Kocaman sinema perdesi ve şahane ses düzeni ile izlediğimiz belgesel, gözümüz ve kulağımızla iş birliği yaparak kalp ve ruhumuza unutulmaz dokunuşlarda bulunuyor.
Esasen en kadim geleneklerden biridir sesin peşinden gitmek. Tarihin neredeyse her döneminde vardır ses takipçileri. Kimi yitik bir armoniyi aramanın derdindedir, kimi yeni bir ahengin izinde. Nezih Ünen bu geleneğin son temsilcisi belki de. Esasen bir müzisyen… Yıllardan beri kurguladığı projesini uygulama ve nihayet bu hafta vizyona koyma imkanı buldu bu müzisyen/yönetmen. Anadolu’nun Kayıp Şarkıları filmi sadece müzikal değeri yüksek bir film çalışması değil, çok daha fazlası var; birlikte yaşama kültürü denen, neredeyse artık unutmaya başladığımız birtakım kodların sinema perdesinde tekrar karşımıza çıkmış şekli…
En iyisi meseleyi en baştan ele almak…
Rahman Suresi şöyle başlar: “Rahman olan Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. O’na beyanı öğretti…” Kutsal metinden de anlaşılacağı üzere, anlıyoruz ki tarih kitapları bize kendi kökenimiz hakkında çok da sağlam bilgiler vermiyor. Nitekim 1990’lı yılların ortalarında Şanlıurfa’da çiftçilik yapan Mahmut Kılıç, tarlasını sabanla sürerken enteresan bir şey takıldı sabanına. Bir taştı bu ve görünüşe göre epey eskiydi. Taşı alıp müzeye götürdü çiftçi. Ve kısa süre sonra bu köylünün tarihin en eski mekanlarından birini keşfettiğini anladı ilgililer. Göbeklitepe kalıntıları böyle ortaya çıktı. Tamı tamına 11 bin yıllık bir mekandı burası. Uzmanlar araştırma yaptıkça tarihin insanlığın gelişimi hakkında bizleri yanılttığını bir kez daha fark ettiler. Görünüşe göre tarihçilerin bize anlattığı ‘göçebe toplulukların, tarımı öğrenerek yerleşik yaşama geçtiği’ iddiası çok doğru değildi. Oysa Göbeklitepe gösteriyordu ki, “yerleşik yaşama geçiş, avcı-toplayıcı toplulukların, dinsel törenlere katılmak için Göbeklitepe gibi dinî merkezlerde düzenli olarak bir araya gelmelerinin sonucu”ydu.
Anadolu’daki binlerce yıllık geçmişten sadece biriydi Göbeklitepe. İnsanlık tarihi boyunca Anadolu toprakları üzerinde binlerce medeniyet yaşamış ve her kültür damıtılarak kendinden sonraki kültürü oluşturmuştu. Böylesi bir zengin geçmişe sahipti topraklarımız. Esasen bu bile tek başına ülkemizi eşsiz derecede zengin yapıyordu. Ne yazık ki çoğumuz (devletiyle/milletiyle) bu zenginliğin farkında bile değildik.
Ses ise tarih boyunca tüm kültürlerin oluşturduğu temel normlardan biriydi. Nezih Ünen’in filmi bu nedenle çok önemli. Anadolu coğrafyasındaki (referans ayrımı yapmaksızın) tüm renklerin peşine düşmüş sanatçı. Sesin peşinden giderken sinema sanatının tüm güzelliklerini de kullanmış elbette. Ve sonuçta ortaya muhteşem bir ses ve görüntü armonisi çıkmış. Anadolu’nun Kayıp Sesleri bir arayış belgeseli esasen. Hem yitiğimiz olan hem de farkında olmadığımız birtakım zenginlikleri arayışın belgeseli. Kocaman sinema perdesi ve şahane ses düzeni ile izlediğimiz belgesel gözümüz ve kulağımızla iş birliği yaparak kalp ve ruhumuza unutulmaz dokunuşlarda bulunuyor. Film bir tür rehabilitasyon seansına dönüşüyor böylece.
Başta Nezih Ünen olmak üzere böylesi bir projeyi hazırlayanları kutlamak lazım. Zira çok zordur bilirim bu tür projeler. Her türlü imkansızlık ve zorluk karşınıza dikilir ve pes etmeden tamamlamak hem uzun hem meşakkatlidir. Bir tebrik de bu belgeseli vizyona sokan dağıtıcılara. Keşke popülizme inat bu tür filmlerin vizyonda kalması için çaba harcansa...
Anadolu’nun neresinden olursanız olun bu belgeseli izleyin ve sahip olduğumuz kültürel zenginliği film formatında görmüş olun.
























