En az sinema sektörü kadar, insanımız da yeterince hazır
olmadığı için, tarihe, özellikle yakın tarihimize ait film konusunda epey
şansız bir ülkeyiz. Teknoloji, bu işe girişecek gözü pek yapımcılar ve
izleyicinin de, artık her türlü yüzleşmeye nispeten hazır olması, tarihi
filmler konusunda büyük adımlar atılmasını sağladı. Son iki yıldır bu anlamda
epey zengin bir liste var elimizde.
Şüphesiz bu durum, filmlerin kalitesi konusunda belli bir
garanti içermiyor. Öyle olmasını da kimse beklememeli zaten. Başka türlerde
olduğu gibi, tarihi filmlerde de iyi/kötü örnekler olacaktır. Fakat üzülerek
ifade etmek gerekiyor ki, tarihsel filmler açısından, manzara çok iç açıcı
değil.
Kastettiğim filmler elbette gerçek tarihe dayanan örnekler
için. Yoksa fantastik tarihi filmler açısından Türk sineması geçmişin de
gerisinde, diyebiliriz.
Eve Dönüş-Sarıkamış 1915, gösterime giren son örneklerden
biri. Film, ismi ve afişiyle tarihsel bir trajedinin hikayesi gibi görünüyor.
![]() |
| Zorlu şartlarda film çekmek cesaret işi, hele ki bu film tarihsel bir gerçekliğe dayanıyorsa. |
Toplumların belleklerinde yer etmiş kolektif acıları vardır.
Bu ortak acılar, sinema için oldukça cazip malzeme sunarlar. Açıkçası Eve Dönüş
filmi, ismi, afişi ve fragmanıyla
böylesi bir beklenti oluşturuyor. Ancak tam olarak bu beklentiye karşılık gelen
bir film değil Eve Dönüş-Sarıkamış 1915. Hatta bir adım ileri giderek, filmde
Sarıkamış olayının olmadığını bile söylemek mümkün. Belki, etkileri ve
sonuçlarına dair minimal tablolar var, diyebiliriz.
İnsan öyküsü üzerinden tarihe bakmak şüphesiz güzel bir
tercih. Meseleyi kuru bir yakın tarih perspektifi ve bol hamasetle anlatma
kolaycılığı varken, zor olana soyunmak demek. Ancak gerek metinden, gerekse
çekimden kaynaklanan kusurları da yok değil filmin.
Hikaye şöyle: Doğu Anadolu Bölgesi Ocak 1915 tarihiyle artık
hiç kimseye ait olmayan, belirsizliğin ve karmaşanın hüküm sürdüğü bir yere
dönüşmüşken, ne Rusların, ne de Osmanlı’nın tam olarak sahip olamadığı, yönetim
ve otoriteden yoksun bu bölgede kaderlerine terk edilen insanlar, kendilerini
daha önce karşılaşmadıkları bir hayatta kalma mücadelesi içinde bulmuşlardır.
![]() |
| Filmin harici çekimlerdeki görselliği, özellikle genel planlarda şaşırtıcı derecede başarısız. |
Bakü’de görevli Hariciye Nazırlığı Kalem Müdürü’nün eşi Gül
Hanım ve kızı Nihan, onlara Erzurum yolunda eşlik eden Hariciye Nazırlığı
mensubu Saci Efendi, zorlu ve sert kış koşullarının hakim olduğu bu kimsesiz
topraklarda yol alırken savaşın ortasında kalmış, harabeye dönmüş ve terk
edilmiş bir köye ulaşırlar. Issızlığın ortasında ki bu köyde geçirdikleri ilk
akşamlarında yalnız olmadıklarını öğrenirler. Bir yandan eve dönmenin
çarelerini ararken, diğer yandan karşılaştıkları bu insanlarla önce gizli,
ardından aleni bir mücadeleye girişirler.
Dört satırlık epigrafla meselenin tarihsel yönünü çözerek
giriyor filme. Şüphesiz bu en bilinen ve işleyen bir tercih. Ancak Eve Dönüş,
esas sıkıntıyı filmin ilk bölümünde barındırıyor. Kahramanlar ve hikayeleriyle
ilgili oldukça cimri davranarak seyirci ile aralarına küçümsenmeyecek bir
mesafe koyuyor. Bu, 'Neredeyse hiç bir şey anlatmamak' durumu giderek bir
sarmala dönüşürken, hikayeye yeni karakterlerin girmesiyle yapısal olarak
nispeten kırılmaya çalışılırken de, bu kez klişeler ve senaryo zaafları devreye
giriyor.
Filmin (ilk bölümünün) en ciddi eksikliği merak duygusunu
oluşturamaması. 80 dakika boyunca izleyiciye 'acaba ne olacak?' sorusu
sordurulmuyor, o dakikadan sonra da makas
değiştiriyor film. Amerikan korku-gerilim güzergahına giriyor.
