hedefleniyor. Saray iktidarı, bu operasyonla
cemaat mensuplarının yaşadığı her ülkede o ülkenin güvenlik güçleriyle
işbirliği yaparak, diaspora üzerinde kontrol kurma imkanı elde etmeyi
hedefliyor.
İdeolojik Zafer: Cemaat fikriyatının tamamen çözülmesini
sağlamak ve cemaat değerlerinin toplumsal meşruiyetini yok etmek uzun vadeli
hedefler arasında. Bu hedef, fikir ustalarımızdan Antonio Gramsci'nin
"kültürel hegemonya" kavramının tersten uygulanması. Sovyetler
Birliği'nin çöküşü sonrası sosyalist ideolojinin nasıl meşruiyetini kaybettiği,
Nazi Almanya’sının yenilgisi sonrası faşist ideolojinin nasıl toplumsal kabul
görmez hale geldiği gibi, cemaat fikriyatının da toplumsal hafızada
"kötü", "zararlı", "tehlikeli" olarak kodlanması
amaçlanıyor. Bu süreç, cemaat mensuplarının çocuklarının bile o değerlerden
utanç duyacağı, cemaatin tarihsel mirasının tamamen karalanacağı bir atmosfer
inşa etmeyi hedefliyor. Böylece, sadece fiziksel olarak değil, fikri olarak da
cemaat tamamen yok edilmiş olacak!
Precedent (Emsal) Oluşturma: Bu operasyonun başarılı olması
durumu, benzer gruplar için de bir emsal oluşturacak ve gelecekte diğer muhalif
gruplara karşı da benzer yöntemler kullanılacak diye hedeflendiğini görüyoruz. Bu
strateji, bir tür "metodolojik şablon" oluşturma amacı taşıyor. Örneğin,
Alevilere yönelik benzer bir operasyon düzenlenirse, sahte araştırma şirketleri
kurularak Alevi akademisyenler manipüle edilebilir ve "Aleviler arasında
bölücü faaliyetler var" şeklinde itiraflar elde edilebilir. HDP'ye yakın
akademisyenler hedef alınabilir, Kürt dernekler üzerinde benzer çalışmalar
yapılabilir. Hatta operasyon modeli, yurt dışındaki CHP dahil Türk muhalefetine
de uygulanabilir. Türkiye sözümona, bu operasyonla sivil toplumun tamamını
kontrol altına alma konusunda uluslararası bir model geliştirmiş olacak.
Ricerca Operasyonu’nun çok boyutlu olduğunu görmek, bu
konuda epeyce hazırlık evresi yaptıkları izlenimi de veriyor. Söz gelimi
uluslararası boyutu, NATO başta olmak üzere Batı ülkelerinin cemaat konusundaki
tutumunu değiştirmeye yönelik bir çaba var anket sorularında. Erdoğan İktidarı
malum olduğu üzere şimdiye kadar Batı ülkelerini cemaat konusunda ikna etmekte
başarılı olamadı ve bu durum, Türkiye'nin NATO üyeliğinden İsveç ve
Finlandiya'nın üyelik sürecine kadar birçok diplomatik krize yol açtı. 2022 yılında
Madrid NATO Zirvesi'nde Erdoğan'ın İsveç'e "PKK ve FETÖ'yü terör örgütü
olarak tanımadığınız sürece NATO üyeliğinizi veto edeceğiz" tehdidinde
bulunması, ancak sonuçta sadece "Türkiye'nin terör örgütü olarak
gördüğü" şeklinde muğlak bir formülasyonla yetinmek zorunda kalması,
Türkiye'nin bu konudaki diplomatik çaresizliğini göstermişti. Bu operasyonla,
cemaat mensuplarının kendi ağızlarından çıkacak itiraflarla bu durumu köklü bir
şekilde değiştirmek amaçlanmakta. Örneğin, bir cemaat mensubunun "Evet,
biz Pentagon'daki bağlantılarımızı istihbarat faaliyetleri için kullandık"
şeklinde bir açıklama yapması, Amerika'nın cemaat konusundaki tutumunu tamamen
değiştirebilir. Bu tür itiraflar, Washington'daki düşünce kuruluşlarından
Brüksel'deki AB kurumlarına kadar tüm karar vericilerin masasında yer alacak ve
Türkiye'nin "FETÖ terörist örgütüdür" tezinin artık tartışılmaz bir
gerçek olarak kabul edilmesini sağlayacak. Bu durum, NATO'nun 2024 Washington
Zirvesi'nde alınan "terör örgütleriyle mücadelede dayanışma"
kararının cemaat aleyhine yorumlanması için zemin hazırlayacaktı.
