Bir papazdı İskoç George MacDonald… Aynı zamanda bir yazar. Yazdığı
sıra dışı fantastik masallar 20. Yüzyılın birçok yazarı için esin kaynağı oldu.
Hele ki Prenses ve Goblin kendisinden etkilenen Tolkien için bambaşka bir kulvar
açılmasına vesile olacaktı.
J.R.R. Tolkien’i biliyoruz zaten. Bir dilbilimci. 18 farklı
dile hakim olduğu söyleniyor. Dil ile kafayı kırmış biri. Mevcut dilleri
incelemiş, yalamış, yutmuş ve belki de eğlence olsun diye ‘tekrara düşmeden
yenisini yapma’ cehdine girişmiş bir arızalı şahsiyet. Bu akla ziyan adam,
mevcut dilleri yetersiz görmüş olacak ki, oturup kendi dil icat etmiş. Elf
diliyle uğraşmaya başladığında yaşı henüz 19 imiş. Kendi icat ettiği dil
sayısının 14 olduğu söyleniyor ama çok da abartmamak lazım, yan dillerin
hiçbirine Elfçe kadar hakim değil. 60’lı yıllarda çekilen bir belgeselde
Elfçeyi konuşabilecek kadar içselleştirildiği görülür Tolkien’in. Bu kadar emek
amaçsız olmasın diye, bu dilleri konuşan karakterleri üretmeye başladığında,
zamanla yeni bir ırk/lar oluşturduğunu görmüş ve nicedir zihnini meşgul eden ‘Orta
Dünya’ mitine doğru savrulmuş yönetmenimiz. Öyle böyle değil, neredeyse dört
başı mamur, bir tür paralel evren gibi. Haritasını bile çizmiş.
İşin uzmanları, bize hayranlık veren bütün bu şeyler için, ‘gayet
normal’ diyorlar. Her ne kadar ‘Yapılmış bir dili tekrar etmenin ne faydası
var, yenisini yapalım’ demesine çok anlam veremeseler de! Aslında, kurguladığı
dünya her ne kadar inanılmaz olsa da anlaşılmaz değil. Yazdığı evrenin ve
kahramanlarının hemen hepsinin dip koçanı hayatının bir yerinde duruyor Tolkien’in.
Yaşadığı kasabadaki devasa kuleye bakıp ‘İkiz Kule’yi, bilmem hangi arkadaşının
karısının soy ismine takılıp, bir başka karakteri oluşturmuş. Misal örümcek
Shelob karakteri, kendisini küçükken ısıran örümceğe dayanıyor. Kitaplarında
yaşanan maceralarının çoğunun İskandinav mitlerinden kolajlar olduğunu kendisi
söylüyor zaten. Ama bu, asla yaptığı şeyi küçültmüyor bu usta adamın.
Kendini monarşist ve Katolik olarak nitelemese, altında bit
yeniği arayacağız binlerce sayfalık, milyonlarca kelimelik (Sadece Yüzüklerin
Efendisi 1 milyondan fazla kelimeden oluşuyor) eserlerinde. Oysa kendisi
böylesine mistik anlam ve misyon yüklemiyor yazdıklarına. Ama –ülkemiz de
dahil- pek çok yerde kitaplarını okuyanlar, kendi inanç ve ideolojilerine göre
Tolkien ve yazdıklarını eğip bükmeye çabalıyorlar nedense. Tolkien metinleri hiçbir
şekilde bu tür argüman niteliği taşımaz, buna çabalayanı görünce hemen oradan
uzaklaşmak lazım. Ciddiye alınacak bir durum değil yani.
Yüzlerce taklit yazar türeten bu tür, mitolojiyi insanlık
tarihiyle birleştirerek fantastik ve farklı bir kurgusal tarih oluşturdu. Bazı
röportajlarında İngilizlerin mit yoksunu olduklarını, kendisinin oturup İngiliz
miti oluşturmak için bu kitapları yazdığını söylemişliği vardır. Buna rağmen
bir takım metazorik yaklaşımlar Tolkien’in eserlerinde (biraz de küçümsemek
amacıyla) ‘Hiçbir numarası yok’ babından farklı cımbızlamalar yapmışlar. Misal,
yüzük/iktidar, Aragorn/İsa/Mesih, Sauron/-dejenere olmuş- Şeytan vs…
Söylediğimiz gibi;
bunlar zorlama yorumlar ve yakıştırmalar. Bildiğimiz şey şu; kendisi dindar bir
Hıristiyan olan bu adam, İskandinav mitlerindeki kasvetli havayı yansıttığı
eserlerinde, bir inanç ve dini vurgu yoktur ancak sağlam bir vicdan hep kendini
hissettirir. Öte yandan, yazar bizzat kişisel yaşamında da
anti-endüstriyelcidir. Teknolojiye neredeyse karşıdır, hayatı boyunca
televizyonu olmamıştır mesela…
Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi serisine bakıldığında, çok
kaba bir genelleme ile şunu söylemek mümkündür belki: Tolkien, herhangi bir
toplumun yerleşik değerlerini alıp, ters/yüz ediyor, iktidar, hükmetmek,
sömürü, direniş, özgürlük gibi kavramları kademeli olarak kurguladığı olaylar
ile işliyor ve klasik masal anlatım tekniği ile bir yere bağlıyor.
Tolkien’in metinlerinin analizini yapacak değiliz ancak,
Yüzüklerin Efendisi bu yüzyılın başında sinemaya aktarıldıktan sonra mesele
bizim de ilgi alanımıza girmiş oldu.
Ünlü sinemacı Peter Jackson (ününe ün katarak) çektiği
Yüzüklerin Efendisi üçlemesi sinema tarihi açısından elbette çok önemliydi.
