9 Nisan 2009 Perşembe

Şehirde kimse sana dokunamaz!



Şöyle açılıyor film: Kahramanlarımızdan biri iş partnerine, “Dokunma duygusu bu. Bir şehirde yürürsün, değil mi? İnsanlara sürtünerek geçersin, insanlar sana omuz atar. Los Angeles’ta kimse sana dokunmaz. Her zaman bu metal ve camın (kahramanlar gecenin bir vakti, araba farlarının aydınlatıp durduğu kaza yapmış bir ekip otosundadırlar çünkü) arkasındayız. Herhalde o dokunuşu o kadar özlüyoruz ki birbirimize çarpıyoruz; sadece bir şey hissedebilelim diye.”


Arkadaşının tepkisi ise ilginç; “Sanırım başını bir yere vurdun!”


Ve sonrasında ikisi de Amerikalı olmayan biri Meksikalı diğeri Çinli iki bayanın ‘kim buralı?’ tartışmasını izliyoruz… Oscarlı kazanan ‘Milyon Dolarlık Bebek’ filminin yazarı Paul Haggis bu kez kamera arkasında.


Senaryosunu da kendisinin yazdığı Crash’in konusu çok sıradan: Zengin bir ev kadınıyla savcı kocası. İranlı dükkân sahibi. Aynı zamanda sevgili olan iki polis memuru. Zenci televizyon yöneticisi ve karısı. Meksikalı anahtarcı. İki araba hırsızı. Acemi bir polis. Koreli orta yaşlı çift…


Hepsi de Los Angeles’ta yaşıyor ve önümüzdeki 36 saat içinde hepsinin kaderi bir şekilde birbiriyle çakışıyor!


Avrupa ve Amerika’nın içinde bulunduğu ırklararası çatışmanın karmaşık yapısına ayrıksı ancak cesur bir bakış sunan “Crash” seyirciyi kendi önyargılarını sorgulamaya zorlayan son derece dikkat çekici bir yapım.


Film, özellikle 11 Eylül sonrası Amerika’nın büyük kentlerinde çeşitli kültürlerin beraberliğine odaklanan bu zorlayıcı şehir draması, farklı etnik kökenlerden karakterlerin çeşitli yollarla karşılaşmalarını, birbirlerinin hayatlarına girip çıktıklarında yaşanan korku ve yobazlığı farklı bakış açılarıyla işliyor.


Crash, aslında günümüz dünyasında neredeyse her yerde olan, ancak bazı ülkelerde artık bastırılamayan ‘ötekine saygı’ ve hoşgörüyü de hatırlatıyor. Ve filmin sonunda anlıyoruz ki; bu hoşgörüsüzlük meydan savaşında kimse güvende değil. Ve yine anlıyoruz ki, şiddet bir bumerang gibi sonunda kimin elinden çıkmışsa geri gelip onu biçebiliyor! Sakin anlatımı, bol kahramanı olan filmde, kamera kullanımından oyunculuğa kadar birçok enfes yön var. Belki de bunların birincisi müziği. Elbette Oscar Jürisi’nden bu filme ‘en iyi’ ödülü vermelerinden daha fazla bir şey beklenmez ama eğer film müziklerinden az da olsa hoşlanıyorsanız, bir şekilde temin edip dinleyin bu filmin müziklerini.


Hikâyesi Paul Haggis’e, senaryosu ise Haggis ve Bobby Moresco’ya ait olan “Crash”, Haggis’in karmaşık bir kişisel deneyim, korku ve gözlem ağının sonucunda ortaya çıkmış.


Yönetmen Haggis gerçeğin acı olduğunu şu sözlerle ifade ediyor: “Bu, başkası hakkında bir film değil; çizginin öbür tarafındaki kötü insanlar hakkında değil. Bu film iyi insanlar hakkında; tanıdığımız, bizim gibi olan insanlar hakkında; kim olduklarını bildiklerini sanan insanlar hakkında. Sonra bu insanlar sınanıyor ve bu konuda hiçbir şey bilmediklerini anlıyorlar. Karakterlerden hiçbiri yaralanmaktan kurtulamıyor.”


Crash-Çarpışma; bu yüzyılın en büyük belalarından biri olmaya aday, kültürlerin, dinlerin, ırkların çatışmasına karşı, insaniyeti, hoşgörüyü salık veren, kışkırtıcı ve aykırı bir film.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder