Kâğıt üzerinde yakışıklı duran proje, filme alınınca kavanoz kapağı aşılamamış ne yazık ki! Tıpkı MFÖ’nün şarkısında dediği gibi: Teoride dersen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta!
Gırgır ve Fırt jenerasyonundan sonra gelen Leman geleneğinin en parlak isimlerindendir Bahadır Boysal. Bu dergide yıllarca çizdiği ‘Teoride ve pratikte Bahadır Boysal’ köşesi ile 80 sonrası şehirli bir gencin güncel yaşamından gözlemleri kimi zaman baltayı taşa vurarak da olsa başarıyla aktardı okurlarına. Yine Leman’da ve yine Boysal’ın çizgisiyle okurlarla buluşan bir diğer çizgi karakter ise Büşra idi. Büşra bir tür ‘ötekini anlama’ çabasıydı ama çizgi dergi sayfalarında alabildiğince sert ve keskindi. Ve -maalesef- tüm diğer algılama ve anlama çabaları gibi ötekine kaba bir şarkiyatçı perspektifiyle bakmaktan öteye geçemedi. Ancak bu bile Leman’ın bulunduğu çevrenin ilgisine yetmiş ki Büşra karakteri sinema filmi olarak çekildi. Bahadır Boysal’ın kaleminden çıkan senaryoyu filme Alper Çağlar almış.
Sosyalleşme insanoğlunun gerçekte nasıl olduğuyla ilgili değildir nedense. Nasıl göründüğüyle ilgilidir. Başı örtülü kızların sosyal alanda varlık gösterme çabaları, her ne kadar iyi niyetle okunmaya çabalansa bile- nihayetinde nasıl göründükleriyle ilgili bir durum oluşturuyor. Dolayısıyla Büşra filmi öncelikli olarak ‘Örtülü Kızlar’ın toplumun bir kesimi tarafından nasıl algılandığı hakkında önemli ipuçları taşıyor bence. Ki Büşra karakteri şöyle bir şey: Muhafazakâr ve varlıklı bir ailenin üniversiteden yeni mezun olmuş, hayata atılmak üzere olan türbanlı kızı. Modern ve progresif arzuları ile ailesinin onu yetiştirdiği ve alışkın olduğu değerler kendi içinde bir çelişki hâlindedir. Zeki, maneviyata önem veren ve yaşından öte bir bilgeliğe sahip olmasına rağmen muhafazakâr veya liberal Türkiye arasında nereye ait olduğunu çözememektedir.
Bir de hikâyesi var tabii Büşra’nın: Ailesinin istediği ve klişe (hatta karikatür) bir damat adayına yüz vermeyip nihilist ve agresif bir yazara meyleder. Eh elbette bu karakter ‘karşı’ kamptandır! Kabul edelim ki, iliğine kadar klişe olan hikâye bu memlekette her zaman iş yapar sevgili okur. İş yapar yapmasına da, bu onu değerli kılmaz. Zira her kamp kendi vizörü ile algılar ve algılatır. Nihayetinde hikâye eğer sanatın evrensel kurallarına riayet ediyorsa kalıcı ve değerli olur. Yazar ve yönetmenin Büşra filminde alabildiğince hassas ve mesafeli olduğunu kabul etmek gerekir. Hatta objektiflikten ziyade bir iyi niyet sızıp duruyor filmden.
Lakin yeterli midir bu iyi niyet?
Cevaptan önce bir anımı sizinle paylaşmak isterim. Epey zaman oldu evde oturmuş TV izlerken Hülya Avşar’ın programına denk geldim. Avşar, karşısına aldığı ufak tefek bir örtülü kız ile konuşuyordu. Giyim kuşamıyla ‘ben aykırıyım’ diye vaveyla koparan bu kardeşimiz kendince bir şeyler izah ederken, derdini anlatmaktan ziyade, izleyeni utandıran bir eziklikle meşrulaşma çabası gösteriyor, gösterdikçe küçülüyordu. Öyle bir an geldi ki Avşar ‘hele bir ayağa kalksana’ deyiverdi. Normalde fikirleri için stüdyoya çağrılmış olan bir konuk, o anda robot gibi o emre itaat edip ayağa kalktı. Önümüzde marjinal kostümüyle örtülü bir ‘öteki’ vardı artık! Ne ki bu da kesmedi Avşar kızını. ‘Hele bir kendi etrafında dön bakalım’ deyiverdi. Kendi ekseninde dönen kız utançtan kamburunun içine saklandı âdeta ama denileni de yaptı. ‘Şimdi oturabilirsin’ direktifiyle yerine geçerken sanırım içinden ‘bu iş tamam’dır demiştir.