Daha önce kısaca bahsini ettiğimiz gibi bir başka boyut da
Avrupa'daki cemaat faaliyetlerinin detaylı haritasını çıkarmak, AB
ülkelerindeki cemaat kurumlarını tespit etmek ve bu bilgileri o ülkelerin
yetkili makamlarıyla paylaşmak. Bu hedef operasyonun en kritik hedefleri
arasında. Bu strateji, AB'nin "Avrupa Değerleri ve Şeffaflık"
ajandası ile uyumlu bir şekilde sunularak, cemaat kurumlarının "demokratik
değerlere aykırı" faaliyet yürüttüğü iddiasıyla desteklenmeyi hedeflemiş
sanırım. Örneğin, Almanya'da faaliyet gösteren cemaat okullarının
"anti-demokratik eğitim" verdiği, Fransa'daki cemaat vakıflarının
"laiklik ilkesini ihlal ettiği", Avrupa’daki cemaat medya
kuruluşlarının "yabancı güçlerin etkisi altında" olduğu şeklinde
raporlar hazırlanarak, AB kurumlarına sunulması hedefleniyor. Bu yaklaşım,
Fransa'nın "İslamcı ayrılıkçılıkla mücadele" yasasını, Avusturya'nın
"Politik İslam'la mücadele" programını, Belçika'nın "yabancı
finansman" kısıtlamaları gibi hassasiyetlerine matuf olarak operasyona
eklemlenmiş. Böylelikle tüm Avrupa’nın cemaat konusundaki tutumunu
değiştirilmesi amaçlanmış.
Operasyonun en sofistike boyutu ise, AB'nin "Rule of
Law" (Hukuk Devleti) mekanizmasını kullanarak, cemaat mensuplarının
yaşadığı ülkelerde "hukuk devleti ihlali" gerekçesiyle baskı
oluşturmaya çalışması. Bu durumda, cemaat mensuplarının kendi ağızlarından
çıkacak itiraflar, AB Konseyi'nde "7. madde prosedürü" başlatılması
için gerekçe olarak kullanılabilecekler. Böylece, cemaat mensuplarının yoğun
yaşadığı ülkeler (özellikle Almanya, Fransa, Hollanda) "terör örgütü
üyelerini himaye etmek" gerekçesiyle AB içinde baskı altına alınabilecek!
Operasyonda en başından itibaren kullanılan sahte kimlikler
kullanılarak akademisyenlerin aldatılması, ciddi etik, ahlaki ve hukuki
problemler içeriyor. Bir kere akademik özgürlük ve bilimsel etiğin açık ihlali
söz konusu. "Axel Kushel" adlı hayali CEO'nun arkasında saklanan
operasyoncular, akademik görüntülü bu araştırmada "informed consent"
(bilgilendirilmiş rıza) prensibinin tamamen yerle bir ediyorlar. Gazeteci ve
akademisyenlerin, (en azından bir kısmının) kendileriyle iletişim kuran kişinin
gerçek kimliğini, amacını ve arka planını bilmeden araştırmaya dahil edildiği
anlaşılıyor.
Operasyonun kodlarını çözdükçe kötü bir CIA operasyonu
taklidiyle karşı karşıya kaldığımızı anlıyoruz.
