Hep böyle olur; bir hikayenin finalinde tıkanıklık olunca,
müellifleri işin başına dönüp, ‘mevzu nasıl başladı’ kısmına girişirler.
Sanırım bu tıkanıklığı aşma yöntemi en çok bilim kurgu türünde işe yarıyor. Ve
şüphesiz 1984 yılında sinemanın yaşayan dâhilerinden olan James Cameron’un
sağlam bir şekilde köklerini yerleştirdiği Terminator bu iş için en şahane
örneğimiz. Çekildiği sene sadece kullandığı görsel efekt teknolojiyle değil (ki
serinin ikincisi en önemlisiydi) konusuyla da yaşayan bir karakter oldu tüm
kahramanları. Hikaye ilerledi, değişik oyuncu ve yönetmenler ile farklı
maceralara uğradı ama özü hiç değişmedi. O kadar ki, TV serisine döndüğünde
bile Terminator ruhu yaşadı.
Bir şey daha var; sanırım izleyicilerin de hoşuna gitmiş
olacak ki, daha önce metaforik olarak kullanılan pek çok unsur bu tür seri
filmlerde giderek yüzeye çıkıyor ve artık doğrudan veriliyor. Terminator:
Yaratılış da bu çizgiden sapmıyor ve Kitab-ı Mukaddes’e sırtını yasladığını
gizlemeye ihtiyaç duymadığı gibi, diyaloglara da açıktan açığa yediriyor.
İsminden başlayarak yaptığı minik kelime oyunlarıyla Hıristiyan kültürüne atıf
yapmaktan haz alıyor. Daha önceki Terminator’lerde çok fazla katman sıkıntısı
çekmeyen yapımcılar özellikle son iki filmde ihmal ettikleri kısmı tamamlıyor
ve bunu çok iyi görsellikle destekleyerek popüler sinema izleyicisi için iyi
bir seyirlik ortaya çıkarırken, kalıcılığı da olabildiğince uzatıyorlar.
Filme geçecek olursak, başrol oyuncusu Arnold
Schwarzenegger’in fiziksel yıpranmışlığını bile bir mizah unsuru olarak
yedirmeyi başaran son Terminator “Genisys – Yaratılış” başlarda ‘eh bunları
biliyorduk’ hissi veren ancak özellikle ikinci yarısının başından itibaren yeni
şeyler söyleyen ve şaşırtmayı başaran bir yapıya sahip. Hikâyemiz şu: Yine
gelecekteyiz, insanlar ve makinalar arasında amansız bir savaş yaşanmaktadır.
İktidarı elinde tutan bilgisayar tıpkı Matrix’teki gibi insanların zaafından
yararlanarak kendine hain de bulabilmektedir. Akabinde ve detayında İnsan
direnişinin lideri John Connor emrindeki asker Kyle Reese’i annesini korumak
için geçmişe yollar. Aslında bunun tam bir koruma amacı olmadığını Çavuş Reese
haricindeki cümle âlem de bilmektedir! Ancak zamanda yapılan bu seyahatler
kaderde kırılmalar meydana getirir ve tamir etmek, aynı zamanda makinanın
iktidarını engellemek için yılanın başını küçükken ezeceksin felsefesiyle
günümüze sıçrama yapar kahramanlarımız. Bugün basit oyun, sosyal medya ve
eğlence cihazları olarak herkese derisi kadar yakın olan cihazların ileride
başımıza bela olacağını bildikleri için şeytanın kökünü daha güçlenmeden
kurutmayı hedeflemektedirler. Ve tabii olaylar, olaylar...
Başta da belirttiğimiz gibi, iyiler ve kötüleri
alabildiğince kadim ve kavramsal karakterler üzerine oturtmayı başaran
Yaratılış, görsel efektin de yardımıyla epey kafa karıştıran sürprizlerle
ilerliyor. Ahir zaman çağında sabah iyi olarak uyanın biri akşam olmadan bir
anda şeytanlaşabildiği gibi, şeytan zannettiklerimiz bir şekilde iyilerin
safına geçiyor. Terminator: Yaratılış’ın en önemli özelliği bu; sürekli yer
değiştiren, iyi ile kötü arasında salınıp duran robotlar ve insanlar. Mutlak
tek kötü var: bilgisayarlar!
Esas robot (artık dede olmuş ‘moruk’tur) saç sakal beyazlamış,
hareket ve tavırlarıyla Cüneyt Arkın tadında bir koruyucu olmuştur. Yaşlıdır
ama antika değildir (Bu kendi ifadesidir). İçi çürümediği için (robottur zira)
formundan pek bir şey kaybetmediği gibi, feragat ve fedakarlıkta insanlara
örnek gösterilecek erdeme bile sahip olmuştur. Üstelik (zoraki de olsa)
sırıtabilmektedir bile! Sarah Cannor’un bir yerde dediği gibi kimi sevse üç gün
yaşamadığı için, insanlara mesafelidir ama gelecekteki direniş onun soyuna da
bağlıdır. Bu sebeple işin romantik sosu da bulunmuştur ve gelecekteki çavuş ile
geçmişteki Sarah arasında melodram tadında bir aşk da yaşanacaktır.
Uzatmayayım; içine Mesih, peygamber, şeytan, melek gibi pek
çok kadim kavramı fazla metafor bulamacına daldırmadan doğrudan enjekte etmeyi
tercih eden Terminator: Yaratılış, başları kolaj tadı veren, gittikçe
ilginçleşen bir yapıya sahip. Yine de insan izledikten sonra eve gelip Mahşer
Günü’nü bilgisayardan izleme ihtiyacı hissediyor. Sonrasında fişleri çekmeyi
unutmamak lazım!



