İşte Büşra da böylesi bir tip. Nadir de olsa aslında yaşayan bir karakter. Öğrenciliğimden beri tanırım ‘söylemde radikal, eylemde liberal’ bacılarımızı. Ki mevzu bahis bacımız hayatının büyük kısmını kendi çevresine çakarak karşı köşeye meşru ve kabul edilir olmaya harcıyor hâlâ! Dediğim gibi filmin karakterleri gerçek. Lakin filmin sorunu kahramanlarının gerçekliği değil, durduğu nokta!
Geçtiğimiz hafta Yeni Şafak gazetesinde yönetmen Mesut Uçakan ile yapılan bir söyleşi yayımlandı. Uçakan, Büşra filmini izledikten sonra Takva filmini de içine alarak kendi filmleri ile bu tür filmler arasındaki fark ve benzerlikleri anlatmış. Söyleşinin bir yerinde şöyle diyor: “Üstad Necip Fazıl, bu tür tipler için ‘Kavanozu dıştan yalayanlar’ diyor. Bunlar balı ne kadar tarif edebilirler ki. Büşra’da bu tür kafa karışıklığını çok gördüm. Film boyunca, ‘inançsız yazar’ ve ‘türbanlı Büşra’ tipleri üzerinden hoşgörü ve birlikte yaşama mesajları verilmeye çalışılırken, finalde beklenmedik bir şekilde Atatürk büstü önünde “türbanını at gel’ çağrısı yapılıyor. ‘Bize gelirsen yalnız kalmazsın’ gibi militan bir noktaya varılıyor.”
Harika bir tespit. Büşra filminin klişelerinden arta kalan en önemli kusuru da bu sanırım: Hani tamam farklısın sana saygı duyuyoruz ama ışıkları kapamadan önceki son tablo da bizim görmek istediğimiz tablo olmalı! Kaba görüntü her ne kadar “Yok aslında farkımız, tek farkımız örtünüz!” olsa da, ele aldığı karakterin iç dünyasına kavanozun dışından bakmaktan geri duramıyorlar. Yanlış anlaşılmasın, bundan dolayı bırakınız kınamayı, anlıyorum yazarı da yönetmeni de… Hatta biraz önce ifade ettiğim gibi çok çok dikkatli bir dil kullanıldığını bile düşünüyorum.
Ama ne yazık ki yeterli değil bu dikkat!
MFÖ’nün şahane bir şarkısı vardı yıllar önce: Ali Desidero... Hatırlarsınız, taksiye bindiği zaman kolunu dışarı sarkıtan Ali’yi... Recep İvedik’in bir sürüm eski modeli… Bu şarkıda geçen bir felsefe var: idiotloji… İşte Büşra’nın çizdiği karakter bu felsefi akımın bir ferdi gibi geliyor perdeden üzerimize. Ki söyledim de, sadece perdede de değil Büşra’lar. Sokaktalar, internetteler, radyodalar, televizyondalar... Yaman gibilere yanaştıkça meşrulaştıklarını düşünüyorlar ve sanıyorlar ki esas sorun baştaki bir metrekarelik bir bez parçasıdır!
Tekrar filme dönecek olursak, tıpkı Takva gibi iyi niyetle yola çıkılmış ama anlatmak istediği karakterin kartonluğundan başka bir şey yapamamış, ziyan olmuş bir film Büşra. Kâğıt üzerinde yakışıklı duran proje, filme alınınca kavanoz kapağı aşılamamış ne yazık ki! Tıpkı MFÖ’nün şarkısında dediği gibi: Teoride dersen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta!
Büşra
Yönetmen: Alper Çağlar
Oyuncular: Mine Kılıç, Tayanç Ayaydın, Coşku Cem Akkaya, Çiğdem Batur, Kaan Urgancıoğlu
Tür: Dram
Süre: 105 dakika
2009, Türkiye


