![]() |
| Özellikle mekanlarda ve dahili dekor, aksesuarlardaki emek gözden kaçmıyor. |
Öyküye ortasından sonra dahil olan iki asker (Sami ve
Mahmut) filmi ait olduğu alana, dramaya çekerken, bu kez his ve tipleme klişesi
zarar vermeye başlıyor filme. Yüzü gözü kapalı, ürkütücü asker Mahmut, senaryo
karaktere anlamak için yaklaşmadığından dolayı, tipik bir Hollywood canavarına
dönüştürülüyor adeta. Keza Serdar Orçin'in olağanüstü yorumuyla filme tahammül
soluğu getiren Sami'nin öyküsünü son derece mantıksız şekilde neredeyse final
sekansında görüyoruz. Ve son derece zorlu bir mekanda, kırık ayağıyla
bıraktığımız Saci Bey'in akıbetiyle ilgilenmiyor senaryo. Olmayan bir yan öykü,
öylesine tamamlanmadan kalıyor filmde.
Uğur Polat'ın oyunu ve karakterin gizemiyle nispeten belirli
bir tolerans payıyla takip ettiğimiz Saci Efendi karakterinin bırakınız öyküsü,
neden orada olduğu faslı dahi net olarak belli olmazken, hikayedeki mekanik
sıkıntılar, Saci Bey/Gül hanım/Nihan ilişkisini de sarih bir şekilde perdeye
yansıtamıyor.
![]() |
| Serdar Orçin, filme dahil olduktan sonra hikayeyi sırtlıyor. |
Zeynep ve Ali'nin hikayesi ise daha büyük bir muamma. Oysa, zor şartlarda bir arada bulunmak durumunda kalmış, toplumun değişik katmanından
8 farklı karakterin iç dünyaları ve birbirleriyle olan ilişkileri gibi, son
derece bakir bir alan açıyor film.
Eve Dönüş, aynı mekana sıkışmış sınıf farklılığı olan
insanlar arasındaki çatışmayı temel kavramlar üzerinden yürütmek yerine, aniden
korku-gerilim dozunu yükseltmeye başlıyor. Karakterlerin neredeyse hiçbirini
derinleştirmiyor. Hikaye, savrulduğu bu yeni kulvarda daha önce denenmiş pek
çok stilizasyondan da nasibini alıyor doğal olarak. Açlık, insan eti yeme,
çetin tabiat şartlarıyla klişe bir 'Survival-Hayatta kalma' meselesine
dönüşüyor. Film, tam da bu anlarda Sarıkamış ile olan tüm bağlarını koparıp,
tanıdık bir tür filminin kolaycılıklarına sığınıyor.
![]() |
| Filmin senaryosundaki kararsızlık bir noktadan sonra yoruyor. Ana karakteri karların ortasında bırakıp tekrar dönmüyoruz mesela! |
Filme antogonist perspektifle yaklaşıldığında şöyle bir
durum var: Başta zor tabiat şartlarına karşı verilen mücadele, filmin
ortasından sonra, iki askerin 'kötü'nün yanına yerleşmesiyle değişmeye
başlıyor. Senaryo (dolayısıyla yönetmen) burada tercihini Hollywood
klişelerinden yana yapmasa, insanların hangi şartlarda neye dönüşeceğine dair
bir yöntem tercih etse, çok daha etkili olacakken, kötücüllüğü hazır şekilde
sunuyor seyirciye. Finale doğru, bu algıyı kırmaya çabalaması da, açıkçası çok
işe yaramıyor. Sami'nin epey geç şekilde gelen hikayesi anlatılanları ve
etkisini değiştirmeye yetmiyor ne yazık ki!
Filmin görüntü yönetimi enteresan. Genel plan dış çekimlerde
gözle görülür bir kalite sorunu var. Belki yanlış lens tercihi, belki mekan
zorluğundan kaynaklanıyor bilmiyorum ama Eve Dönüş, muhteşem tabiat
görüntülerini aynı etkileyicilikte perdeye yansıtmakta yetersiz kalıyor. Açıkçası,
yönetmenin bir fotoğrafçı olduğunu öğrendiğimde daha çok şaşırttı beni bu
durum. Bunun tam tersi olarak iç çekimlerde çok ciddi bir kalite ve başarı var.
Yönetmenin ilk filmi olmasına rağmen, hassaten ilk yarıda anlatımı şahsen çok
beğendim.
Bununla beraber kostüm ve mekan tasarımları da etkileyici
filmin. Harap olmuş köy, mezbeleliğe dönüşmüş viraneler, giysiler.... Hepsi
kusursuz. Makyaj da öyle... Film ilerledikçe şartlardan etkilenen bedenler,
tahriş olan yüzlerin kademeli perişanlığı kusursuz. İki askerin tüm klişe
tiplendirilmelerine rağmen, makyajları çok inandırıcı.
Her şeye rağmen ucuz hamasetten uzak, neyi, nasıl
anlatacağını bilen, bir ilk film için başarılı sayılabilecek bir film Eve
Dönüş.






