Project CHAOS
1967-1974 yılları arasında CIA'nın yürüttüğü Project CHAOS,
modern tarihte akademik manipülasyonun belki de en çarpıcı örneğiydi; James
Jesus Angleton'ın karşı istihbarat imparatorluğunda, Vietnam savaşına karşı
yükselen sesler sistematik olarak susturulurken, üniversite koridorlarından
barış mitinglerine kadar her yerde sahte kimlikli ajanlar
"araştırmacı" kılığında dolaşıyor, 300 binden fazla Amerikalı
vatandaşın özel hayatını mercek altına alıyordu. CIA'nın "barış
araştırması" adı altında akademisyenleri tuzağa düşürdüğü bu operasyonda,
gerçek savaş karşıtı örgütlerle ayırt edilemez sahte örgütler kurulmuştu. Öğrenci
liderleri "bilimsel çalışma" vaadiyle kandırılırken, onların telefon
konuşmaları dinleniyor, mektupları açılıyor, hatta bazen provokasyon amaçlı
çatışmalar çıkarılıyordu. Watergate skandalının gölgesinde 1975'te Church
Committee soruşturmasıyla açığa çıkan bu operasyon, tıpkı MİT'in Ricerca
projesi gibi, "akademik meşruiyet" maskesi altında muhalif grupları
hedef alan, sistematik bilgi toplayan ve yasal sınırları hiçe sayan hibrit
savaş taktiklerinin o dönemki versiyonu olarak, günümüz istihbarat
operasyonlarının elli yıl önceki tarihsel emsali bana göre.
Oysa bilimsel araştırma görünümü altında istihbarat toplama,
akademik etiğin temel prensiplerine aykırıdır ve bu durum, esasen ciddi ve
güvenilir akademisyen ve gazeteciler için bile güven bunalımına yol açabilecek
neticeler doğuracaktır. Operasyonda standart bir akademik araştırmanın
"objektiflik", "şeffaflık" ve "bilimsel
dürüstlük" ilkelerinin tamamı çiğnendiğini görüyoruz. Akademisyenlerin
bilimsel birikimleri istihbarat amaçlı istismar edilmesi, akademik özgürlüğün
ciddi ihlali. Akademisyen ve gazeteciler, "bilime katkı yapıyorum"
düşüncesiyle operasyona dahil olurken, aslında başta kendi meslektaşları olmak
üzere bir sosyal grubu hedef alan bir istihbarat faaliyetinin parçası haline
getirilmişler. Özellikle bazı kişilerin, "cemaat konusunda objektif
değerlendirme yapıyorum" halisane düşüncesiyle bir operasyonun parçası
olmaları gerçekten düşündürücü. Bu hamle hiçbir stratejiye dönüşmese bile en
azından entelektüel kapasitelerin ve bilgi birikimlerinin manipülatif amaçlarla
kullanılması, bilimsel etiğin temel prensiplerine aykırı. Hatırlayalım; soğuk
savaş döneminde KGB'nin batı üniversitelerinde yürüttüğü "disruption"
(çözülme) operasyonlarında, hedef grubun iç dinamiklerinin bozularak
etkisizleştirmek amaçlanmıştı.
Kaldı ki MİT tarafından organize edildiği düşünülen bu
operasyon, sadece etik bir skandal değil, aynı zamanda uluslararası hukukun
temel ilkelerini ayaklar altına alan sistematik bir suçlar zinciri. Türkiye’de
hukukun çiğnenmesi artık bilinen bir şey, anlaşılan o ki, ülke iktidarı bu
pervasızlığını uluslararası düzlemde de göstermekte. Ciddi suçlar bunlar. Avrupa
ülkelerinin casusluk yasaları, yabancı istihbarat teşkilatlarının
faaliyetlerini ağır cezai yaptırımlarla cezalandırıyor. İngiliz Resmi Sırlar
Yasası 1989, bu tür operasyonları 14 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırır. MİT'in
İngiltere'de paravan şirket kurması, bu yasanın 1. maddesinin doğrudan ihlali. Operasyonun
sistematik ve organize yapısı, onu AB'nin Organize Suçla Mücadele Çerçeve
Kararı kapsamına sokmakta. Bu operasyon, geleneksel casusluk ile organize suç
arasındaki sınırları bulanıklaştırmakta, hukuki kategorileri zorlamakta.
Operasyonun toplumsal etkilerini de bakarak bu konuyu
bitirelim. Uslu’nun olağanüstü çabasıyla operasyonun ortaya çıkması, Hizmet
hareketi içindeki akademisyen ve gazetecilerin camiadaki güven ortamını ciddi
şekilde zedeleyecek ve bundan sonrası için akademisyenler kendilerine gelen
araştırma tekliflerini daha temkinli karşılamaya başlayacaktır. Akademisyenler
arasındaki işbirliği kültürü, bu tür operasyonlar nedeniyle büyük zarar
görecek, bilgi paylaşımı azalacak ve akademik ağlar büyük oranda zayıflayacaktır.
