6 Aralık 2013 Cuma

Açlık Oyunları: Ateş, ülkeyi sararken!


Açlık Oyunları, Suzanne Collins’in çok satan ve tüm dünyada hatırı sayılır bir hayran kitlesi oluşturan kitabıydı. Malum; Hollywood, çokluğu gördüğü yere üşüşüp, ne var ne yok devşiren bir endüstri.
Açlık Oyunları’na da aynısını yaptı ve kendi çapında ciddi bir tarz ve muhtevaya sahip kitabı alıp, parodi sektörünün kurbanına dönüştürdü. Bu nedenle filmini beğenmemiştim. Kitabın o derinlikli ve özgün atmosferinin yerini, bir TV dizisine yakışacak arka planla ve ucuz sahneler ile batırma çabasıydı Açlık Oyunları filmi. Buna rağmen yapımcıların yüzünü güldürmüştü.

Bu nedenle vakit kaybetmeden devam ettiler ve bu sefer, ‘film ayrı, kitap ayrı’ farkındalığıyla senaryoyu başkasına sipariş ettiler. Collins, kendi kitabının senaryosunu yazmıştı ilkinde. Ancak, kitabın perdede, sayfada durduğu gibi durmadığını acı bir deneyimle görmüştü. Bu kez, senaryo Simon Beaufoy/Michael Arndt ikilisine (Slumdog Millioner, 127, Toy Story gibi filmlerde imzası olanlar) teslim edilmiş. Dolayısıyla ilk doğruyu daha baştan yapmışlar.

İlkini de işin içine katarak mevzuyu toparlayacak olursak: Bir gençlik romanı olan Açlık Oyunları’nda, uzak ve belli olmayan bir gelecekte Kuzey Amerika’da kıyamet sonrasında kurulmuş Panem’de yaşayan 16 yaşındaki Katniss Everdeen’nın ağzından hikâye edilir yaşananlar. Halk, gelişmiş bir şehir olan Capitol tarafından yönetilirken, her yıl ülkenin on iki mıntıkasından seçilenler, 12-18 yaş arası bir kız ve erkeğin tek kişi kalana kadar savaştığı bir televizyon programı olan “Açlık Oyunları”nda yarıştırılır.


Eleştirmen ve yazarlardan (Stephen King de dâhil) olumlu geri dönüş alan kitap, her ne kadar kimileri tarafından 1993’te yayımlanan Japon romanı Battle Royale’e benzetilse de oldukça ilgi görünce filme çekildi. Yazar Collins kitabı yazarken Yunan mitolojisinden ve günümüz Reality Show’lardan ilham aldığını ifade ederek kaynağını açıklarken, ilk filme senarist olarak dâhil oldu ama film olarak başarılı (gişe hariç) sonuç alınamadı. Hem senarist hem yönetmen olan Gary Gross’un bu başarısızlıktaki rolü azımsanmayacak boyuttaydı.

Serinin ikinci filminde senaryo ekibi ve yönetmen değiştirilerek kitabın ruhuna daha uygun bir dünya tasarlanmış. Ateşi Yakalamak başlıklı film, kaldığı yerden; sistemin ilk kıvılcımla tutuşma ve çatlamasının hemen ardından başlıyor. 12 bölgenin, zorba ve baskıcı başkentin oluşturduğu korku imparatorluğu gölgesinde büyüyen çatlağın sonuçlarına şahit oluyoruz. Korku eşiği aşıldığı için, fedakârlık ve umut yeniden yeşeriyor Panem’de. Ancak, sistem, kendilerini alt eden ikili Katniss ve Peeta’nın boylarını aşan birer sembole dönüştüğünü görerek önlem almaya çalışıyor. Ve her zorba yönetimin yöntemi aynı tabii: yok etmek!

Bir yandan daha büyük bir ayaklanma hazırlıkları içten içe devam ederken, diğer yandan Panem’i belki de sonsuza dek değiştirecek 75. Oyunun hazırlıkları başlıyor…


Zengin bir arka plan ve altyapı sunmayı hâlâ başaramayan ilk Açlık Oyunları, tasvir yerine hisler ve göndermelerle ilerlemeyi deneyerek, filmin klasik hedef kitlesiyle bir bakıma çelişmişti. Ancak ilk filmin gişede neredeyse 700 milyon dolara ulaşması (maliyeti 78 milyon dolardı) geri kalan tüm eksiklikleri sektör adına önemsizleştirmişti. Sanat adına çok anlam ifade etmeyi başaramayan Açlık Oyunları, biraz da yönetmenin arka planından kaynaklanan bir popüler sığlık içeriyordu.

Ateşi Yakalamak, ilk üstünlüğü burada elde ediyor; yani serinin ilk filminin kötülüğü, aşağıda olan çıtanın üzerinden rahatlıkla geçiriyor ikinci filmi. Ancak bunu yaparken de izleyici genç kitle unutulmadan seyreltiliyor her şey.

Ancak hikâyede çok ciddi bir odak farkı var. O da şu; serinin ilk filminde çıkışsızlık nedeniyle birbirine düşürülen kurbanlardan ziyade, ikincide otoritenin bireyler üzerindeki etkisi ve yönlendiriciliğine odaklanıyor. Vesayetin çaresizliği bir payanda olarak kullanıp, korkunun hegemonyasını derinleştirmesini anlatmayı deniyor Ateşi Yakalamak. Şüphesiz bu durum, ilk filmde olmayan bir kreatif ekibin buluşu. Film, sırtını kitaba yaslamasına rağmen, sinema için uyarlama hoşlukları da içeriyor.


Ne ki, tüm bu olumlu gelişmelere rağmen, yine de Açlık Oyunları: Ateşi Yakalamak, arzu edilen seviyeye pek çıkamıyor. Çok sağlam temel çatışmalara rağmen, kolaycılığa kaçarak sonuca ulaşmayı tercih ederek filmin değersizleşmesine yol açıyor.


Serinin ilkindeki pek çok çiğliği aşmış olan Ateşi Yakalamak, her ne kadar arzu edilen düzeyde olmasa da, özellikle hedef kitlesini tatmin edecek düzeyde bir film olmuş.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder