İnsanoğlunun bilinmezliğe olan merakı çoğu zaman başına iş
açıyor. Belki de bu sıkıntılı süreci hiç başlatmamak için mevzuyla alakalı tüm
hikâyeler ciddi bir tutuculuk içerir. Varlığın görünen yüzündeki hikmeti idrak
etmek yerine, görünmeyen üzerine kafa yorup gereksiz vesveselerle hayatı zindan
etmeyi başaran yine insanoğlunun bizzat kendisi oluyor.
Ouija – Ölüm Alfabesi, sinemanın daha önce belki bin kez ele
aldığı ‘öteler’ ile iletişim kurma merakı konusuna araçları ön plana çıkararak
yeni bir açılım getir-e-meyen korku filmlerinden biri. Korkular ile kültürler
arasında inanç farklılıklarından dolayı ciddi ve sıkı bir ilişki olduğu malum.
Bu ilişki sebebiyledir ki, bir kültürde ödü patlatan kimi imge ve araçlar başka
kültür için hiçbir anlam ifade etmeyebiliyor. Ölüm Alfabesi, ‘gayb’ âlemiyle
iletişim kurmaya çalışan bir iletişim tahtası etrafında gelişen korku hikâyesi.
Biraz da Hasbro’dan bahsetmek lazım sanırım. Hassenfeld
Kardeşler tarafından neredeyse 100 yıl önce, 1923’te Amerika’da kurulan oyuncak
şirketi olan Hasbro, bugün dünyanın her yanına dağılmış 10 binden fazla
çalışanıyla durmaksızın oyun ve oyuncak üretiyor. Bu çok uluslu şirket popüler
olan ne varsa alıp bir şekilde oyun ve oyuncağa dönüştürmeyi başarıyor. Ünlü
çizgi şirketi Marvel ile anlaşmaları var. Transformers’ın hakları onlarda, Star
Wars oyun ve oyuncaklarını da onlar yapıyorlar. Ouija, bir Hasbro oyunu olarak
özellikle Amerika’da çok popüler. Şirket ölüm ve ahiret gibi kavramları da oyun
ve oyuncak yapabilecek bir ticari zekâya sahip. İşte filmimiz bu oyundan yola
çıkılarak yazılmış.
Mevzu şu: Çocukluk arkadaşı Debbie’nin ani ölümünden sonra
Laine, Debbie’nin arkadaşı Pete ile birlikte odasında antika bir ‘ruh çağırma
tahtası’ keşfeder ve en yakın dostuna hoşça kal demek için onu kullanmaya çalışır.
Meraklı genç kız sorular sormaya başlayınca, mesele şekil değiştirmeye ve
Debbie’nin ölümündeki gizem ortaya çıkmaya başlar. Laine tahtanın sahibi olan
ruhun kendisine DZ dediğini fark eder. Dahası, çağrılan şey her neyse pek
gitmeye de niyetli değildir.
Klasik ‘ruh çağırma’ hikâyesine polisiye ve gizem unsuru da
eklemeyi deneyen film pek çok açıdan sorunlu.
Filmin yönetmeni Stiles White aslında bir teknik eleman. Pek
çok önemli filmin özel efekt ekibinde yer almış. Özellikle Altıncı His ve
Kehanet White’ın yer aldığı mühim filmler arasında bulunuyor. Hollywood korku
sinemasının popüler isimlerinden olan Juliet Snowden ile beraber yazmışlar
senaryoyu. Ölüm Alfabesi Amerikan korku sinemasının klasik sınırlarını
aşamadığı gibi, klişe sahnelere takılmayı da çok dert etmiyor.
İhtimal ki çektiklerini ‘masada’ kurtarabileceğinden emin
olan yönetmen, meselenin diğer kısımlarını çok fazla önemsemeden yapmış
filmini. Bu sebeple Ölüm Alfabesi, pek çok aksayan yönünü ses ve görüntü
efektiyle yamayarak kurtarmayı deniyor ama hikâyenin dağınıklığı, meseleyi
(Hollywood standartlarında bile) son derece yüzeysel ele alışıyla değerinden
çok şey yitiriyor.
Filmin kendine muhatap aldığı kitle şüphesiz çok derinlikli
bir şey beklemiyor ancak yine de belli standartları olan bir alanda kamera
hareket ettiriyor Ölüm Alfabesi. Teknik ve görsel yönden belli bir seviye
tutturmayı başaran film, onun dışında kalan tüm yönlerden geçer not alamıyor
maalesef.
Önünü çarptığı kafasının arkasından kan boşalması gibi
görsel tutarsızlıklar neyse de, filmin en gerilimli planlarındaki akla ziyan
diyaloglar sadece seyir keyfini yerle bir etmiyor, aynı zamanda güçlükle bir
nebze yükseltebildiği ilgiye de zarar veriyor!
Klasik Batı tipi ruh-cin çağırma hikâyelerine ve evdeki
eşyaların bir anda nasıl düşmana dönüşebileceğine dair hâlâ merakı olanları
tatmin edebilecek zayıf bir film Ölüm Alfabesi.





