Ancak Tolkien ve ‘Orta Dünya’sı için bir tür kitabın ortasından konuşmak
gibiydi. Jackson, doğal olarak bu türün en etkili kitaplarını ele aldı ve
günümüz sinema izleyicisinin algısına göre seyrelterek perdeye aksattı. Sonuç
muhteşem oldu.
Yüzüklerin Efendisi, dünyanın ortasından konuşmak anlamına
geliyordu. Jackson, Hobbit: Beklenmedik Yolculuk ile girizgaha geri dönüyor. Aslında
hem Orta Dünya’yı tanımak, hem de ‘Eskiden buralar dutluktu’ hissini
güçlendirmek için bunu yapmak gerekiyordu. Lakin, bir kitaptan üç bölümlük seri
film çıkarmak?.. Burası biraz ticaret kokuyor…
Hikayesini aktarayım, sonra filmler ilgili birkaç şey
söyleyeceğim tabi…
Hobbit Bilbo Baggins, keyfi yerinde mutlu mesut yaşarken
Gandalf dayanır kapısına. Bu kez havai fişek gösterisinden daha ciddi bir işi
için gelmiştir ama Bilbo bunu hemen kavramaz. Akşam yemeği için evine üşüşen 13
cüce, hayatına katılacak olan heyecanın girizgâhıdır sadece. Bıktırıcı derecede
uzun sahneler ile, on üç sıra dışı cücenin son akşam yemeğini izleriz. Ve
misyon da açıklanır:
60 yıl önce ejderha Smaug tarafından ele geçirilen kayıp Erebor
Krallığı'nı geri alabilmek! Malum, ejderhalar altınlar içinde yaşamaktan haz
alırlar. Bu tehlikeli yolculuk için, lider kişi de bellidir, bitik Erebor
Krallığı’nın efsanevi savaşçı Thorin Oakensheild. Bilbo Baggins başta nazlansa
da, yolculuğa çıkmaya karar verir ve Goblin, Orklarla, Dev Örümceklerle,
Kurtlarla, Şekil Değiştirenlerle ve Büyücülerle dolu tehlikeli topraklardan
geçmek zorundadırlar. Bu kadar da değil; krallık Yalnız Dağ’ın çorak
topraklarında bulunduğundan Goblin tünellerinden geçmek zorundadırlar. Ve Bilbo
bu tünellerde hayatını sonsuza dek değiştiren bir yaratıkla; Gollum'la tanışır.
Bu tanışma, karşısındaki çirkin yaratığın sadece iki yüzlü kurnazlık ve şeytanı
zekasını keşfetmeye yaramaz, aynı zamanda faydalı güçlere sahip ‘değerlisi’ni
de görür, hatta ele geçirir… Orta Dünya’nın kaderini etkileyebilecek bir sahip
değişikliğidir bu!..
Bilenler biler, benim bu türe mesafeli yaklaşımımın nedeni; doğu ile batının masal ile tragedya arasındaki fark gibidir. Bizim masalımızdaki devler bile sevimlidir ve asla kötü bitmez masallarımız. Bu türün bizim kültür ve algılarımıza ters geldiğini düşünüyorum.
Nihayete sakladığımı şimdi söylemenin zamanı; ‘Hobbit:
Beklenmedik Yolculuk’, topu kanatlara yayıp tabelaya oynayan bir film. Hem
uzun, hem gereksiz diyaloglarla şişirildikçe şişirilmiş. Üstelik Yüzüklerin
Efendisi serisini izleyen bir nesil için beklenenden çok daha az epik ögeler içeriyor. Saruman, Galadriel, Elrond,
Frodo sadece ‘şekil olsun’ diye konulmuş bu ilk filme.
Bunun aksi olarak, mesela filmin en önemli karakteri ejderhayı neredeyse tek plan bile göremiyoruz...
Belki de sıkıntı şu; Yüzüklerin Efendisi serisi, çıtayı öyle
bir yere koydu ki, bundan sonra çekilecek filmleri kolay kolay beğenmek mümkün olmayacak.
Gandalf ağzıyla filan kuş tutarsa belki!..
Buna rağmen, Peter Jackson’un meseleye olan hakimiyeti ve
hikayeyi aktarma ustalığında asla zaaf yok ve belli bir standardı tutturuyor
film.
Şahsen, bana yeterli gelmedi bunlar, o nedenle Yüzüklerin
Efendisi’ni tekrar izlemeyi istedim. Türe ve seriye aşinaları ikna ve tatmin
edeceği ise aşikar…
Bu arada meraklılara son bir not ileteyim; 2013 mayıs
ayında, editörlüğünü Christopher Tolkien’in (oğlu olur) yaptığı ‘The Fall of Arthur" isimli bir kitabı
çıkıyor büyük ustanın. Ve kitap, Kral Arthur'un son günlerini Mordred'e karşı
çıktığı son seferi anlatacakmış.







Çok güzel ve yerinde inceleme.
YanıtlaSilişte tam da bu yüzden bu serinin hiçbir filmini tavsiye etmiyorum. ortaya çıkan yeni bir dünya ya da paralel evren düşüncesi kimilerini (özellikle de inançsızları) bir nevi alternatif bir inanç sistemine yönlendiriyor. serinin ortaya çıkardığı bu durum bence genç dimağlar açısından endişe verici. zira biz henüz cennet cehennem ve ahiret kavramlarını anlatmakta bu denli zorluk çekerken, maddi anlamda oldukça soyut kalan bu kavramlar belki de bu tür filmlerle zihinlere işleniyor ve yönetmenin hayal dünyası bizim inanç dünyamızdan daha baskın çıkabiliyor.
YanıtlaSilSacma 1 film...
YanıtlaSil