Saray iktidarı için “Ne gam” pervasızlığıyla karşılanacak bu etki, korkunç bir
şey esasen.
Bir diğer etki ise cemaat içindedir. Cemaat mensupları
arasında paranoya ve güvensizlik artış gösterecek ve herkes birbirine karşı
temkinli hale gelecektir. Bu durum, cemaat içindeki dayanışma ve güven
bağlarını ciddi şekilde zedeleyecek, bu tür operasyonlar nedeniyle hareket daha
da izole hale gelecek ve toplumsal entegrasyonları zorlaşacak, böylece
toplumdan daha da kopuk bir duruma düşülecektir. Görüldüğü üzere, herhangi bir
stratejik hamle yapılmasa bile, bu operasyonun başarılı olduğu kısımlar var.
Operasyonda ağırlıklı olarak (X)Twitter'ın tercih edilmesi,
platformun hızlı iletişim kültürü ve direkt mesaj özelliğinden yararlanmayı
amaçladığı anlaşılıyor. Malum olduğu üzere bu platform hem gizli iletişim hem
de geniş bir kitleye ulaşım imkanı sağlıyor. Sahte hesapların cemaat kültürüne
uygun profil oluşturması, hedef kitleye güvenilir görünmek için yapılmış ve bu
profiller cemaat terminolojisi ve değerlerini yansıtacak şekilde özenle
tasarlanmış. Bunun için bazı gerçek kişiler de alet edilmiş maalesef. Operasyonun
zamanlaması, Gülen'in vefatı sonrası cemaat içinde oluşturulacak kaos
ortamından yararlanmayı amaçlıyor izlenimi veriyor. Zira bu dönemde cemaat
mensupları daha kırılgan ve manipülasyona açık durumda.
Peki bundan sonraki hamle ne olabilir?
AA analizinde görüldüğü üzere öncelikle toplanan bilgiler,
-muhtemelen- sistematik bir şekilde analiz edilecek ve operasyonel kullanım
için işlenecek, bu süreç profesyonel istihbarat teknikleri kullanılarak
yürütülecektir. Farklı kaynaklardan elde edilen bilgiler, çapraz referans
yapılarak doğrulanacak, tutarlılık kontrol edilecek, böylece bilgilerin
güvenilirliği sağlanacaktır. Çünkü bu tür operasyonlarda toplanan bilgiler,
operasyonel açıdan değerlendirilerek hangi bilgilerin nasıl kullanılacağı
belirlenir ve bu değerlendirme sürecinde her bilgi parçasının stratejik değeri
analiz edilir.
MİT'in bu operasyonu, esasen geleneksel istihbarat
yöntemlerini akademik araştırma formatıyla birleştiriyor; hedef grubun güvenini
kazanarak kritik bilgileri elde etmeyi ve aynı zamanda psikolojik baskı
oluşturmayı amaçlıyorlar. Operasyonun en dikkat çekici özelliği, sahte şirket
aracılığıyla sorulan soruların AA analizinde birebir karşılık bulması. Bu
durum, operasyonun ne kadar sistematik ve etkili bir şekilde yürütüldüğünün
ispatı niteliğinde.
Sonuç olarak, Ricerca operasyonu modern çağın "bilgi
savaşı" konseptinin somut bir uygulama pratiği. Akademik araştırma kisvesi
altında yürütülen bu çalışma, hedef grubun hem bilgi kaynaklarını hem de
psikolojik direncini hedef almakta, uzun vadeli bir çözülme stratejisi izlemeyi
amaçlamış. Hem akademik camia hem de sivil toplum için önemli dersler
içerdiğini bilmem söylemeye gerek var mı?
NOT: Bu operasyona bilerek ya da bilmeyerek iştirak eden
bazı isimlere, bazı sorular yolladım. Eğer cevap gelirse ayrıntılarıyla
yazarım. Yok eğer gelmezse, bu isimleri bir yazının sonuna not olarak eklerim.


.jpeg)









